Hz. Yusuf’a Kurulan Tuzak

By | 10 Mart 2015

hz-yusufa-kurulan-tuzak— Ne yapıyorsunuz kardeşlerim? diye haykırdı ise de sesini yine kardeşlerinden ve kendisinden başka duyan olmadı. Onu kolları bağlı olarak kör kuyulardan birisine bir iple sarkıttılar. İçinde bir damla su bile yoktu.
Yusuf, şimdi bu kör ve karanlık kuyunun içindeydi:

— Yarabbim, benim hâlim ne olacak? Beni buradan kurtar? diye dua ediyordu.
İçinden bir ses:

— Sen elbette bu felâket diyarından kurtulacaksın. Herkesin sevip saydığı bir insan olacak, yine yaşayıp ömür süreceksin! diyordu. Sonra hatiften bir nida geldi, ona dedi ki:

— Ey Yusuf! Onların yaptıklarını sen ileride kendilerine hatırlatacaksın. Onlarsa seni tanımayacaklar bile!

Gökyüzünden gelen bu nida on yedi yaşındaki Yusufun gönlüne bir serinlik, bir ümit suyu serpti.
Yusuf’tan kurtulduklarını sanan on kardeş ise gönülleri hiç bir eza duymadan öğle yemeklerini yemek üzere ekmek torbalarının başına oturdular. Akşama kadar Yusuf hakkında konuştular, gülüştüler, oynadılar.

Akşam yaklaşırken akılları başlarına geldi. Şimdi babalarına ne diyeceklerdi? Onu nasıl kandıracaklardı? İçlerinden birisi dedi ki:
— Ya nasıl ispat edeceğiz bu sözlerimizi?
Onlar:

— Kolayı var. Bir oğlağı keser, kaniyle Yusuf’un entarisini kanlarız. Olur, biter! dediler.
Öyle yaptılar. Sürüye dalan kardeşlerden biri, bir oğlak yakaladı. Hemen onu kestiler. Entariyi kana buladılar.
Artık güneş batıyordu. Güneş de bütün ufku, kanlı entari gibi bir kızıllığa boyamıştı. Gece olunca da on çocuk babalarının yanına vardılar. Hepsi de ağlaya ağlaya, hıçkıra hıçkıra obaya girdiler.

Hz. Yakub çocuklarının arasında Yusufu göremeyince, içi burkuldu. Korktuğuna mı uğramıştı acaba?
— Yusuf um nerede? diye sordu.
Onlar şöyle cevap verdiler:

— Baba, baba! Biz yarış yapıyorduk. Yusuf’u da eşyamızın yanında bırakmıştık. Bir kurt gelip onu yedi. Fakat biz gerçek söylesek de sen bize inanacak değilsin.

Hz. Yakub başına gelen felâketi anladı. Boğazını hıçkırıklar sardı. Hele kanlı entari de oğulları tarafından gösterilince:
— Sizin gönlünüz size koskoca bir işi kolaylaştırmış, küçültmüş! dedi. Artık benim işim, ümit bekleyerek katlanmaktır. Sizin anlaştığınız işe karşı Allah’dan yardım dilerim! dedi.