Kureyş Bedir’e Doğru Gidiyor

By | 13 Mart 2015

kureys-bedire-dogru-gidiyor   Kureyş, Bedir’e doğru ilerleyince Utbe ve Şeybe üstlerinden zırhlarını çıkarmışlardı. Onaracaklardı. Taifte bulundukları bir sırada ikisinin de kölesi ve bağ içinde Hazret-i Muhammed (S.A.V.)’e iman getiren. ADDAS onların halini düşünmüşken iki taraf karşılaştı. Addas’ı gören Utbe ve Şeybe:

— Hani Taif Bağında kendisine üzüm gönderdiğimiz adamı bilir misin? dediler.
— Bilirim, ne oldu?
— Şimdi onunla vuruşmaya gidiyoruz. Addas ağladı ve:
— «Vallahi, Muhammed Hak Peygamberidir. Onunla cenk etmek size yaraşmaz!» dedi.
Onlar bunun sözüne önem vermeyerek Mekkelilerle yolda ilerleyip gittiler.
Kafile Merilzahran denilen yere gelince Ebû Cehil ki ona İbn-i Hanzale de denirdi bir deve boğazlamaya kalktı. Deve, bıçak altından kaçtı. Kanı bulaşmadık çadır kalmadı.

Addas, eski efendileri Utbe ile Şeybe’nin üzengilerine sarılmış, yalvarıp:

— «Anam, babam size feda olsun. Allah hakkı için Muhammed (S.A.V.)’in Allah’ın Peygamberi olduğunu biliniz! Sizi ölüme sürüklüyorlar!» dedi. Göz yaşları döktü.

Bu sırada Münebbih oğlu As ile Addas’m yanma geldiler. Niye ağlıyorsun? dedi. O da:

— «Şu iki efendim ki bura halkının ulularıdır. Allahü Teâlâ’mn Peygamberlerine kastedip ayaklariyle ölüme gidiyorlar!» dedi. Âs:
— «Muhammed, Allah’ın elçisi midir?» diye sordu. Addas titredi. Ağladı, durdu. Ve:
— «Allahü Teâlâ’nm hakkı için bütün insanlara, yaratıklara gönderilmiş peygamberlerdendir!» dedi.
Kureyşliler, Bedir mahalline gitmek için toplanırken kendileriyle Kinâneoğulları düşünüp korkuya düştüler. Biribirlerine:
— «Belki de biz gittikten sonra ardımızdan erişip bize zarar verirler!» dediler. Utbe, hepsinden çok korktu, endişelendi. Şeytan, Kinâneoğullarından Mâlik oğlu Suraka’mn kılığına girdi.

Kureyşlilere:

— «Siz beni bilirsiniz! dedi. Ben kavmimin içinde ne kadar saygılı kişiyimdir. Kinâneoğullarmdan size bir kötülük gelmez.»
Utbe’nin gönlü ferahladı. Öteki Kureyşliler de rahatladılar. Süratle Bedire doğru ilerlediler.
Kâfir ordusunda 950 cenkçi vardı. Yüz at ve yedi yüz deve, şarkıcı kadınlar ve çalgı âletleri bulunuyordu. Atlıların hepsi, yayaların bir kısmı zırhlar giyinmişti. Her su kıyısına gelince bineklerden iniliyor, kadınlar şarkı söylüyordu. İslâmlara dille hücum ediyorlardı.
Kureyş ileri gelenlerinden biri hergün askerin erzakını verirdi. Asker yedirilir, içirilir, binek hayvanlarının da yulafları, erzakı verilirdi. Bunlar da dokuz kişiydi. Başta Ebu Cehil vardı.
Yolculukta bir gün Şeybe ve Utbe kardeşler askerden geri kalmışlar. Atike Hatunun rüyasını konuşuyorlardı. Her birinde de korku vardı. Ebu Cehil aralarına geldi:

— «Ne konuşuyorsunuz?» dedi. Onlar da, korkularının sebebini söylediler. Ebû Cehil:

— «Şaşarım size!» dedi. Muttaliboğullarından Mekkeli erkeklerin peygamberlik davasına razı olmayan kadınlar da:
— Peygamberiz! demeğe başladılar. Mekke’ye dönünce, Hubal Hakkı için söylüyorum, onlara eza ve cefa edeyim de dillere destan olsun! dedi.
Utbe dedi ki:
— «Arada, hısımlık, akrabalık var! Karmdaşlığı unutma!»
İki kardeşten biri ötekine:
— «Eğer doğru bulursan geriye, Mekke’ye dönelim!» dedi.
Ebu Cehil:
— «Siz kavmimizin ulu kişilerisiniz. Cenge peki demişken şimdi muhalefet edip kavmimizi rezil, rüsva etmek uygun değildir. Hem siz öyle mi sanıyorsunuz ki Muhammed bize karşı koyabilecek? Asla! Ben yüz seksen kılıçlı adam getirdim. Eğer binsem onlar da biner. Eğer insem onlar da iner. Yürüsem yürürler. Dursam dururlar. Eğer siz gitmek isterseniz nereye isterseniz gidin!» dedi.
Şeybe ile Utbe:

