İmran’ın karısı demişti ki: «Yarabbi, karnımda taşıdığımı yalnızca senin hizmetine adadım. Adağımı kabul buyur. İşiten ve bilen Sen’sin.»
Mukatil (R. Anh) der ki:
— Hazret-i Meryem’in anası Hanne, İmran’m karısı Fakuza’nm kızıydı. Hazret-i Meryem İmran’ın kızıdır. Ve İmran da Mâsân’ın oğl
udur. Ve Mâsân da Süleyman (A.S.)’ın oğullarmdandır.
Hanne, İmran’dan gebe kalınca dedi ki:
— Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri beni karnımdakinden kurtarırsa onu nezir kılayım. Onu, hiçbir dünya işiyle işletmeyip Beytül Mukaddes’e, (Allah’ın kutsi evine) hizmetçi kılayım, mihraba yönelip :bâdet eylesin!»
Peygamberimiz (S.A.V.) şöyle buyurmuştur:
— Ne kadar oğlan anasından çocuk doğdu ise hepsine Şeytan el atıp yapıştı. Yalnız ve ancak Hazret-i Meryem’e ve İsâ (A.S.)’a Şeytan yapışamadı.
Nakledilmiştir ki, bir gün İmrân karısına:
— «Eğer o karnındaki çocuğun kız olursa nice edersin?» dedi. Hanne bu söze üzüldü. Hz. Meryem doğunca, ona Meryem adını koydu. Meryem, Hak Teâlâ Hazretlerine kulluk eyleyici demektir.
Çocuğu kundağa sarıp Beytül Mukaddes mihrabına koyup oradan gitti. Kudüs’ün uluları bir yere toplanıp, herbiri:
—Bu kızın kefili ben olayım ve onu ben terbiye edeyim! dediler. Zekeriyâ (A.S.):
— En büyük hak bendedir. Çünkü teyzesi benim karımdır! dedi.
Ulular:
— Kura atalım, bakalım kime çıkar? dediler. Kura atmak şöyle olurdu. Zekeriyâ (A.S.)’ın şeriatına göre suya birer kalem bırakırlardı. Hangisinin kalemi suya batmazsa, o kimse gerçek sayılırdı. Bunlar ve Zekeriyâ (A.S.) Ayn-i Şirvan = Şirvan Suyu’na vardılar. Oradan ırmağa kalemlerini bıraktılar. Zekeriyâ (A.S.)’ın kalemi su üstünde kaldı. Ötekilerin kalemi battı. Onlar da Zekeriyâ (A.S.)’ın haklı olduğunu anladılar. Ve Meryem’in kefilliğini ona verdiler.
Nitekim Hak Teâlâ Hazretleri şöyle buyurur:
«Allah onu güzel bir kabulle karşıladı. Onu iyi bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya’yı ona kefil kıldı. Ve Zekeriyâ Meryem’in bulunduğu mihraba girerdi.» (Ali İmran sûresi, âyet: 37)
Zekeriyâ (A.S.), kefil olma hakkı kendisine çıkınca Hazret-i Meryem’i aldı, büyüttü. İbâdet etmek için mihraba getirip koydu. Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri ona Uçmak’tan yemişler gönderdi. Bir gün Cebrail (A.S.) geldi:
— Yâ Meryem! dedi. Alah’a itaatli ol, gece ibâdet ederken ayağının üzerinde çok dur. Ve namazı uzun eyle!
Meryem, Cebrail (A.S.)’dan bu sözleri işitti. Gece olunca namazda ayakta durdu. Ayakta o kadar yoruldu ki, çektiği zahmetten nerdey-se verem olacaktı.
Müfessirler derler ki:
— Bir gün Cebrail (A.S.) Hazret-i Meryem’in yanma geldi Ve:
— Hak Teâlâ Hazretleri seni tertemiz etti. Ve senin karnında bir oğlan vardır ki, babasız olarak dünyaya gelecektir. Ey Meryem! Hak Teâlâ bir kelime müjdeliyor, O’nun adı İsa’dır. Dünyada ve Ahirette azizdir, makbuldür. Beşikteyken söz söyleyecektir. Nitekim büyükken de söyleyecektir! dedi ve Meryem’in yanından ayrılıp gitti.
