Habil İle Kabil

By | 1 Ağustos 2019

 

HÂBİL İLE KABİL

Hazreti Adem (Aleyhisselam), yüz yıldan sonra Hazreti Havva (Radiyellahu anha) yaklaştı. İlk batında Kabil ile kız kardeşi Lııbud ikiz olarak doğdu. İkinci batında Hâbil ile kız kardeşi Iklima doğdu. Allâhü Teâla, birinci batında doğanı ikinci batında doğanla, ikinci batında doğanı da birinci batında doğanla, iki batın arasındaki evlenmede birbirine muhalefeti korunmak sureti ile evlendirmesini Haz-reti Âdem (Aleyhisselam). emretti.

Hazreti Âdem (Aleyhisselam), Hâbil’in ikiz kız kardeşiyle evlenmesini oğlu Kabil’e, Kabil’in kız kardeşiyle evlenmesini ae oğlu Hâbil’e emretti. Hâbii, Kabil’in kız kardeşi ile evlenmeye razı oldu. Kabil ise Hâbil’in kız kardeşi ile evlenmekten kaçındı ve kendi ikiz kız kardeşiyle evlenmeye özendi.

Hâbil, Kabil’e başvuru; kardeşini kendisiyle evlendirmesini istedi. Kabil, Hâbil’in dileğini kabul etmesi ve “O benimle birlikte doğan kız kardeşimdir. Kendisi, senin kız kardeşinden daha güzeldir. Onunla evlenmeye ben, senden daha layık ve müstahakım!” dedi.

Gerçekten de, Kabil’in kız kardeşi çok güzel, Hâbil’in kız kardeşi ise çirkindi.

Hazreti Âdem (Aleyhisselam), Allâhü Teâlâ tarafından kendisine emrolunanı, Hazreti Havva (Radiyellahu anha)a da haber verir “Kabil’e emret, Hâbil ile doğan kızla evlensin! Hâbil’e de emret, Kabil ile doğar kızla evlensin!” dedi.

Hazreti Havva (Radiyellahu anha) bunu oğulanna söyledi. Hâbil razı oldu. Kabil ise kızdı.

“Bu ancak, onun (Hazreti Âdem (Aleyhisselam) re’yidir! Hayır! Vallahi Allah bunu, hiç bir zaman emretmez!” dedi. Babasına da:

“Ey Âdem! Bu senin işlerindendir!” dedi. Hazreti Âdem (Aleyhisselam), Kabil’e kız kardeşini, Hâbil ile evlendirmesini emretti. Fakat Kabil kabul etmeye yanaşmadı. Hazreti Âdem (Aleyhisselam).

“O sana helal değildir!” dedi ve kızdı:

‘Gidiniz! İkiniz de Allâh’a birer kurban takdim ediniz! Hanginizin kurbanı kabul olunursa o, bununla evlenmeye diğerinden daha layık olur! Hanginiz onunla evlenmeye layık ise Allâh, semadan bir ateş indirir, onun kurbanını yakar!” dedi. İkisi de bu teklifi kabul ettiler.

Hâbil davar sahibi idi. Birçok davarı vardı. Kurban için, davarının süt ve kaymak gibi en nefis gıdasını hazırladı.

Kabil ise çiftçi idi. Kurban için ekininin en kötüsü olanından aldı.

Kurbanlarını yaklaştırmaları kendilerine emrolununca, Hâbil davarının en değerlisini, semizini ve güzelini, gönlünden koparak; Kabil ise pek çok buğday başağı bulunduğu halde, elinde onları ufalayıp yemiş, ancak bir avuç kötüsünü, hem de gönülsüz olarak takdim etmek üzere Nevz dağına çıktılar.

Bu esnada Hazreti Âdem (Aleyhissselam) da yanlarında idi. Hâbil ile Kabil, kurbanlarını oraya koydular. Kabil, Hâbil’e:

“Ben senden büyüğüm! O, benimle birlikte doğan kız kardeşimdir. Ben onunla evlenmeye senden daha layıkım!” diyerek övünüyordu. O zaman Hâbil yirmi yaşında, Kabil de yirmi beş yaşında idi.

Hazreti Âdem (Aleyhissselam) Rabbine dua etti.

Hâbil, kalbinde Allâh’ın takdirine rıza ve emrine boyun eğme duygusu taşımakta idi. Çünkü o, temiz kalpli idi.

Kabil ise içinden “Benim kurbanım ister kabul olunsun, ister kabul olunmasın, umrumda değildir. Hâbil, hiç bir zaman benim kız kardeşimle evlenemeye-cektir!” dedi.

O sırada gökten bir ateş inip Hâbil’in kurbanını yaktı. Onun kurbanı kabul olundu. Kabil’in kurbanı ise uzaklaştırıldı. Kabul olunmadı.

Kabil, kurbanının Allâhü Teâlâ tarafından reddedilişine kızdı. Kendisinin kalbindeki kıskançlığı ve azgınlığı kabardı.

Hâbil davarının başına gitmişti. Kabil, onun yanına varıp;

“Ben seni muhakkak öldüreceğim!” dedi. Hâbil:

“Beni ne için öldüreceksin?” diye sordu. Kabil:

“Çünkü Allah, senden kurbanını kabul etti. Benim kurbanını kabul etmeyip bana geri çevirdi. Demek sen, benim güzel kız kardeşimle evleneceksin! Ben ise, senin çirkin kız kardeşinle evleneceğim! Sonra da herkes, senin benden daha hayırlı ve üstün olduğunu söyleyecekler. Bundan sonra da senin çocukların, benim çocuklarıma karşı övünecekler.

Demek sen, halkın içine gideceksin. Onlar, senin takdim ettiğin kurbanının kabul olunduğunu, benim kurbanımın ise geri çevirildiğini öğrenecekler.

Hayır! Vallahi halk, ne beni, ne de seni, senin benden daha hayırlı olduğunu göremeyecektir! Ben seni muhakkak öldüreceğim!” dedi. Hâbil:

“Benim günahım nedir? Allâhü Teâlâ ancak, kendisinden korkanların kurbanını kabul eder” dedi.

Dağların başlarından aşağı kayıp Kabil’in elinden kurtuldu ise de Kabil, onu öldürmek için fırsat kollamaya devam etti.

Hâbil günlerden bir gün, dağda davarlarını otlattığı ve kendisi de orada yatıp uyuduğu sırada Kabil, onun yanına vardı. Yerden kaldırıp başına vurduğu kaya parçası ile Hâbil’i öldürdü.

Kabil, Hâbil’i akşamleyin öldürmüştü. Ertesi günü sabahleyin “Ne yapıyor?” diye ona bakmak için gitti.

Hâbil, yeryüzünde Âdemoğullarından ilk ölen kimse olduğu için Kabil, onun ölüsüne ne yapacağını bilemiyordu.

 

O sırada Allâhü Teâlâ iki karga gönderdi. Onlar birbirleriyle kavga ettiler. Biri, diğerini öldürdü. Sonra gagası ve iki ayağı ile bir çukur kazıp öldürdüğü kargayı onun içine itip bıraktı ve üzerini toprakla örttü. Kabil, onun yaptığını gördü ve o şekilde kardeşini gömdü ve yeryüzündeki ilk cinayeti işlemiş oldu…