Hz. Muhammed (sav), Güzel isimleri Severdi

By | 1 Ağustos 2019

O (sav), her güzel şeyi sevdiği gibi, güzel isimleri de severdi. Bu nedenle buyururlar ki; “Çocuğun, babası üzerindeki haklarından biri ismini ve terbiyesini güzel yapmasıdır.”
Peygamber Efendimiz, bu sözleriyle çocuğun, baba üzerindeki haklarını tespit etmiştir. Bunlardan biri çocuğa güzel bir ismin verilmesi, diğeri ise çocuğun İslâm’ın öngördüğü terbiye ile yetiştirmesidir.
Bir başka hadislerinde ise: “Siz, kıyamet gününde isimlerinizle ve babalarınızın isimleri ile çağrılacaksınız. O halde isimlerinizi güzel yapın” 95 buyurmuşlardır.
Bununla O (sav), çocuğa konacak isme oldukça önem verdiğini ortaya koymuştur. Bu nedenle hem çocuklara anlamı güzel isimlerin verilmesini tavsiye etmiş, hem de kötü anlamlar taşıyan ya da çağrıştıran bir çok ismi bizzat değiştirmiştir. Hatta bir çok mekan, eşya ve hayvanla ilgili kötü isimleri bile değiştirdiği bilinmektedir.
Bugün ismin, kişiliğin oluşmasında önemli bir yere sahip olduğu kabul edilmekte ve “ismin, bir insanı sembolik olarak belirleyen sadece kimlik kağıdı” olmadığından sıkça söz edilmektedir. Bu konuda ciddi araştırmalar mevcuttur. Bu araştırmalar, ismin hem fizyolojik, hem de psikolojik alanda, taşıyanı etkilediğini ortaya koymuştur.
Peygamber Efendimizin isim üzerinde ısrarla durması, İslam bilginlerinin de dikkatlerinden kaçmamıştır. Onlar da yaptıkları araştırmalarda kişinin taşıdığı ismin, kişiyi etkilediğini ve bunun da huy ve davranışlarına iyi veya kötü istikamette yön verdiğini tespit etmişlerdir. Ayrıca, ismin dost düşman herkes üzerinde olumlu/olumsuz etki bıraktığını da ortaya koymuşlardır.
Mesela, “Fatih” isminin insan üzerinde bırakacağı etki ile “Satılmış” isminin bırakacağı etkinin aynı olacağından söz edilebilir mi? Yine, “Âişe”, “Zeynep” isimlerinin insanı etkilediği kadar, “Kiraz” ya da “Papatya” isimleri etkiler mi?
isimler, ayrıca ismi koyan veya alanın duygu, düşünce, istek ve arzularının bir yansımasıdır. Mesela, oğluna “Abdullah” veya “Abdurrahman” ismini koyan bir anne babanın isteği, oğlunun Allah’a kulluk şuuru içinde büyümesi ve yaşamasıdır. Ya da bir anne baba kızma “Âişe” veya “Fatıma” adını vermişse, onların bu iki büyük İslam kadını gibi yaşamalarını arzu etmiş olmalarındandır.
Saydığım isimler arasında “Abdullah” ile “Abdurrahman” Allah’a kulluğun anlamını en güzel ifade eden iki isimdir ve Peygamber Efendimiz tarafından “Allah’ın en çok sevdiği isimler” olarak zikredilmiştir. Diğer iki isimden biri annelerimizden Hz. Âişe’nin, ötekisi ise Peygamber Efendimizin “ciğerimden bir parçadır” dediği sevgili kızı Hz. Fatıma’ya (ra) ait.
Peygamber Efendimiz çocuklarımıza vereceğimiz isimler konusunda şu hadisleriyle bize hem ışık tutar, hem de ölçü verir: “Peygamberlerin isimleri ile isimlenin. Allah’ın çok sevdiği isimler Abdullah, Abdurrahman dır. En sâdık olanları da Haris ve Hemmâm isimleridir. En çirkinleri de Harb ve
Mürre isimleridir.”
Bu isimlere baktığımızda tavsiye edilenlerin güzel anlamlar taşıdıkları, “en çirkin” diye tabir edilenlerin ise kötü manalar ihtiva ettiklerini görürüz. Abdullah ve Abdurrahman’ın anlamlarından söz etmiştik. Hâris, “çalışıp kazanan”, Hemmâm ise, ’’isteyen, arzulayan” anlamındadır. Her insan, arzu sahibidir ve her çalışkan insan sevilir. “Harb”, savaş demek, “Mürre” ise, acı manasında.
