Eyyüb Peygamber, sabır örneğidir. Hz. İbrahim’in torunlarındandır. Eşinin de Hz. Yakub’un kızlarından Leylâ olduğu rivayet edilmiştir.Eyyüb Peygamber, Hz. İbrahim’in kardeşi Is’in çocuklarının ülkesinde yaşıyordu. Doğru, olgun, Yüce Allah’dan korkar, kötülükten çekinirdi. Annesi Haran oğlu Hz. Lût’un kızıydı. Karısı da Hz.Yakub’un oğlu Yusuf’un oğlu Efrayım’ın kızıydı. Adı Rahme idi. Rahme çok zengindi. Şam’da Beseniye köyü, bütün malları, mülkleriyle, toprağiyle Rahme’nindi. Eyyüb’ün Rahme’den yedi oğlu ve üç de kızı olmuştu. Çok zengindi de. Yedi bin koyun, üç bin deve, beşyüz çift öküz, beş yüz de dişi eşeği vardı. Bunlara bakan sayısız köleleri bulunuyordu. Orta doğu ülkelerinde yaşayan halkın hepsinden varlıklıydı. Koyun ve eşeklerinin de yavruları, beş yüz dönüm de tarlaları vardı.
Eyyüb’ün yedi oğlu da eli açık çocuklardı. Haftanın yedi gününden birini yedi erkek kardeş kendisine gün tutmuştu. O gün evinde ziyafet sofraları kurulur, yedi kardeş ve üç kız kardeşleri birlikte yemek yerlerdi. Ziyafet günleri tamamlanınca Eyyüb, oğullarım yanına çağırttırır, onlarla takdis ederdi. Sabahleyin erken kalkarak hepsinin sayısına göre yanar ocaklar sunardı. Çünkü:
— Oğullarım olabilir ki günah işlemişlerdir, yüreklerinden Yüce Allah için kötü düşünceler geçirmişlerdir! diye düşünürdü. Ve her ziyafet sonu bu işi yapar dururdu.
Hz. Eyyüb:
— Ey Yüce Rabbimiz! Sana hamd ve sena olsun! diye dua eder, melekler de:
— Ona salât ve selâmlar olsun! derler, Eyyüb’e dua ederlerdi. Şeytan, meleklerin bu dualarını çok kıskanmıştı. Eyyüb’ü, Hak Teâlâ’nın sevgisinden uzaklaştırmak istiyordu. Bir gündü.
Melekler Yüce Rabbin huzurunda durmak için gelmişlerdir. Aralarına Şeytan da karışmıştı. Hak Teâlâ İblis’e:
— Sen nereden geliyorsun? diye sordu. Şeytan da:
— Dünyayı dolaşıp gezmekten geliyorum! diye cevap verdi.
— Kulum Eyyüb’e iyi baktın mı? Yeryüzünde onun gibi olgun doğru ve Allah’tan korkan ve kötülük yapmaktan sakınır kimse yoktur.
— Eyyüb, boşuna mı Allah’tan korkar? Sen onun evinin çevresine, kendisinin etrafına, bütün mallarının dolayına çit getirmedin mi? knun elinin ekmeğini bereketledin. Malları yurtta çoğaldı. Ama şimdi elini uzatıp onun varlığına dokun hele. O mutlaka yüzüne karşı ;ana isyan edecektir. Eyyüb’ü, din ve inancında sınamak üzere beni :na musallat et!..
Hak Teâlâ da Şeytan’a bu izni vererek:
— İşte onun bütün varlığı senin elindedir. Ancak kendi vücudunun üstüne elini uzatma! diye buyurdu. Şeytan da bütün şeytanları topladı. Onlara ellerindeki gücü ve marifetleri sordu. Onlara:
— Ben Eyyüb’ün mal ve varlığına musallat edildim. Bu, Eyyüb içın ezici bir musibet olacaktır. Hem de erkeklerin sabır ve dayanıklığı dışında bir sınama.. Kimin elinde yıkan ve yok eden bir kuvvet ve araç varsa, Eyyüb’ün Beseniye’deki malını, mülkünü yok etmek için kullansın! dedi. Şeytanlar da Hz. Eyyüb’ün nesi var, nesi yoksa yok etmek için harekete geçtiler.
Bir gündü:
Hz. Eyyüb’ün oğulları ve kızları en büyük kardeşin evinde yiyip yiyorlardı. Yine bir ziyafet vardı.
