
• Bu görevi icra edecek kimse için en güzeli, yapabiliyorsa emretme ve yasaklamayı gizlice kimsenin bulunmadığı bir yerde yapmaktır.
Çünkü bu, daha etkili, öğüt vermeye ve vazgeçirmeye dalın ıı\ ( m. bir üsluptur. Bu yolla verilen öğüt, kabul edilmeye ve kötülüğün bınıhl masına daha elverişlidir.
Ebu’d-Derdâ (r.a.) şöyle demiştir:
“Arkadaşına ulu orta öğüt veren kimse onu utandırmış olur; gizlice öğüt veren ise ona güzel bir davranış kazandırmış olur.”
• Böyle yapmasına rağmen öğüdü bir yarar sağlamazsa onu insanların gözü önünde uyarır ve bu konuda iyi kimselerin desteğini ister. Bu da bir yarar sağlamazsa yöneticilerin desteğini ister.
• Kötülüğe karşı tepki koymayı hiçbir zaman bırakmamalıdır.
Çünkü Allâh (c.c.), iyiliği emretmeyi bırakıp kötülüğü görmezden gelenleri kınamıştır.
Allâh (c.c.) şöyle buyurur:
“Yine onlar birbirlerini işledikleri günahlardan vazgeçirmeye çalışına mışlardı. Onların buyaptıkları ne kötüdür!™
“İçlerindeki din bilginleri ve din adamlarının günah dolu sözler siyir mekten ve haram yemekten onlan men etmeleri gerekmez miydi! Onlu nn takındıkları bu tutum pek çirkindir!’
Nakledildiğine göre Allâh (c.c.), Yuşâ b. Nûn’a (a.s.) şöyle vahyetmişti:
“Hiç kuşkusuz Ben senin ümmetinin iyilerinden kırk bin kişiyi; kötülerinden ise altmış bin kişiyi helâk edeceğim.”
O “Ey Rabbim! Kötüler tamam; ama iyilerin suçu nedir?” diye sordu. Allâh (c.c.) “Onlar, benim öfkelendiğim şeylere öfkelenmediler. Kötülerle birlikte düşüp kalktılar” buyurdu.
Beşinci şartın “emrettiği şeyi kendisi yapmak ve yasakladığı şeyden önce kendisi kaçınmak” olduğunu söylemiştik. Ancak şu hususa da işaret etmemiz yerinde olacaktır: Hocalarımız “İyiliği emredip kötülüğü yasaklamak âdil kimselere farz olduğu gibi günahkâr olanlara da farzdır” demişlerdir. Ayet ve hadislerde de, günahkâr olanlarla olmayanlar ayrılmaksızın genel ifade kullanılmıştır.
Büyüklerimizden bir kısmı, “Şu ahaliden öyle kimselerde vardır ki kendilerini Allâh ’ın rızasını kazanmaya adamışlardır” âyetini, iyiliği emredip kötülüğü yasaklamaya yormuşlardır.
Nakledildiğine göre Hz. Ömer (r.a.) bu âyeti okuyan birini duyunca şöyle dedi:
“Allâh’a aitiz ve yine O’na döneceğiz (innâ lillâh ve innâ ileyhirâci’ûn). Bir kimse iyiliği emredip kötülüğü yasaklama görevini yerine getirdi de bu yolda öldürüldü.”
Ayrıca Hz. Peygamberin (s.a.v.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Cihadın en üstünü, zâlim bir idarecinin huzurunda hakkı söylemektir.”
Câbir b. Abdullah, Allâh Rasûlü’nün (s.a.v.) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
“Kıyamet gününde şehidlerin efendisi Abdülmuttalib oğlu Hamza’dır; bir de zalim bir idareci önünde doğrulup iyiliği emreden ve kötülüğü yasaklayan ve bunun sonucunda öldürülen kimsedir. ”
Allâh (c.c.), yaptığı kötülükten men edildiğinde izzet damarı tutarak geri adım atmayan kimseden söz ederek şöyle buyurmuştur:
“Ona, ‘Allâh ’tan kork da kendine gel’ denilse hemen anlamsız bir gurura kapılır ve bu tavrı onu dahaf azla günaha sürükler. ”
Abdullah b. Mes’ûd (r.a.) şöyle demiştir:
“Allâh katında en büyük günahlardan biri kendisine ‘ Allah’tan kork’ denilen kimsenin ‘Sen kendi işine bak’ demesidir.”
Bütün bunlar iyi ve kötü bütün kulları kapsar.
Ebû Hüreyre (r.a.) Hz. Peygamberin (s.a.v.) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
“Kendin yapmasan bile iyiliği emret; kendin kaçınmasan bile kötülüğü yasakla. ”
Kaldı ki herkesin gizli veya açık bazı günahları İllâki olur. Dolayısıyla “Ancak kötülüklerden sakınan kimselerin başkalarını sakındırması gerekir” diyecek olursak, iyiliği emredip kötülüğü yasaklama kapısı tamamen kapanır ve bunun sonucunda din yok olup gider