— O günlerden sonra Hazret-i Meryem bir gün aybaşı hah gördü. Temizlenip arınmak için Maşrık’a dönüp bir tarafta boy abdesti aldı. Bu sebeptendir ki Nasara kavmi «Hazret-i Meryem Maşrık’tan yana gusleyledi» diye Şark’ı, Doğu yönünü kendilerine kıble ettiler. Hazret-i Meryem, yıkanırken Cebrail (A.S.) bir güzel oğlan şekline girip yüzü nurlu ve boyu lâtif bir biçimde geldi. Hazret-i Meryem’e göründü. Hazret-i Meryem ise onu görünce korktu. Onu ıraktan görür görmez derhal:
— Senden Rahman’a sığınırım! dedi. Cebrail (A.S.):
— “Ben elçiyim, Hâk Teâlâ Hazretlerinden geliyorum. Hak 5ubhânehu ve Teâlâ Hazretleri sana bir erkek çocuk bağışladı!” dedi.
Hazret-i Meryem:
— “Ben ibadet eden ve namuslu, iffetli bir kişiyim. Ben kimseden ücret alıp zina etmedim. Ve bana kimse yanaşmadı. Benden nasıl :lur da bir çocuk doğar?” dedi.
Cebrail (AS.):
— Gerçeksin, doğru söylüyorsun, fakat Hak Celle ve Alâ Hazretleri:
«Ona bir evlât vermek benim için kolaydır! O oğlanı halka ibret ve rahmete alet edeyim!» dedi.
Bazıları derler ki:
— Cebrail (A.S.)’ın nefhinden, üfürmesinden kimse yaratılamaz.
Bazısı da:
— Melekten yaratılır, dediler.
Bazısı da:
— İnsandan olur, dedi. Ama Cebrail (A.S.) İsa (A.S.)’ınyaratılmasına sebep oldu.
Hak Teâlâ, Âdem (A.S.)’ı yarattığı ve zürriyetinden andını aldığı zaman, bazı suyu, babaların belinden koydu. Bazı suyu da analarının karnında koydu. İki su hem babalardan, hem analardan Hazret-i Meryem’de toplandı. Bundan sonra Cebrail (A.S.)’ın nefhiyle Hazret- ı Meryem’in şehveti harekete geldi. Böylece iki su bir araya gelip Hazret-i Meryem gebe kaldı.
İbni Abbas (R. Anh) dedi ki:
— Hazret-i Meryem gebe kaldığı zaman kaçtı, bir dereye girdi. Doğum vakti tamam olunca İsa (A.S.) doğdu. İsa (A.S.) orta kışın evvelinde doğdu. Hazret-i Meryem o vakit on yaşındaydı. Gebe olmasıyla doğurması bir saat içinde oldu.
Ve nakledilir ki:
— Hak Celle ve Ala Hazretleri, Meryem’e üstadsız hikmet verdi. Iş işlemeden kısmet verdi. Ve yanında canlı bir kişi olmadan ona vardım ettirdi ve ona kocasız oğlan verdi.
Mücâhit (R. Anh) derki:
— Hazret-i Meryem: «İsa karnında iken onun, teşbih ettiğini ve Allah’ı andığını işitirdim. Doğurduğum zaman bana söz söyledi. Ben de ona söyledim.» demiştir. Nitekim Hak Teala şöyle buyurmuştur:
«Allah sana kendi tarafından bir kelime müjdeliyor.» (Ali İmran sûresi, ayet: 45)
Kimileri der ki:
— Hak Celle ve Alâ Hazretleri Kurün’da, peygamber yaratmıştım ki babası yoktur, diye haber verir. Ve İsâ (A.S.)’a «Kelime» adını verdi. Onun için İsâ (A.S.) Hak Celle ve Alâ Hazretlerinin vâdesi ile doğdu.