Birden gözleri korkudan büyümüş bir haberci Hz. Eyyüb’ün evine koşarak geldi:
— Ya Eyyüb! dedi. Öküzler çift sürer, dişi merkepler onların yanında otlarken Şebablar baskına geldiler. Hayvanları ele geçirdiler, çobanları kılıçtan geçirdiler. Sonra bir haber vermek için içlerinden yalnız ben kurtuldum.
Haberci, henüz bu kara haberini bitirmemişti, ki başka bir köle içeri daldı:
— Yâ Eyyüb! dedi. Gökyüzünden Allah’ın ateşi indi. Sürüleri, çobanları yaktı. Hepsini yok etti, öldürdü. Sana haber vermek üzere yalnız ben kurtuldum.
İkinci haberci de bu sözlerini henüz bitirmişti ki bir başka köle yine içeriye daldı:
— Keldanlılar üç bölük oldular, develerin üzerine hücum ettiler. Hepsini aldılar, devecileri de kılıçtan geçirdiler. Ben sana bu haberi iletmek için kaçtım, geldim ve canımı kurtardım! dedi.
Henüz bu adam da sözünü bitirmemişti ki dördüncü bir kara haberci yine koşup geldi:
— Ya Eyyüb! dedi. Oğullarınla kızların büyük kardeşlerinin evinde yiyip içtikleri sırada çöl yönünden büyük bir yel esti, evin dört köşesine çarptı. Gençlerin üstüne ev yıkıldı. Hepsi öldüler. Ancak ben. bunu sana haber vermek için kaçıp kurtulabildim!..
Eyyüb Peygamber bu felâket üstüne felâket haberlerini alınca hemen yerinden kalktı. Elbisesini yırttı. Saçlarını kesti. Yere kapandı. Secde kıldı… .
— Yarabbi! dedi. Anamın karnından çıplak çıktım. Çıplak olarak oraya döneceğim. Allah verdi, Allah aldı varlığımı! Rabbin adı mübarek olsun!
Hz. Eyyüb, bütün bu felâketlere rağmen Allah’ına ne isyan etmiş, ne ona şikâyetçi olmuş, ne de böyle bir günah işlemişti. Melekler de onun yakarışını Allah’a ulaştırmışlardı. Yine bir gündü.
Melekler Yüce Yaradan’m huzuruna gelmişlerdi. Şeytan da onların arasında geldi.
Yüce Rab Şeytan’a:
— Nereden geliyorsun? diye sordu.
— Dünyayı dolaşıp gezmekten ya İlâhi!
— Kulum Eyyüb’e dikkatle ve önemle baktın mı? Dünyada onun gibi selüt, doğru ve Allah’ından korkan, kötülükten sakınan bir adam yoktur. Her ne kadar sen onu sebepsiz yere yok etmeğe ben. kışkırtmağa çalıştın ise de yine o olgunluğuna sıkı sıkı sarılmaktadır.
— Yâ İlâhî! Deri yerine deri, hattâ insana hayatı için bütün elinde ne varsa verir. Fakat elini uzat da hele bir etine ve kemiğine dokun! O, mutlaka yüzüne karşı sana lanet edecek, sana âsi olacaktır.
0 zaman Yüce Yaratan Şeytana izin verdi:
— İşte, o elindedir. Fakat sakın onun canına dokunma! diye buyurdu.
Şeytanı lâin huzurı Rabbaniden ayrıldı. Yere indi. Hz. Eyyu hamd ve şükür ediyordu. İblis ona yaklaştı. Onun burun deliğine öyle bir üfürüş üfledi ki Hz. Eyyüb’ün vücudu ateşlere boğuldu. Her tarafı çıbanlar aldı. Kaşıntılar tenini sardı. Eline bir kiremit parçası alarak kaşındı, durdu. Sonra kül dolu bir kap içinde oturdu. Çıbar. yaraları kokmaya da başlamıştı. Köy halkı kendisini köyden çıkarttılar. Bir çöplüğe götürüp bıraktılar. Karısı, Hz. Yusuf’un oğlu Efrayim’in kızı Rahme:
— Ey Eyyüb! dedi. İşte seni benden başka ziyaret eden yok. Sana rereken herşeyi ben getiriyorum… Halâ doğru sözlülükte kalacak mısın?
Hz. Eyyüb:
— Allah’ın elinden nimeti nasıl kabul edersek belâyı da öylece kabul etmeliyiz. Böyle yapmayalım mı?., dedi.
Bu hastalıktan önce Eyyüb Peygamber’e üç kişi iman getirmişti.
1 — Teymanlı Elfaz,
2 — Şuhab Bildad,
3 — Naamb Sofar.
