Yaşlı Husayn’ın Müslüman Oluş Hikâyesi

By | 1 Ağustos 2019

Peygamber Efendimiz, en çok ikna yöntemini eğitim ve öğretiminde kullanıyordu. Söyler, anlatır, akla kapı açar, ama asla söylediklerini kabule kimseyi zorlamazdı. İnsanların iman etmesi, ebedi hayatlarını kurtarması için en üst düzeyde çaba gösteriyordu: “Bir insanın imanına vesile olmayı, sahralar dolusu mor koyundan daha hayırlı” sayıyordu insanlar için. Ama asla kimseye imanı zorla kabul ettirme gibi bir yolu seçmiyordu.
Mekke’li Husaynbn Müslüman olması, Peygamber Efendimizin eğitim ve öğretimde kullandığı bu ikna yöntemini açıkça ortaya koyması bakımından oldukça önemlidir. Çünkü, Husayn’e öyle sorular sorar ki, Husayn, şaşırır kalır ve “tamam” demekten başka seçeneği kalmaz.
Husayn oldukça yaşlıdır. Huzaa kabilesindendir. Müşrik
ileri gelenleri tarafından sevilen sayılan biridir. Yanlarına gelmiştir. Hürmet ve ikramda bulunurlar. Sonra da:
– Muhammed’le bir türlü baş edemiyoruz. Tanrılarımızı (!) diline dolamış, kötüleyip duruyor. Bize bir şeyler söyle, ne yapmamız gerektiği konusunda. Ya da yaşına başına hürmet eder belki, git de sen konuş O’nunla, derler.
Husayn’ın oğlu İmrân o anda Müslüman’dır. Gidip konuşmak, onun da işine gelir bu nedenle. Birlikte Peygamber Efendimizin evine kadar giderler. Husayn içeri girer, onlarsa bir köşede beklemeye koyulurlar.
Peygamber Efendimiz, Husayn içeri girince meclisinde bulunanlara:
– Şeyh’e (yaşlıya) yer açın, der ve onu uygun bir yere oturtur.
Husayn, müşriklerin söylediklerini bir bir anlattıktan sonra:
– Senin büyük baban (deden) Abdülmuttalib, benden de, senin kavminden de, senden de hayırlıdır, der.
Peygamber Efendimiz, bu sözüyle ilgili tepkisini belli ettikten sonra:
– Ey Husayn! Sen kaç tanrıya taparsın, diye sorar.
Husayn, biraz şaşırır soruya. Ama cevabını da verir:
– Sekiz tanrıya taparım.
Peygamber Efendimiz bu sefer:
– Onlar, neredeler peki, diye sorar.
– Yedisi yerde, biri gökte.
Bilirsiniz, müşrikler hem Allah’a inanıyorlardı, hem de putları tanrı kabul ediyorlardı. Yani, putlarını da bir anlamda hâşâ Allah’a ortak sayıyorlardı. “Onlar, bizi Allah’a yakınlaştırmaktadır!” gibi saçma sapan bir iddiada bulunuyorlardı.
Husayn da bu nedenle, “yedisi yerde, biri gökte” demişti.
Peygamber Efendimizin soruları bitmemişti.
– Peki! Başına bir felaket veya bela geldiğinde, sen hangisine başvurur ve yalvarırsın?
Husayn:
– Göktekine, der.
Peygamber Efendimiz bir soru daha sorar:
– Peki! Malın yok olduğunda (fakir düştüğünde), hangisinden yardım dilersin?
Husayn yine:
– Göktekine, diye cevap verince, Peygamber Efendimiz, tabir caizse taşı gediğine koyar:
– Bak, Husayn! Senin dilek ve isteklerini tek başına ka¬bul eden (gökte olduğuna inandığın) O bir tek İlâh olduğu halde, sen neden O’na taparken birtakım putları ortak ediyorsun? O (cc), senin bu durumundan hoşnut mudur, (hiç düşündün mü?) Bundan dolayı korku duymuyor musun hiç?
Husayn, Efendimizin yürek sarsan ve akılları zorlayan bu sözleri karşısında mest olur.
Peygamber Efendimiz son sözünü de söyler:
– Saydıklarından ancak biri ibadet edilmeye layık Mâbud’tur. Sen, yedisini kaldır at, Müslüman ol (da) selâmeti bul!
Husayn’ın diyecek bir şeyi yoktur artık. Çünkü, O büyük Öğretmen, Husayn’m aklını ve kalbini sözleriyle pamuk gibi yumuşatmıştır.
Şahadet getirerek orada Müslüman olur.
Herkes sevinmiştir, en çok da aralarında bulunan oğlu Hz. İmran tabii ki. Sevincinden fırlar ve babasının elini, yüzünü ve başını öpmeye başlar.
Peygamber Efendimiz sonra da yaşından dolayı Husayn’a gereken saygıyı gösterir ve yanındaki Müslümanlara:
– Kalkın! Onu evine kadar uğurlayın, der.
Müşrikler bu manzara karşısında bir kez daha hayal kırıklığına uğrarlar ve:
– Husayn da sapıttı, deyip süt dökmüş kediler gibi dağılırlar.

İşte Peygamber Efendimiz sözüyle de, davranışlarıyla da böylesine eşsiz bir Öğretmendi. İnsanların akima da, kalbine de hitap etmesini çok iyi bilirdi.
Sevgili öğretmenlerimizin O’ndan alacakları çok dersler vardır.