— Hak Teâlâ «Kelime» dedi, çünkü kelime, «kün = ol» ile hâsıl oldu! derler.
Hazret-i Meryem doğurmak istedi. Sahrada kuru bir ağaç vardı, ona gitti, ama kış şiddetliydi. Hazret-i Meryem o ağaca dayanıp:
— Ne olaydı da ben de bundan önce öleydim. Ve unutulup belirsiz halde kalaydım. Ve başıma bu hal gelmeseydi! dedi. Hazret-i Meryem İsâ (A.S.)’ı doğurdu. Ve o da anası Hazret-i Meryem’in ayağı altındayken söz söyleyerek:
— Ben Allah’ın kuluyum, Abdullah’ım. Benim için kaygı ve elem duyma, çünkü ben Hakkın Peygamberiyim. Bu kuru ağacı salla, ondan taze hurmalar bitip üstüne dökülsün! dedi.
Hazret-i Meryem:
— Ben halka söylemeyeyim. Eğer söylersem işaretle söyleyeyim dedi. (İlk zamanlarda söylememeyi adak ederlerdi.)
Nakledilmiştir ki:
— Yusuf Neccâr isminde bir kişi vardı. Geldi. Hz. Meryem’i ve İsâ (A.S.)’ı o yerden aldı. O civarda bulunan bir mağaraya götürdü. An;, oğul kırk gün o mağarada durdular. Hazret-i Meryem lohusalık zamanını geçirince yıkandı, temizlendi. Bundan sonra Yusuf Neccâr geldi. Hz. Meryem’i kavmine alarak götürdü. Halk onu görünce, allaşarak Meryem’e:
— Yâ Meryem! Bu babasız çocuğu nerede buldun? Dediler.
— Hazret-i Meryem:
— Bana söylemeyin, bu oğlana sorun! dedi. Onlar:
— Nasıl soralım, bu öyle bir kişi ki, henüz beşikte bir çocuktu. Biz ona ne diyelim? diye sordular.
İsâ (A.S.) bunlarla konuşmaya başlıyarak:
— «Ben Abdullah’ım = Allah’ın kuluyum!» dedi.
İsâ (A.S.)’ın söylediği bu Abdullah sözü Allah’ın resulü olduğu; bir işarettir.
İbni Abbas der ki:
— İsrailoğullarma ilk gelen peygamber Yûsuf (A.S.)’dı. Onlara sonuncu gelen peygamber de İsâ (A.S.) oldu. Ve İsâ (A.S.):
— «Hak Teâlâ beni peygamber kıldı, kitap verdi!» dediğinin mânası da şudur ki: «Hak Teâlâ Hazretleri anamın karnında bana kitab : ğretti» demektir.
Haşan (R. Anh) der ki:
— İsâ (A.S.)’ın«bana kitap verdi» demesinden muradı «Hak Teâlâ Hazretleri anamın karnında bana Tevrat öğretti» demektir. Ve «beni r.ebî kıldı» demek «Hak Teâlâ Hazretleri Levh-i Mahfuz’dan bana haber verdi ve beni nebi kıldı» demektir.
«Beni, her nerede olsam mübarek kıldı.» (Meryem sûresi, âyet: 31)
Demek de: «Beni halka hayır öğreten» kıldı, demek olur. «Ve Hak Teâlâ bana vasiyet eyledi ki, diri oldukça, yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, oruç tutmamı ve zekât vermemi bana söyledi.»
«Beni anneme ihsan edici kıldı, beni isyan edici, bahtsız kılmadı.» (Meryem sûresi, âyet: 32)
Bu da «selâmet benim üzerime olsun, o gün Şeytan yapışmadan doğmuştum, öldüğüm gün şüpheden beni selâmet kılsın ve beni karırden kaldırdığı gün, Kıyamet sahiplerinden beni sakla..» demek olur.
İsâ (A.S.) bu sözleri söyleyince sustu.
