Peygamber Efendimiz, Çocuklarını ve Torunlarını Çok Seviyordu

By | 1 Ağustos 2019

Yüreğimizdeki şefkat, merhamet ve acıma duygusu, Yüce Allah’ın rahmet ve merhametinden bir yansımasıdır.
Rahmet ve merhamet, Rahman ve Rahim isimlerinin kâinata yansımasıdır.
Rahim…
Allah’ın güzel isimlerinden biri. Doksan dokuz güzel isimlerine “Esmâ-ı Hünsâ” denir ve biz onları okurken “Yâ Rahim Yâ Allah” deriz.
Yani “Ey kullarına çok fazla acıyıp nimetler, iyilikler veren Allah(ım)!” demiş oluyoruz.
Yüce Allah, “(Ey Resûlüm!) Biz, seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.” buyurarak Peygamber Efendimizin varlığım bize “ tüm âlemlere rahmet “olarak tanıtır. Allah’ın rahmet ve merhameti tüm kâinatı kuşatır. O’nun merhameti olmasaydı, gökten yağmur yağmazdı, yeryüzü bizim için rengarenk çiçek ve nimetlerle şenlenmezdi. Yağmuru yağdırması bize ve canlılara acımasından… Güneşin dünyamızı aydınlatması rahmetinden. Koyun keçi, inek gibi hayvanların bizim için birer süt, et ve yün fabrikası olmaları merhametinin eseri. Annenin yavrusuna acıması rahmetinin sonucu. Yoksun olanlara güzellikleri ulaştırma gayreti gösteren birinin gayreti yine o rahmetin esintisi. Mesela bir arkadaşınız var; iman ve İslam’ın güzelliklerinden habersiz yaşıyor. Sizin ona iman ve İslam’ın güzelliklerini anlatma çabanız, o rahmetin eseridir. Neden? Çünkü siz sevdiğiniz o arkadaşınızın bu güzelliklerden yoksun yaşamasına üzülüyorsunuz, acıyorsunuz ve bunun sonucunda yardımına koşuyorsunuz. Özetle, O’nun (cc), rahmet ve merhametinden yararlanmayan hiçbir varlık yoktur.
Gönlümüzdeki sevgi ise Allah’ın “Vedûd” isminin yansıması…
Vedûd; seven, sevilen ve canlılar arasında sevgiyi var eden, yayan, dağıtan demek…
Yine bu ismin yansıması, içlerinde yer etmesiyle tüm canlılar sever birbirlerini.
Kuşun yavrusunu sevmesi de bu ismin yansımadan, annenin çocuğunu sevmesi de…
Allah’ın rahmet ve sevgi nimetine en üst düzeyde eren sadece Peygamber Efendimizdir. Diğer bir ifadeyle sevgi ve rahmet en üst derecede O’nda tecelli etmiş. Diğer Peygamberler de ermişlerdir, ama en üst seviyede bu O’na nasip edilmiştir. Yani O (sav) olmasaydı biz ne kainatı kaplayan Allah’ın rahmetini anlayabilirdik, ne de tüm canlıları birbirine bağlayan sevgi bağını. O (sav), peygamberliği ile bütün bunların ortaya çıkmasına tek neden. O (sav) olmasaydı biz ne Allah’ı nasıl seveceğimizi bilirdik, ne de birbirimizi sevmeyi… O (sav) olmasaydı, ne Allah’ın rahmet ve merhametine nasıl ereceğimizi anlayabilirdik, ne de birbirimize nasıl acımamız gerektiğini bilebilirdik… Yüreğimizde “aşk”, “sevgi”, ve “merhamet” duygularının yeşermesi O’nun varlığından. Hatta gülümsememiz bile O’ndan bize eser. Çünkü gülümsememizi O istemiş ve mümin kardeşine gülümsemenin sadaka olduğunu O söylemiştir. Yani, özetle biz her şeyimizi O’ndan öğrendik. Bu bakımdan da O’na çok borçluyuz. Merhum Akifimiz ne güzel şiirleştirmiş bunu bakın:
“Dünyâ neye sahipse, onun vergisidir hep;
Medyun ona cem’iyyeti, medyûn ona ferdi,
Medyûndur o ma’sûma bütün beşeriyet…
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret!”
Bize de “Âmin” demek düşer.
(Medyûn: Borçlu/ “bu ikrar ile haşret” (Bu inanç ve düşüncemizle Mahşerde bizi huzuruna al)
Ayna neyi almışsa onu yansıtır; büyüklük ve küçüklüğüne göre…Güneşe ben bir küçük ayna tutarsam aynam kadar yansımasını alırım; siz bir kapı büyüklüğünde ayna tutarsanız o ölçüde güneşi aynanızda görürsünüz…
Peygamber Efendimizin, “Rahman” ve “Vedûd” isimlerine ermesi de bunun gibi bir şey. Yüce Allah, O’nun (sav) gönül aynasını büyük kılmıştı ve o aynaya rahmet ve sevgisini hiçbir kula nasip olmayacak derece yansıtmıştı. Bu konuda o, çıtanın ulaşabileceği en yüksek noktasındaydı.
O (sav) da bunu yaşantısında insanlara en güzel bir tarzda yansıtıyordu. Bu nedenle sevgi ve merhametini hiçbir canlıdan esirgemeyecek kadar cömertti.
Varlığı rahmet, gönlü böylesine sevgi ve merhametle dolu Yüce Peygamberimizin çocukları ve torunlarını sevmemesi, onlara şefkat ve merhametle davranmaması düşünülebilir mi? Kâinatın Peygamberi olması nedeniyle kendisini tüm varlıklardan sorumlu tutan bir Peygamber nasıl çocuklarını sevmezdi ki…Bir dalın kesilmesinden, bir fidanın sökülmesinden, bir hayvanın incinmesinden rahatsız olup ızdırap duyan bir peygamber, hiç “Gözün nuru”, “Dünyanın meyvesi” dediği çocukları sevmeden, onlara şefkat ve merhamet göstermeden durabilir miydi?