İbn. Cemaa Görüşlerine Pedagojik Yaklaşımlar

By | 1 Ağustos 2019

Ebu’l-Esver ed-Düeli “İlimden daha aziz bir şey yoktur. Hükümdarlar halkın hâkimidir, âlimler ise hükümdarların hâkimidir. ”

İbn Cemaa anılan önemli eserinde önce ilim üzerinde dur­makta daha sonra ilim elde etmede niyetin değeri, önemi üze­rinde durarak; “ilimde asıl olan niyettir, niyette asıl olan ise, Allah’ın rızasını kazanmaktır” demektedir. Ona göre; öğrenci başlangıçta Allah’ın rızasını kazanmak, ahiret saadetini elde et­mek, öğrenmekle kendi cehaletini ortadan kaldırmak, öğrendik­leri ile başkalarını aydınlatmak, dini ihya etmek, ilimle amel et­mek, Allah’a yaklaşmak gibi esaslara yönelmeye niyet etmelidir

İbn Cemaa’nın üzerinde durduğu bir diğer konu da eğitim ve öğretim için uygun zamanın seçilmesi, öğrenime başlama yaşıdır. O, çocuğun erken yaşlarda örgenime başlamasını öğütler. Çünkü ona göre geçen zamanı geri getirmek mümkün değildir. İslam eğitim felsefesinde temel esas, insan hayalinin bütünüyle bir öğrenim devresi olmasıdır, Hz. Peygamber bu hususu “Be­şikten mezara kadar ilim öğreniniz” sözleriyle müslümanlara açıklamış ve tavsiye etmiştir. Ancak çocukluk ve ilk gençlik yıl­lan eğilim-öğretim için önemli dönemlerdir. Bu yaşlarda insan zihninin birçok meşguliyetlerden âri olması nedeniyle öğrenme hadisesi daha kolay olacağı gibi. Kazanılan bilgiler de daha ka­lıcı olacaktır. İslam eğitimcisi İbn Sahnun eğitime erken yaşta başlamanın önemini; “Kur’an genç yaşta öğrenilmelidir. Çün­kü Kur’an o yaştaki kimsenin kan ve etiyle karışır, erken yaş­ta bilgi edinme bir taşa yazmak kadar etkilidir” sözleriyle vurgulamaktadır. Eğitime erken yaşta başlamanın ehemmiye­ti üzerinde diğer bir çok İslam âlimi de hassasiyetle durmuşlar­dır. Örneğin Gazali bu konuda şöyle demektedir: “Çocukla­rın küçük yaşta eğitimleri gereklidir. Çünkü küçük yaşta ve­rilen bilgi taştaki oymalara benzer. Çocuğun temiz olan kalbi ince, sade ve her izlenim ve suretten boştur. Fakat her izleni­mi anlayabilecek yetenektedir”

İslam eğitimcileri eğitim-öğretime başlamak üzere herkes için geçerli bir yaş şartı koşmaktan ziyade, çocuğun olgunluk ve kabiliyetini, temyiz ve idrak edebilme yaşını esas almışlardır.

İbn Cemaa eserinde çocuklara ilim öğretecek öğretmene ge­niş yer vermekte, öğretmenin önemi, özellikleri ve vazifeleri hakkında geniş bilgiler vermektedir. O. öğretme ve öğrenme sürecinde temel kaynak olarak eğitim ve öğretimde öğretme­nin önemini şu sözleriyle vurgulamaktadır: “Belanın en büyü­ğü sayfaları hoca edinmektir. Yani halkın ilmi kitaplardan öğrenmesidir. ” Yine o, konu ile ilgili olarak İmam Şafii’nin “ilmi kitapların sahifelerinden öğrenen kimse, ahkamı öğrenmekten mahrum kalır” sözünü nakleder. İbn Cemaa öğrenciye, ilmi bir öğretmenden öğrenmeyi tavsiye etmekle de yetinmeyerek, aynı zamanda ona, ilmi kitaplardan alan ve otorite âlimlerle sohbeti bilinmeyen hocadan değil asrının âlimleri ile sıkı bir münasebet kurup, onlarla çok konuşmuş ve uzun müddet onların toplantılarına katılmış bir müderrisi seçmesini de tavsiye etmektedir.

