Duamızın kabulüne engel olacak hususlar konusunda, Ahmed b. Hanbel’in rivayetiyle, Ebu Said el-Hudrî’den naklen Resulullah(sav) buyurmuştur ki, “Hangi Müslüman akrabalarla münasebeti koparmak suçu olmadan ve bir günahın devamında bulunmadan Allah’a(cc) dua ederse, Allah, şu üç şeyden birini muhakkak ona verir: Ya onun duasını çarçabuk kabul eder, ya duasını onun için ahirette azık yapar ya da duası nisbetinde ona kötülüklerin gelmesini önler.”
Burada duanın önüne perde olabilecek iki husus görüyoruz; işlenen günaha devam etmek ve sıla-i rahimi kesmek, akrabaya ziyareti terk etmek. Dualarımız neden kabul olmuyor, diyorsak eğer, devam eden günahlarımızın olup olmadığını gözden geçirmemiz icab eder. Kendimizi kontrol
ederek devam ettiğimiz bir günahımız varsa onu kesmek, ondan vazgeçip tevbe etmek ve ziyaret etmediğimiz, yardım elini uzatmadığımız akrabalarımız var mı diye düşünüp gereğini yerine getirmek burada bize bir görev olarak bildirilmiştir. Duamızın Rabb’imize doğru gitmesine engel olan tüm perdeleri kaldırmak bizim imkânımız dâhilinde olan bir husustur.
Kabul olunmayan dua hususunda şu hadis-i şerifte geçen dua bize büyük bir ibrettir:
Allahümme innî eûzü bike mine’l erbei min ilmin lâ yenfe’. Ve min kalbin lâ yahşe’. Ve min nefsin lâ teşbe’. Ve min duâin layüsme’.
“Allah’ım, fayda vermeyen ilimden, ürpermeyen, Sen’den korkmayan kalpten, doymak bilmeyen nefisten ve kabul olunmayan duadan Sana sığınırım.”
Bu duada mü’minin dikkat edeceği dört husus dile getirilmiştir. Ürpermeyen kalp, fayda vermeyen ilim, doymak bilmeyen nefis ve kabul olunmayan dua… insanoğlu bilgi sahibi olabilir, ilim sahibi olabilir, ancak o ilim insanlığa fayda vermiyorsa, kişiyi hakka hakikate yöneltmiyorsa, haramdan korumuyorsa bu kişinin taşıdığı ilim de tartışmaya açık hale gelir. Yukarıya alıntıladığımız hadis-i şeriften bunu öğreniyoruz. Yolda karşılaşılan bir mazlumun, bir muhtacın halini görünce içinde bir burukluk, merhamet duymayan kalp, sadece bir et parçası gibidir. Bizler, sofradan bir ömür boyu doymadan kalkmış, acıkmadan da sofraya oturmamış bir
peygamberin ümmetiyiz. Bu bilince sahip olup, Hz. Peygamber’in ahlakını hayatımızın her ânında hatırlarsak duamızın önüne perde olabilecek her bir ayrık otunu temizleme fırsatına erişiriz.
