Allâh (c.c.), iyiliği emredip kötülüğü yasaklayanlan Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurarak övmüştür:
“Bu büyük bahtiyarlık,… iyiliğin hâkim kötülüğün mahkûm olması için uğraş veren ve Allâh ’ın emirlerine harfiyen uyan kimselerin hakkıdır. İşte böylesi mü’minleri müjdele. ”
“Siz iyilik yolunda insanlara önder ve örnek olmak üzere ortaya çıka rılmış erdemli bir topluluksunuz. Nitekim siz hep iyiliği teşvik eder, kötülüğü engellemek için gayret gösterirsiniz. Çünkü siz Allâh’a yürekten inanıp güvenirsiniz. ”
“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin gerçek dost ve yârenidir. Çünkü onlar iyiliğin hakim kötülüğün mahkum olması için uğraş verirler.,’
Hz. Peygamber (s.a.v.) de şöyle buyurmuştur:
“Ya iyiliğin hakim, kötülüğün mahkum olması için gayret gösterirsiniz ya da Allâh kötüleri başınıza bela eder. Sonra iyileriniz dua eder; ama duaları kabul edilmez. ”
Abdullah b. Ömer, Allâh Rasûlü’nün (s.a.v.) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
“Dua edip dualarınız kabul edilmeyeceği, bağışlanma dileyip bağışlanmayacağınız bir zaman gelmeden önce iyiliğin emredip kötülüğü yasaklayın. Hiç kuşkusuz iyiliği emretmek ve kötülüğü yasaklamak, gelecek rızkı engellemez, ölüm vaktini de yaklaştırmaz. Yahudi ve Hıristiyanların din adamları iyiliği emretme ve kötülüğü yasaklamayı bırakınca Allâh onları peygamberlerinin diliyle lânetledi. Sonra bela onların hepsini çepeçevre kuşattı. ”
• Şu halde iyiliği emretmek ve kötülüğü yasaklamak, iyiliği ve kötülüğü iyi bilen, mükellef ve özgür olan her Müslümana farzdır. Ancak büyük bir fesada; canının, malının ve ailesinin zarar görmesine yol açmayacak şekilde güç sahibi olmak şarttır. Bu yükümlülükte devlet başkanı, âlim, hâkim veya herhangi bir vatandaş olmak arasında fark yoktur.