Peygamber Efendimizin değiştirdiği isimler arasında: Aziz, Kadir (Allah’ın isimleri olduğu için),
Hâkem (Hâkem olan, yani hüküm veren Allah olduğu
için)
Âsi (Allah’a isyan manasını içerdiği için),
Atele (şiddet anlamı taşıdığı için)
Asram (kesik demek olduğu için)
Gurâb (karga)
Şihab (ateş kıvılcımı) gibi isimleri sayabiliriz.
Bütün bunlar o dönemde kullanılan isimlerdi. Bu gün bu isimlerden bir kısmı kullanılmıyor, ama bu isimlerin taşıdığı manayı taşıyan isimler vardır dilimizde. Buna dikkat etmek gerekir.
Bununla beraber Peygamber Efendimizin değiştirdiği tüm isimlerin kötü anlam taşıdığı da söylenemez. Mesela, üvey kızlarından birinin adı Berre idi. Berre; sözlük anlamıyla iyi, kusursuz insan demekti. Ancak, Berre için “kendini beğenmiş biri” dedikodusunu duyunca, Efendimiz adını, Zeynep olarak değiştirir. Yine sevgili eşlerinden Berre’nin de adını “Allah Resûlü, Berre’nin yanından çıktı” denmesinden hoşlanmadığı için Cüveyriye olarak değiştirmişti. O zaman isim konusunda şunu söylemek mümkün: Kötü anlamlar taşıyan isimleri çocuklarımıza vermemiz gerektiği gibi, kişiyi gurura ve nefsini beğenmeye iten isimler vermekten de mümkün olduğunca kaçınmalıyız.
Aslında Peygamber Efendimizin, isim üzerindeki titizliğini, bu konuda da İslâmî bir kültür oluşturma çabası olarak görmek mümkün. Cahiliye toplumunda müşrikler, “Abduluzza (Uzza putunun kulu)” “Abduşşems (güneşin kulu)” gibi isimlerle inanç ve kültürlerini yansıtıyorlardı.
Peygamber Efendimiz “Tevhid, yani “Allah’ı bir bilip kabul etme” inancını getirdiği için, inanan insanların bu inançlarını isimleriyle de yansıtmasını istemiştir. Bu nedenle de güzel anlam taşıyan ile güzellik ve iyilikleri hatırlatan isimleri tavsiye etmişlerdir. “Peygamberlerin isimleriyle isimlenin” buyurması da bundandır.
İsimler, aynı zamanda bir milletin birlik, beraberlik ve bütünlüğünün de simgeleridir. Tarihimize mal olmuş büyük şahsiyetlerin isimlerini çocuklarımıza ad olarak vermek aynı zamanda o şahsiyetleri hatırlamak ve hatıralarını zihinlerinde canlı tutmak bakımından da önemlidir.
Özetle çocuklarımıza, zihinlerinde güzellikler ve hoş hatıralar canlandıran isimler vermeye özen göstermemiz gerekir.
Peygamber Efendimizin uygulamalarında gördüğümüz diğer önemli bir husus, çocuk doğar doğmaz sağ kulağına ezanın, sol kulağına kametin okunması ve hayırlı bir evlat, bereketli ve uzun bir ömre sahip olması yönünde dua edilmesidir.
Sevgili Peygamberimizin en bilinen ismi olan “Muhammed” adını çocuklarımıza isim olarak verilebiliriz. Nitekim Peygamber Efendimiz de kendi döneminde bazı çocuklara bizzat adını vermiştir. Ancak Hz. Ömer, döneminde bu ismi taşıyan insanlara kötü sözler edildiğini bir iki olayla duyup öğrenince, “Muhammed” ismini taşıyanlardan bir kısmının adını değiştirir. Hatta bundan böyle bu ismin kimseye verilmemesi gibi bir karar da almak ister. Ne var ki aynı ismi taşıyan bir sahabinin “Allah’a yemin ederim ki ‘Muhammed’ adını bana Allah Resûlü verdi” deyince, bu kararından vazgeçer.
Bu konuda yine de anne babaların dikkatli ve titiz olmalarında yarar var. Atalarımızın evlatlarına “Muhammed” ismini vermekten kaçınarak, yerine “Mehmet” adını uygun görmeleri nezaket ve saygılarını ifade eden bir inceliktir.
Atalarımız, ordularına O’na olan sevgisinden “Asakir-i Mansure-i Muhammediyye” ismini vermişlerdi. Bizse yine O’na sevgi ve özlemimizden evlatlarımız olan askerlerimize “Mehmetçik” adı verdik.