Televizyonlar ve gazetelerde günler öncesinden “Sevgililer Günü” haberleri vardı. Mağazalar, “Sevgililer Günü”ne hazırlanıyordu. Kim, sevdiğine ne alacaktı? Mağazaların vitrinleri: “Sevgililer günü özel indirimi, sevgilinizin hediyesi bizden…” gibi yazılarla süslenmişti. Hediyeler, peşin fiyatına ama taksitliydi!
Henüz sekiz yaşında olan Ahmet, anne ve babasına; “Sevgililer gününde ben de sevdiklerime hediye almak istiyorum, bana para verir misiniz?” dedi. Anne ve babası merak ve şaşkınlıkla birbirine bakıştılar. Bu yaşta kaç tane sevdiği vardı bu çocuğun, kurnazca gülümsediler…
O gün, Sevgililer Günüydü. Ahmet, okuldan gelirken yakındaki kırtasiyeye uğradı. Üzerinde güzel bir gül resmi olan kart satın aldı. Eve geldiğinde kimseye göstermediği kartın arkasına “Sizin gibi anne ve babam olduğu için Allah’a teşekkür ediyorum. Ahmet” diye yazdı. Akşam yemeğine kadar da odasından hiç çıkmadı.
Akşam yemeğinde babası:
– Oğlum, sevdiklerine ne hediye aldın bakalım Sevgililer Gününde? diye sordu.
Ahmet:
– Önce en sevdiğimin hediyesini verdim, dedi. Sonra yerinden kalkarak odasına koştu, getirdiği kartı annesine verdi.
Kartı alan anne şaşırmıştı, babası da merakla başını uzattı. Kartın arkasını okuyunca şaşkınlıkları daha da arttı.
Annesi merakla sordu:
– Peki, en sevdiğin kim? Ona ne aldın? Söyle bakalım, dedi.
Ahmet, bütün sevimliliği ile:
– En sevdiğim, en sevdiğim… En sevdiğim kim biliyor musunuz?
Cevabını da yine kendisi verdi:
– Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed. Ona da yüz tane salavat hediye ettim. Dedem öğretmişti de…
Anne ve babanın şaşkınlığı, hayranlığa dönüşmüştü…
(Mustafa Uslu)
