Mekke Müzesi

By | 1 Ağustos 2019

Mekke Müzesi, hacca ya da umreye gelen hemen herkesin muhakkak uğraması gereken önemli bir yer. Burada sahabe döneminden, Emevî, Abbasî, Memlüklü ve Osmanlı’ya kadar birçok medeniyetin Haremeyn’e hizmet delillerini görüyorsunuz. Kitabeler, tarihî objeler ve daha nice mimari obje ve eşya sizi geçmişe götürüyor.
Mekke Müzesi’ni ilk ziyaret ettiğimde bir hayli şaşırmış ve sevinmiştim. Çünkü tarihî eserlerin bir kısmının korunarak bu şekilde sergilenmesi arzu ettiğim bir şeydi. Müzeyi gezerken gördüğüm ecdat yadigârı birtakım eserler beni bambaşka iklimlere götürmüştü. Bu defaki ziyaretimde ise bu güzellikleri başkalarıyla paylaşacaktım. Bizi müzeye götüren otobüsün şoförü doğma büyüme buralıydı ve Mekke’nin yerlisiydi. Mekke’nin hemen her şoförü gibi o da otobüsü gözü kara sürüyordu. Sohbetimiz esnasında kendisine Türkiye’den geldiğimizi söyleyince hemen Osmanlı’yı hatırladı ve, “Benim babam
II. Abdülhamid’in parasını görmüş. Onun buradaki yaptıklarından çok istifade etmiş,” diyerek onları hayırla yâd etmeye başladı. Sözünü, “Osmanlı sağlam Müslümandı,” diyerek bağladı.
Az sonra müzeye geldik. Burası Kabe örtüsünün dokunduğu binanın hemen yanında bulunuyor. Giriş ücretsiz ve eğer bir grupla geldiyseniz içeriye ancak randevu ile girebiliyorsunuz. İlk girişte sizi Mescid-i Haram içerisine tarih boyunca yerleştirilmiş taş ve tuğla kitabeler gibi mimari unsurlar karşılıyor. Hemen her yerde Osmanlı’yla alakalı bir şeyler görebiliyorsunuz. Kanunî Sultan Süleyman, 11. Selim, 111. Murad başta olmak üzere, 1. Abdiîlhamid ve Sultan Abdülmccide kadar birçok padişaha ait hatıralar var. En dikkat çeken şeylerden birisi, Kabe’nin bir dönem içinde bulunmuş ve çatısını taşımış olan ahşap paye. Yaklaşık 1500 yaşında olduğu tahmin edilen hu pâye Hz. Ebubekir in’r” torunu Abdullah bin Zübeyr tarafından Kabe’nin içine yerleştirilmiş. Emevî kumandanlarından zalimliğiyle meşhur Haccac, Kabe’yi kuşattığında mancınıklarla Kabe’ye zarar vermiş, Hz. Abdullah da zarar gören yerleri sonra tamir ettirmiştir. Bu tamir sırasında Kabe içindeki allı sütun üçe indirilerek yenilenmiştir. İşte bu ahşap pâye o günlerden kalma. Duvarda Yesârizâde’ye ait çok güzel bir kitabeyle karşılaşıyoruz. Bir de kuyu var müzede. Bu, Kabe’nin yanında yüzyıllarca duran meşhur tarihî zemzem kuyusudur. Günümüzde kuyunun olduğu yerde elektronik bir sistem olduğu için asıl kuvu müzeye getirilmiş.

III. Murad’ın, Mescid-i Nebevinin minberi için yaptırdığı kapının karşısında duruyor ve İstanbul’da Topkapı Sarayında bulunan Hırkayı Saâdet için yaptırdığı altın muhafazayı hatırlıyorum. Osmanlı sultanlarının buralara hizmet konusunda birbirleriyle yarıştıklarını anlıyorsunuz bu nadide eserleri gördükçe. Yavuz’un, hutbeyi okuyan hatibin Hâkimul-Haremeyn demesi üzerine ok gibi yerinden fırlayıp, “Hâkimul-Haremeyn değil Hâdimü’l-Haremeyn deyin biz buraların ancak hizmetçisi olabiliriz.” sözlerini ardından gelenler çok güzel özümsemişler ve buralarda gerçekleştirdikleri hizmetlerle de vefa hislerini tablolaştırmışlardı. Müzedeki her bir parça aklımıza nice farklı sima ve zaman dilimi getiriyor. Kabe’nin muhteşem bir kapısı ve onu yaptıran Aziz Mahmud Hüdâyî’nin talebesi IV Murad, bir dönem Mescid-i Haram ın duvarlarını süsleyen mermer bir kitabe ve banisi IV. Mehmed, altın bir Kâbe anahtarı ve onu buralara hediye eden cennetmckân II. Abdülhamid I lan ve Peygamber Mescidi’ne hediye edilen altın bir saat ve hediyeyi gönderen Sultan Abdülmecid.