İsrailoğulları selâmet diyarına çıkınca Doğuya, Sina çölüne, Tur dağına doğru ilerlemeye başladılar. Hz. Musa ucu iki çatallı asası elinde olduğu halde önde ilerliyordu. Fakat arkasındaki halkın ayakları bir türlü ileri gidemiyordu.
Bir gizli kuvvet sanki onları mıhlamış gibiydi. Hz. Musa da durdu. O da ileri gidemedi.
Etrafına bakındı.
— Yaşı ilerlemiş kimseler, ihtiyar babalar yanıma gelsin! dedi. İhtiyarlar ona doğru ilerlediler. Çevresini sardılar. Hz. Musa onlara:
— Bu halinizin, bu ileriye adım atamamanızın sebebi nedir? diye sordu.
Onlar da:
— Ey Musa! dediler. Yusuf Mısır’da kaldı. O öldüğü zaman benim naaşımı siz Mısır’dan çıkarken birlikte alıp götürünüz! diye tenbih ettiğini dedelerimizden işitmiştik.
Onlar da:
— Biz Mısır’dan çıkar, bize adanan ülkeye, Kenan diyarına gidersek senin nâşını da götürürüz! diye söz vermişler. Başımıza gelen bütün bu zorluklar Yusuf atamıza verilen bu sözün yerine getirilmemesi sebep olacak! Onun nâşını bulmalı, ondan sonra alıp gitmeliyiz! dediler.
Hz. Musa:
— Ya Yusuf’un kabri nerededir, biliyor musunuz? diye sordu. Onlar:
— Bilemiyoruz! diye cevap verdiler.
Hz. Musa yüksek sesle bütün halkına seslendi:
— Allah’ını seven, Yusuf atamızın mezarının nerede olduğunu biri duyarsa bana haber versin. Bunu bilmeyenlerin kulakları sağırlaşacak ve benim sözlerimi işitmeyeceklerdir! dedi.