Nakledilir ki:
— İsâ (A.S.) üç yaşındayken Hazret-i Yahya (A.S.) onu doğruladı. Isrâiloğulları hayret etti. Yahya (A.S.), İsâ (A.S)’dan üç yaş büyüktü Bazıları «altı yaş büyüktür.» derler. Bazıları da:
— Yahya (A.S.), İsâ (A.S.)’dan küçüktü, onun için «ona oğlancık iken İncil geldi.» demişlerdir.
Hak Teâlâ Hazretleri İsâ (A.S.)’ı İsrailoğullarına davete gönderdi, isâ (A.S.) onlara türlü türlü keramet gösterdi. Hattâ dedi ki:
— Ben size balçıktan bir nesne düzeyim. Allah’ın izni ile o dirilsin. Isrâiloğulları:
— Bize yarasa kuşu düz, görelim! dediler. Böylece, İsâ (A.S.)’dan yarasa kuşu istediler. (Onun için yarasa, canavarlar içinde çok acaip bir hayvandı. Çünkü deridendir, kandır, kemikleri yoktur, uçar, kanatları tüysüzdür. Ve kimi hayvanlar gibi yumurtlamayarak yavru doğurur. İnsanlar gibi memesi vardır, süd çıkararak yavrusunu emzirir. İnsan gibi güler ve kadınlar gibi aybaşı görür.)
İsâ (A.S.) balçıktan bir yarasa düzdü. Ve ona ağzından nefhetti binde o yarasa canlanarak uçtu, gitti. (Nefhetmek İsâ (A.S.)’dan ve yaratmak ise Allâhü Teâlâ Hazretlerindendi. Nitekim Hz. Meryem’i nefhetmek Cebrail (A.S.)’dan ve yaratmak Allahü Teâlâ’dandı).
Vehb (R. Anh) der ki:
— Bundan sonra İsa (A.S.): «Anasından gözsüz doğan gelsin, ilaçlayayım, hoş olsun, iyileşsin!» dedi.
Onlar, hemen bir gözleri görmez kişi ve bir de abraş bir kişiyi getirdiler. İsâ (A.S.) eliyle meshedince görmeyen gözleri gördü ve iyi oldu. Abraş iyileşti.
Ondan sonra, İsâ (A.S.):
— Allah’ın izniyle ölüyü dirilteyim! dedi.
İsrail kavmi vardılar, (hekim) Calinus’a gittiler.
— Ey Calinus! dediler, İsâ «Ben ölüyü diri ederim!» diyor
Calinus:
— Ölüyü ilâçla kimse diriltemez! Eğer diriltirse Hak Nebidir, hekim değildir! dedi.
İsrailoğulları İsâ (A.S.)’a dönüp geldiler:
— Haydi, ölüyü dirilt, görelim? dediler.
Keşşaf ‘ta şöyle yazılıdır:
— İsâ (A.S.) beş kişiyi diriltti. Birisi şöyle olmuştur: İsâ (A.S.)’a gökten sofra inerdi. Bir gün pişmiş bir balık geldi. İsâ (A.S.) duâ etti O balık dirildi. Sonra ikinci kere Azar adında bir ölüyü diriltti. Azar, İsâ (A.S.)’a hemen iman getirdi. Biri de şuydu: İsâ (A.S.) duâ etti, o oğulcuk dirildi, ilerledi, o tabutu anasına götürdü. Biri de buydu, bir kişinin kızları vardı. Biri öldü. İsâ (A.S.) duâ etti. O da dirildi. Kalktı, yürüdü.
İsrâiloğulları:
— Eğer sen Hak Peygamberi isen Nuh’un oğlu Sâm’ı dirilt, göreyim dediler.
İsâ (A.S.) Nuh’un oğlu Sâm’ın kabrine geldi. Duâ etti, Nûh oğlu Sâm dört bin yıldan beri yerde yatıyordu. Bazıları derler ki:
— İsâ (A.S.), (Nûh oğlu Ken’an’ı diriltti. Ve ona Nûh (A.S.)’ıngemisini sordu. Ken’an da:
— Tufan’dan sonra gemiyi yel alıp Kaf dağına bıraktı! dedi.
