Hem de ne çok seviyordu, çocuklarını ve torunlarını…
Dünyada hiç baba O’nun gibi yürekten sevip şefkat edememiştir çocuklarına, edemez de…Yine dünyada hiç bir baba da O’nun kadar sevilmemiş, saygı görmemiştir, göremez de…
Erkek çocuğu bakımından -affına sığınarak söylüyorum- boynu büküktü. Yüce Allah, Hz. Kasım’ın, Abdullah’ını ve Tâhir’inı henüz çocuk yaşta kucağından ebedî aleme almıştı. Hz. Kasım ilk erkek çocuğuydu. Vefatına o kadar üzülmüştü ki kabre koyduğunda gözyaşları arasında karşındaki dağa bakarak:
– Ey Dağ! Başıma gelen, senin başına gelseydi dayanamaz yıkılırdın! demişti.
Sevgili eşi Hz. Hâtice de o kadar üzülmüştü ki yanık yüreğinden gelen sesle, Efendisi Peygamberimize bir temennide bulunmuştu:
– Ey Allah’ın Resûlü! Rabbim, süt dönemini atlatana kadar onun ömrünü uzatsaydı keşke!
Biliyordu şüphesiz biz faniler için biçilen ömür dakikalarının değişmeyeceğini. Ama ana yüreğiydi işte. Yanıyordu, teselliye ihtiyacı vardı ve Efendisinden bir mübarek söz duymak istiyordu belli ki.
– Ey Hatice! demişti. O, süt çağını Cennet’te tamamlayacaktır.
Bu mübarek sözü Hz. Hatice’nin yüreğine su serpmiş ve teselli vermişti:
– Ey Allah’ın Resûlü! Keşke bunu daha önceden bilmiş olsaydım. O zaman Kasım’m vefatı, bana bu denli ağır gelmezdi!
Peygamber Efendimiz de:
– Ey Hâtice! demişti. Kasım’m sesini duymak ister misin?
Belli ki onu bir de sevindirmek istemişti.
Ancak sabır ve şefkat kahramanı Hz. Hâtice:
— Hayır, ey Allah’ın Resûlü! Ben, Allah ve Resûlü’ne inanıyor ve söylediklerini doğruluyorum, demişti.
Sonra diğer iki erkek çocuğu da vefat edince Hz. Hatice annemiz sonlarını merakından soracaktı:
— Ey Allah’ın Resûlü! Senden olan çocuklarım şimdi nerededirler?
— Cennettedirler, ey Hâtice! buyuracaktı, Sevgili Efendimiz.
Düşmanları “Nesli Kesik”Deyince…
Hele düşmanlarının, erkek çocuklarının vefâtı ardından utanmadan:
— Artık Muhammed (sav), Ebter’dir; nesli kesilmiştir. Neslini sürdürecek erkek çocuğu kalmamıştır. Kendisi de vefât edince adı sanı unutulup gidecektir! demeleri, acısını daha da derinleştirmişti.
Yüce Allah da O’nu teselli etmek ve üzüntüsünü giderip sevindirmek için “Kevser” suresini indirdi. O’nun, düşmanlarının bu sözünden ne kadar üzüldüğünü surenin tamamından anlamak mümkün. Şöyle diyordu Peygamberine Yüce Allah: “Muhakkak biz sana Kevser’i verdik. Şimdi sen Rabbine kulluk et ve kurban kes. Asıl sonu kesik olan, şüphesiz sana kin besleyendir.”
Kevser, çok nimet demek… Bu nimetler arasında, “Makam-ı Mahmûd”, Cennetteki Kevser Havuzu, Peygamberlik şerefi, ümmetinin çokluğu ve ümmetinin alimleri gibi bir çok büyük nimetler sayılmıştır.
“Asıl Ebter, sana düşmanlık eden(ler)dir” âyeti, Efendimizi teselli ederken, düşmanlarının başına da bir bomba gibi düşmüştü. Allah, bu sureyle onların bu saçma ve terbiyesizce iddialarını reddediyor ve Sevgili Peygamberimize şöyle diyordu: “Sen üzülme ey Resûlüm! Düşmanlarının sandığı gibi senin oğullarının -bir hikmetten ötürü- vefatlarıyla neslin
kesilmeyecektir. Biz sana, gelecekte ardı arkası kesilmeyecek bir nesil vereceğiz. Bundan başka da, dünya ve ahirette Seni bir çok nimetle şereflendireceğiz. Nesli kesilecek, adı sanı unutulacak olanlar, sana düşman olanlardır. Sen üzülme, namazına eskisi gibi ihlas ile devam et ve kurban kes. Sana verdiğim şeyleri duyur ve bayram et!”
Yüce Allah, hikmeti gereği erkek çocuklarını, henüz onları sevmeye doymadan şefkatli kucağından almıştı. Sadece kız çocukları kalmıştı. Hz. Zeynep, Hz. Ümmü Gülsüm, Hz. Rukiyye ve Hz. Fatıma (ra). Sonra, Yüce Allah, mübarek ömrünün altmışlı yıllarında Hz. Mâriye annemizden İbrahim adını verdiği bir erkek çocuğu daha nasip etti.