 

Mümtaz Turhan öğretmenin, eğitim ve öğretimdeki öne­mini ve fonksiyonunu şöyle tarif eder: “Toplumun hakiki ih­tiyaçlarına uygun bir maarif sistemi meydana getirilmek ve­ya mevcut sistem ıslah edilmek istendiği takdirde işe iyi mu­allim yetiştirmekle başlamak gerekir”. Bütün güç ve tesirle­rine rağmen televizyon, radyo, video gibi sesli-görüntülü veya (kitap, dergi, gazete) basılı yayın, ders aletleri öğretmenin te­sir gücüne ulaşamaz. Çünkü öğretmenle öğrenci arasında çok yönlü bir diyalog vardır. İkisi arasında ders süresince ve hatta ders sonrasında da sesli veya sessiz, direkt veya dolaylı olarak bir iletişim ve etkileşim söz konusudur.

İbn Cemaa göre öğretmen, her şeyden önce bir öğretici ola­rak ilminde ehliyetli ve yetkili olmalı, çocuğu terbiye etmesini ve öğretmesini iyi bilmelidir. O kazandığı ilimle yetinmemeli, il­mini araştırmak ve geliştirmek için sürekli gayret göstermelidir. Zira “kişi okuduğu, öğrendiği sürece âlimdir. Öğrenmeyi bıra­kıp kendini müstağni ve elde ettiği ilmi yeterli zannettiğinde ise kendini cehaletin kucağına atmış olur”İbn. Cemaa’nın bu sözlerini, bugünkü eğitim sistemleri içerisinde, öğretmenlik için belirlenen ve aranılan özel alan bilgisi, genel kültür bilgi­si ve pedagojik formasyon eğitimi paralelinde değerlendirmek mümkündür. İbn Cemaa öğretmende bulunması gereken ferdi özellikler konusunda da; öğretmen güzel ahlaklı, edepli, şefkat­li, merhametli, vakarlı, ağırbaşlı, mütevazi, hoşgörülü, düşün­ce, söz ve fiillerinde samimi ve güvenilir olmalı, gizli ve aşikar bütün hareket ve davranışlarında, söz ve fiillerinde Allah’tan korkmalıdır gibi ilk bakışta konuya daha ziyade İslami dü­şünce ile yaklaşan bir görünüm arz etmekte ise de, aslında bugün de önemini ve geçerliliğini koruyan, insanın psikolojik özel­likleri üzerinde durmaktadır. Mehmet Akif de günümüz öğret­menlerinin ahvalinden memnuniyetsizliğini ifade ettikten son­ra, öğretmenin özelliklerini şöyle ifade etmektedir:

“Muallimim, diyen olmak gerektir imanlı,

Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlı”.

Esasen “âlim, insanları büyük bilgilerden önce küçük bil­gilerle eğitir”. Sonra, öğretmen derste zamanı çok iyi ayar­lamalı, derse vaktinde başlayıp vaktinde bitirmeli, onu ne kı­saltmalı ne de uzatmalıdır. Yani çocuğun öğrenme arzusunu köreltmemek, aynntılara girip dersin içinde kaybolmamak, zira bu, çocuğu sıkılmaya ve soğumaya götürebilir. Bu sürekli olur­sa onun dersten soğumasına neden olacaktır. Şu halde hoca derse vaktinde girip, zamanında sözünü kesmesini bilmelidir.

İbn Cemaa öğrencinin dersine devam edeceği hocanın ken­disinin seçme imkanına sahip olduğunu belirtir. (Bazen ço­cuklar hocaları ile uyuşmazlık gösterebilir. Bir sebebe bağlı ol­sun veya olmasın çocuğun geleceği ve derslerin daha sağlıklı olması için bazen hoca değiştirmek işe yarayabilir.)

İbn Cemaa dersi öğrenme vakti ve öğrenme türü üzerin­de dururken en uygun zamanın; “ezberlemek için seher vakti, araştırma için sabah vakti, yazma için öğle sonrası, mütalaa ve müzakere için de gece” olduğunu söylemektedir.