Peygamber Efendimiz. Savaşa da yeni bir insani boyut getirmişti:
1) Savaşta aşırı gidilmeyecekti. Seni hedef alan düşmanı öldürebilirsin, ama onun cesedine eziyet edemezsin. (Uzuvlarını kesmek gibi. Bunu düşmanları Uhud savaşında yapmışlardı. Hatta öz amcası Hz. Hamza’nın ciğerini bile sökülüşlerdi…)
2) Savaşmayan kadınlar, yaşlılar, çocuklar kesinlikle öldürülmeyecekti. Bunları sivil kesim sayıyordu.
Komutanlarına her zamanki kesin emri şuydu: “Ben, size Allah’ın emirlerini yerine getirmenizi, yasaklarından uzak durmanızı, Müslümanlardan yanınızda bulunanlara iyi davranmanızı tavsiye ederim. Allah yolunda, Allah’ın ismiyle savaşın! Ahde vefasızlık göstermeyin! Küçük çocukları öldürmeyin! Kadınları, yaşlı, elden ayaktan düşmüş insanların canına kıymayın! Ağaçları kesip yakmayın! Evleri yıkmayın! İbadethanelerinde halktan uzaklaşmış, kendilerini tamamen ibadete vermiş kimselere sakın dokunmayın!
3) Çarpışmadan önce veya çarpışmaya girildikten sonra “La ilahe illallah” deyip iman ettiğini ilan eden kimseye dokunulamaz.
Bir keresinde çok sevdiği, manevi evladı saydığı Hz. Üsâme, bir sefer sırasında “La ilâhe illallah” diyen bir adamı öldürmüştü. Adam, Hz. Üsâme yere yatırıp kılıcını vuracakken bu sözü söylemişti. Peygamber Efendimize haber verilince Hz. Üsâme’ye: “Neden öldürdün” diye sormuştu. “Öldürülme korkusuyla söylemişti de ondan” diye cevap verince Hz. Üsâme’ye hiddetle: “Kalbini de yarıp baktın mı” demişti. O denli kızmıştı ki Hz. Üsâme bu kızgınlığından ötürü: “Keşke daha önce dünyaya gelmemiş olsaydım da, bu azan işitmeseydim” diyecekti.
Peygamber Efendimiz, henüz savaş hukukundan, insan haklarından söz edilmezken insanlığa kazandırmak istediği yeni bir anlayıştı.
Bu anlayışı O (sav) 630’lu yıllarda ortaya koymuştu.
Dünyada Birleşmiş Milletler Genel kurulunda “Çocuk Hakları Beyannamesi”nin kabul tarihi ise 20 Kasım 1959’dur. Ki bu beyannamede belirtilen hususlar bile Peygamber Efendimizin ortaya koyduğu anlayıştan uzaktır.
O beyannameye imza atan sözüm ona medeni, insancıl geçinen devletlerin, bugün hâlâ çocuk, kadın, yaşlı demeden milletlerin üzerine acımadan bomba yağdırdığını görüyoruz.
.. .Ve bir kez daha doğusuyla batısıyla dünyanın Peygamber Efendimizin insanı sevme, şefkat ve merhamet etme anlayışına ne kadar muhtaç olduğunu anlıyoruz.
Yine Huneyn Savaşında alman esirler arasında Şeymâ adındaki süt kardeşi de vardı. Peygamber Efendimizin süt kardeşi olduğunu söyleyince, dokunmadan huzuruna getirmişlerdi. Yıllar önce Sa’doğulları Yaylasında birlikte gezen, oynayan iki sütkardeş, şimdi bir başka konumda buluşmuşlardı. Biri, Yüce Allah’ın gönderdiği son Peygamberdi, diğeri karşısında duran bir esir. Kaderin garip cilvelerinden biriydi bu! Aradan uzun yıllar geçmişti. Şeymâ yaşlanmıştı.
Peygamber Efendimizin gözleri bir anda yaşla doldu. Yayladaki çocukluk yılları, Şeymâ, Abdullah ve diğer yayla çocukları ile geçen günleri, sütannesi Halime Hanım ve kocası Hâris, bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden sanki. Kaftanını yere serdi:
– Gel, otur yanıma Şeymâ, dedi.
Şeymâ, yanına oturdu.
– Annen, baban nasıl, diye sordu.
Zavallı Şeymâ üzülüp başını öne eğdi.
– İkisi de öldü!
Şeymâ’nm donuklaşan yüzüne baktı ve:
– Allah, her ikisine de rahmet etsin! buyurdu
Bir süre daha sütkardeşiyle sohbet etti. Ardından:
– Şeymâ, dedi. Artık esir değilsin. Dilediğini seçebilirsin: İstersen yanımda kal, istersen sana geçimin için mal vereyim, yurduna dön.
Şeymâ’nın gözlerinden yaşlar boşandı. Sütkardeşinin ellerini tuttu, bir süre pırıl pırıl parlayan mübârek yüzüne baktıktan sonra:
– Şüphesiz Allah birdir ve Sen de O’nun hak peygamberisin, diyerek Müslüman oldu.
Peygamber Efendimiz onun imanına son derece sevindi.
– Doğru olanı seçtin, sevgili Şeymâ, dedi.
Şeymâ, yayla kadını idi. Tekrar oraya dönmek istiyordu.
– Ey Muhammed, dedi. İznin olursa ben yine yurduma döneyim.
Peygamber Efendimiz bu isteğini kabul etti ve ona birçok hediyeler vererek yurduna gönderdi.134
Efendimiz, bu davranışıyla sanki; “Yıllar önce, belki de annem ve dedem size çok şey verememişlerdi. Ama şimdi ben onu karşılıyorum. O zaman verilemeyenden çok daha fazlasını şimdi veriyorum,” demek istemişti.