— «Vallahi hem de öleceksin, hem de kavmin helak olacak!» dediler. Sonra Utbe Şeybe’ye:
— «Bizim Muhammed’le hısımlığımız, yakınlığımız vardır. Ebu Cehil’in ise yoktur. Ebû Cehil uğursuzdur. Benim oğlum Ebû Huzeyfe ise İslâm askeri ile birliktedir. Haydi, dönüp gidelim!» dedi.
Şeybe de:
— «Şimdi dönersek halk bizi kınar. Bize utanmak düşer!» dedi. Çaresiz, istemeyerek, ölecekleri yere gittiler.
Müşrikler Cahfe’ye gelince Salât oğlu Cüheyn bir rüya gördü. Abdi Menaf oğlu Abdül Muttalib’in oğlunun oğluydu. Rüyasında atlı bir kimse, yanında bir deve ile askerin konduğu yere gelmişti. Yakında durdu. Ve:
— «Utbe, Şeybe, Zem’a, Ümeyye ve Ebul Bahteri, Ebu Cehil, Nevfel ve bunlarla birlikte bir bölük kimse Allah’ın iradesiyle öleceklerdir!» dedi. Sonra bu kimseler ölecekleri yere götürüldü. Amr oğlu Süheyl esir edildi. Haris kaçtı. Sonra o bir deveyi boğazladı. Deve, kanlarla Kureyş’in askeri içine daldı. Kan bulaşmadık hiçbir çadır kalmadı.
Bu rüya hemen etrafa yayıldı. Ebu Cehil:

— «Abdi Menaftan bir peygamber daha çıktı. Yarın ölen biz miyiz, yoksa Muhammed mi belli olacaktır! Onları biz öldüreceğiz ve biz esir alacağız!» dedi

Utbe, bu rüyayı Şeybe’ye söyledi. Ve:
— «Âtike’nin de, Addas’m da sözlerine bu rüya uygun düşüyor! Biz, Addas’tan şimdiye kadar yalan söz işitmedik. Biz, asker arasından, sözümüzden döner, vuruşmaya gitmeyiz. Çünkü Muhammed eğer peygamber değil ise Kureyş’ten elbet birisi çıkar, onu öldürür. Bizim cenk etmemize hacet yoktur. Eğer peygamberliği doğru ise biz halkın ileri geleni oluruz!» dedi. Bu sözler Şeybe’ye hoş geldi. Geri dönmeye karar verdiler. Bu sırada yine yanlarına Ebû Cehil gelmişti.
— «Ne düşünüyorsunuz?» dedi. Onlar:
— «Mekke’ye dönmek istiyoruz!» dediler.
Arap kabileleri içinde bir haber dolaşır, kimse Kureyş’e hücuma kalkmaz! Muhabbetimiz yürekleri sarsar.
Ebû Süfyan’ın habercisi Ebû Cehilin sözlerini duyunca ona söz kâr etmediğini anladı. Kızarak Ebû Süfyan’m yanma döndü. Olanı, biteni anlattı. Ebû Süfyan:

— «Bu iş Ebû Cehilin işidir. Başkanlık istediğinden böyle iş etti. Eğer Muhammed ve ashabı ile karşılaşırsa mutlak zelil olurlar!» dedi.
Ebû Süfyan böyle düşünerek kervanı Mekke’ye gönderdi. Ve kızgınlık içinde Kureyşlilere vardı. Zühreoğullarmdan Ahnes bu rüya ile köleleri Addas’ın sözlerini Ebû Cehil’e söylediler. Ebû Cehil de onlara çıkıştı ve onları düşüncelerinden vazgeçirtti. Ve Hazret-i Muhammed (S.A.V.)’i öldürmek için orduya katıldılar.
O sırada Şam’dan dönen Ebû Süfyan korkulacak yeri aşmıştı. Kendisine güvenlik gelince birisini Kureyşlilere yolladı.

— «Kafile kurtuldu. Artık, Muhammed’e ve Medinelilere hücum etmeğe ihtiyaç kalmadı!» diyerek haber yolladı. Kureyş’e bu haber gelince Ebû Cehil: — «Vallahi tâ.. BEDİR’e varıp üç gün yeyip içerek şarkıcı kadınlarla safa etmeyince geri dönmeyiz!» dedi. Böylece de Kureyş kervanının kurtulduğunu duyunca onlara:
— «Kervanınızı mabudunuz kurtardı. Şimdi Muhammed’le savaşmaktan el çekilmelidir. Çünkü kardeşiniz oğludur. Eğer peygamber ise halkın gözünde siz de aziz ve saygıdeğer kimseler olursunuz! Eğer peygamber değilse onu öldürmeğe çalışırlar. Geri dönün! Ebû Cehil’in sözü ile işe girişmeyin! O, kavmin yok olmasına çalışır!» dedi. Zühreoğulları da onun sözünü dinlediler. Lâkin:
— «Acaba neyi bahane etsek?» dediler.

Ahnes:

— Akşam olunca ben kendimi deveden aşağı atayım. Siz feryadı basın: «Ahnes’i yılan soktu!» deyin. Kureyş, sizi gitmeğe zorlarsa, kabul etmeyin: «Yaşaması veya ölmesi bilinmeyince biz ondan ayrılmayız, deyin!» dedi. Zühreoğulları da bu hile ile cenge katılmadılar.
*
Fakat Hazret-i Muhammed (S.A.V.) Ravha mevkiine gelmişti. Ashabına:
— «Burası Arap illerinde en güzel vadidir. Burada dinlenilsin!» diye buyurdu. Orada yatsı namazı kılındı. Vitir’de mübarek başlarını kaldırıp kâfirlere beddua ettiler. Bu bedduayı Ebû Cehil’e, Zem’a’ya ve bazı Kureyş ileri gelenlerine etmişti. Sonra Mekke’de hapse atılanların kurtulmaları için dua edip yakardılar