İsâ (A.S.), bu ölüleri dirilttiği halde kavminin yine kâfirliği bırakmadığını gördü:
— Allah yolunda, HAK için bana yardım edecek kimlerdir? diye sordu.
Havâriyyûn:
— Biz sana yardım ederiz. Biz Ensârullah’ız (Allah’ın yardımcıları biziz) dediler! Bunlar on iki kişiydiler.
Muaz (R. Anh) der ki:
— Onlar on iki Ensar (yardımcı) idiler. Bez ağartırlardı.
Îsâ Peygamber bir gün onlarla birlikte yola giderken:
«Allah yolunda bana yardım edecekler kimdir?» diye sordu. Onlar (Havâriyyûn):
«Biziz Allah dininin yardımcıları.» (Ali îmrân sûresi, âyet: 52)
İsâ (A.S.) bunlara:
— Ne san’at işlersiniz diye sordu. Bunlar:
— Bez ağartırız! dediler. İsâ (A.S.):
— Öyleyse gelin, günahtan nefsimizi ağartalım! dedi. Havâriyyûn, bu sözü İsâ (A.S.)’dan işitince:
— Ya İsâ! Biz sana uyduk, sana tâbiiz! dediler.
Allahü Teâlâ der ki:
«Allah, Âdem’i, Nuh’u, İbrahim soyunu ve İmran ailesini âlemler üzerine seçilmiş kıldı.» (Âli İmrân sûresi, âyet: 33)
Hak Teâlâ, Âdem (A.S.)’ı beş nesne ile seçti:
Biri budur ki: Âdem (A.S.)’ın çok güzel bir yüzü vardı.
İkincisi: Hak Teâlâ melekleri Âdem (A.S.)’a secde ettirdi.
Üçüncüsü: Hak Teâlâ Âdem (A.S.)’ı seçti.
Dördüncüsü: Hak Teâlâ Âdem (A.S.)’ı Uçmakta oturttu.
Beşincisi: Ebûlbeşer (insanların babası) kıldı.
Hak Teâlâ Nûh (A.S.)’ı yine beş şeyle seçkin kıldı:
Birincisi: Hak Teâlâ Nûh (A.S.)’ı Ebûlbeşer kıldı. Çünkü Hak Teâlâ bütün insanları su ile kırıp yok ettiği halde Nûh (A.S.)’ın zürriyetini helak etmedi.
İkincisi: Hak Teâlâ, Nûh (A.S.)’ın ömrünü uzattı.
Üçüncüsü: Hak Teâlâ Nûh (A.S.)’ınduasını mü’minler ve kâfirler üzerine müstecap kıldı.
Dördüncüsü: Hak Teâlâ, bütün halkı suya batırdığı halde Nûh A.S.) gemiye binip kurtuldu.
Beşincisi: Şeriatı ilk önce Nûh (A.S.) koydu. Ve ilk önce mürsel olan da Nûh (A.S.)’dır.
Hak Teâlâ İbrahim (A.S.)’ı Ebû Enbiyâ (Peygamberler Babası) kıldı.
Birincisi: İbrahim (A.S.)’dan bizim Peygamberimiz Muhammed Mustafâ (S.A.V.)’e gelinceye kadar, gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin hepsini İbrahim (A.S.)’ın sulbünden getirdi.
İkincisi: Hak Teâlâ Hazretleri İbrâhim (A.S.)’ı Nemrûd’un odundan, ateşinden halâs ederek ateşe soğukluk ve ona selâmet verdi.
Üçüncüsü: Hak Teâlâ Hazretleri, İbrahim Peygamberi kendisini Halîl kıldı.
Dördüncüsü: Hak Teâlâ Hazretleri İbrahim (A.S.)’ı birkaç kelime ile mübtelâ kıldı.
Beşincisi: Hak Teâlâ Azze ve Celle Hazretleri, İbrahim Peygamberce halkı İman ettirdi.
Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri:
— Âli İbrahim ve âli İmran nesillerinden, bazısı bazısından önce geldi! diye buyurmuştur.
Tertibi şu şekildedir:
Mûsâ ve Hârûn (A.S.)’lar, İmrân oğludur. İmrân, Yashar oğludur Ve Yashar, Fahet oğludur. Fahet Lâvî oğludur. Lâvi ise Yakub oğludur. Yakub İshak oğludur. Onlar gibi İsâ, Meryem’in oğludur. Hazreti Meryem İmrân kızıdır. İmrân ise Mâsâıı oğludur. Mâsân, Sulaman (A.S.)’ın oğludur. Süleyman da, Dâvûd (A.S.)’ın oğludur. Dâvût İsa oğludur ve İsa Yehûzâ neslindendir. Yehûza Yakub (A.S.)’ın oğludur. İsa (A.S.) kızıl benizli, ak gövdeli, uzun saçlı idi. Yalınayak yürür, altın ve gümüş kullanmazdı. Dünya’yı tamamen terketmiş. evlenmemişti. Bekârdı.
Nakledilmiştir ki:
— İsâ (A.S.) bir gün sefere giderken yolda bir ulu dağ gördü. Bu dağın üzerinde bir ak taş vardı. İsâ (A.S.) o taşın güzelliğine şaştı kaldı.
Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri:
— Yâ îsâ! Diler misin ki o şaştığın nesneyi sana göstereyim? Dedi. İsâ (A.S.):
— Evet Yarabbi! dedi. O taş da Allahu Teâlâ’nm kudretiyle hemen iki parça oldu. İçinden gökçek suratlı bir ihtiyar çıkıverdi. O pir eski abalıydı ve yanında da bir üzüm kütüğü vardı.
İsa (A.S.) gördü ki, o ihtiyar namaz kılıyordu. Şaşkınlığı burar bütün arttı. O’na:
— Ey ihtiyar! Bu ağaç nedir? diye sordu. O ihtiyar cevap verd:
— Her gün bu kütükte üzüm biter, ben de nafakamı çıkarırım. îsâ A.S.) sordu:
— Ne zamandan beri burada ibâdet edersin? İhtiyar:
— Dört yüz seneden beri burada ibâdet ederim! dedi.
İsa (A.S.):
— İlâhî, sanırım ki bundan daha faziletli kimse yaratmadın sen! dedi.
Hak Teâlâ Hazretleri:
— Muhammed ümmetinden birisi Berat Gecesinde Berat namazını kılsa, benim katımdan dört yüz yıl ibâdet eden bu kişiden daha faziletlidir! dedi.
Kâ’bül Ahbar (R. Anh) dedi ki:
— Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri dediler ki:
— Yâ İsa Bismillah’ı çok zikreyle, her kim Bismillah’ı çok zikrederse bana vefa etmiş olur. Kim bana vefa ederse, ben onun defterine yüz Bismillahirrahmanirrahim sevabı yazarım. Ve Tamû’dan âzad ederim ve onu Uçmağa koyarım.
Nakledilmiştir ki:
— îsâ (A.S.) göklere çıkarıldığında yedi gün gökte durdu. Ondan sonra Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri:
— Yâ îsâ! Yine gökten yere in ve anan Meryem ile ve Ashabın ile buluş. Meryem’in sana olan hüzün ve firakı bütün âlemden artıktır! dedi.
İsa (A.S.) hemen gökten yere indi. Hak sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri ona meleklerin kanadı gibi kanat verdi. Ve nurdan kaftanlar giydirip îsâ (A.S.)’ı yeryüzüne indirdi.
İsâ (A.S.) yer yüzüne inince Hazret-i Meryem ve Ashabı ile görüştü. Yedi gün yerde durduktan sonra yine göğe yükseldi.
Nakledilmiştir ki:
— îsâ (A.S.) ikinci göğe çıktığı zaman melekler, yanında toplanıp ziyaret ederlerdi. Hırkasının nice yerinde yaması vardı. Melekler bu yamaları görüp ağlaştılar ve:
— İlâhî! îsâ kuluna bir gömlek dahi vermedin! dediler.
Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri meleklere cevap verdi:
— Eğer dünyanın hepsini satsalar İsa’ya bir gömlek pahası olamaz.
Amma Melekler yakasında bir iğne buldular. Hak Celle ve Âlâ Hazretleri:
— Eğer iğne olmayaydı, ben onu sekizinci kata çıkarırdım. Şimdi İkinci göğe koyun, dursun! dedi.
Nakledilmiştir ki:
— İsâ (A.S.) bir gün makberelere uğradı. Melekler bir kişiye azap etmekteydiler. Bir gün İsâ (A.S.) yine o kabre uğradığında, Rahmet Melekleri ellerinde nurdan tabaklar tutarlardı. İsâ (AS.) bunları görünce şaşırdı, kaldı. Hak Teâlâ Hazretlerine münacât etti. Hak Teâlâ Hazretleri de:
— Yâ İsâ! O gördüğün kişi bir âsi kul idi. Kabirde birçok azaba uğradı. Ama onun bir karısı vardı. Ondan bir oğlan doğdu. O oğlancık büyüdü ve onu bir muallime verdiler. Muallim, ona: «Bismillahirrahmanirrahim» de! dedi.
O oğlancık da, Bismillahirrahmanirrahim dedi. Ben de o kuluma âzab etmeye utandım. Zira oğlu yeryüzünde Bismillahirrahmanirrahim diye beni anıyordu. Ben onun babasına nasıl azap edeyim? O kişiyi oğluna bağışladım! dedi.
Ka’bul Ahbar (R. Anh) Hazretleri der ki:
— Hak Teâlâ Hazretleri, İsa (A.S.)’a buyurdu ki: «Vekavak şehrine var! Halkını İslâm’a davet et. Benim verdiğim rızkı yerler ve benden başkasına taparlar. Onlara azap ederdim amma, onlarda beş haslet vardır, azap etmem!» dedi.
Birincisi: İhtiyarlara ve kadınlara hürmet ederler.
İkincisi: Kadınlar, erkeklerine muhabbet ederler ve oğlanlarına gökçek terbiye verirler.
Üçüncüsü: Kendilerine bir şey emanet edilse hıyanetlik etmezler.
Dördüncüsü: Sözleri gerçektir, yalan söylemezler.
Beşincisi: Bir günlük rızka kanaat ederler, yarın için rızık toplamazlar.
Her kim bu beş hasleti işliyorsa o kişi Ahiret’e imansız gitmeye lâyık değildir. Git onları İslâm’a davet et, bunu da kabul ederler! dedi.
Kûtül Kulûb’de şöyle yazar:
İsâ Peygamber ile Yahya Peygamber, bir gün bir yerde buluştular İsâ (A.S.) ferahlı, Yahya (A.S.) gamlı idi. Yahya (A.S.) dedi ki:
— Yâ İsâ! Sen, Hak Teâlâ’nm azabından emin oldun mu?
İsâ (A.S.) cevap verdi: .
— Ey Yahya! Sen Hak Teâlâ’nm rahmetinden ümidini mi kestin?.
Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri dedi ki:
— İkiniz de doğru söylüyorsunuz. Ama en güzel söyleyeniniz, Allah’ın keremi ve lutfû çoktur, diyerek onu gökçek sanadır.
Kûtül Kulûb’de der ki: Hak Tebareke ve Teâlâ:
— Yâ İsâ! Muhammed ümmetinin âlimleri benim katımda peygamberler gibidirler. Çünkü az nesneye razı olurlar. Ben de onların on amelinden razı olup, onları Uçmağa koyarım, dedi. Nitekim:
«Lâ İlahe illallahü Muhammedün Resûlûllah» dedikleri için Uçmağın, çoğunluğu onlarla dolar. Yâ İsâ! Bir kulumun gönlünde Dünya ve Ahiret sevgisinden nesne bulamazsam onun gönlünü muhabbetim ile doldururum!