Bu üç mümin Hz. Eyyüb’ün başına gelen felâketi görünce evlerinden çıkarak onun yanma geldiler:
— Geçmiş olsun! dediler.
— Ne oldu sana böyle? diye sordular. O da başından geçenleri anlattı. Onlar ilk önce uzaktan onu tanımamışlardı. Başına gelen felâketi öğrenince ağlaşmaya başladılar. Herbiri elbisesini yırttı. Göklere doğru, başlarının üzerine toprak saçtılar. Yedi gün, yedi gece Hz. Evyüb’le bir arada oturup hiçbiri ona söz söylemedi. Çünkü onun derdinin ne kadar büyük olduğunu anlamışlardı.
Hazret-i Eyyub’un varlıklı günleri hayal olmuştu. Artık bir lokma ekmeğe muhtaç olacak bir hale gelmişti. Bir gün cefakâr karısı Rahme bir öğünlük ekmek bulmak için pazar yerine gitti. Ama avucunda ekmek akçesi yoktu. Fakat sevgili kocasına sevgi ve vefasını göstermesi gerekti. Kendisine Yüce Allah gür ve uzun saçlar ihsan etmişti. Onlara bir makas vurdurup kestirdi sattı. Onun parası ile karınlarım doyuracak ekmek aldı.Zavallı kocacığı Eyyüb (A.S.)’a getirdi:
Ya sonra?! Onlar karınlarının ezikliğini biraz olsun bastırmışlardı ama, kötü halkın dilinde de bir kem söz dolaşmaya başlamıştı:
— Eyyüb’ün karısı kötü yollara düştü. Saçlarını kendisi sattı! dediler. Bu suçlamayı zavallı Eyyüb (A.S.)’m kulağına eriştirdiler. O da:
— Bu hastalığımdan kurtulursam karıma verilecek cezayı ben vereceğim! dedi. Ve:
— Ey Rahme! dedi. Eğer bu suçu işledinse iyileşince sana yüz sonra vurmak ahdim olsun!
Vefalı karıcığı ağlamaya başladı.
— Bu sözlere inandın mı? dedi. Ben iffetli, namuslu bir kadınım. Bil ki senin yolunda helak olmaya razıyım. Ben kimseye iffetimi sat-madım. Buna Allahü Teâlâ şahittir.
— Ama ben yemin ettim. Hele Yüce Yaratan bana şifa versin, iyi olayım sana yüz sopa atacağım! dedi. Şefkatli karıcığı da:
— Hele sen şifa bul. Beni istediğin kadar döv! dedi.
Bir rivayete göre Hz. Eyyüb tam yedi yıl bu çıban yaralarını çeke çeke bu çöplükte kalmıştı.
Hz. Eyyüb, kendi doğum gününe lanetler yağdırdı, fakat Yüce Allah’a karşı hiç âsi olmadı. Kendi doğduğu güne lanete şöyle başlamıştı:
— Benim doğduğum gün ve «bir erkek çocuk dünyaya geldi!» dedikleri gece yok olsun.
— O gün karanlık olsun, Allah yukarıdan onu aramasın! Onun üstüne nur parlamasın. Ona karanlıkla ölüm gölgesi şahit çıksınlar.
— Niçin dertliye nur ve kederliye hayat verilir? Onlar ki ölümü beklerler de gelmez ve definelerden çok ölümü ararlar.
— Ekmeğimden önce ahım geliyor. Hıçkırıklarım su gibi akıyor.
Ona iman edenlerden Teymanlı Elfaz, Hz. Eyyüb’e şu sözleri söyledi:
— Bir kimse sana söz söylemeye kalksa gücenir misin? Fakat söylemekten kendini kim tutabilir? İşte sen nice kimseleri uyandırdın, zayıf elleri kuvvetlendirdin! Sürçmekten senin sözlerinle ayakda durdu. Çöken dizleri sen güçlendirdin.
Hz. Eyyüb ona şu cevabı verdi:
— Keşke şu acım, şu kederim bir kere tartılsa! Başıma gelen felâketimle birlikte teraziye konsa! Çünkü o, deniz kumundan da ağır gelirdi. Benim hissem dert ayları ve nasibim ıstırap geceleridir!
Mümin Şuhab Bildad da dedi ki:
— Sen ne kadar böyle söyleyeceksin? Allah eğri hüküm verir mi“7 O, doğruluğu eğriltir mi? Eğer sen temiz ve doğru olursan erken davranıp Allah’ı araşan Allah senin doğruluk yurduna selâmet verir. Önceki halin küçükse sonraki halin büyük olacaktır.
Hz. Eyyüb Bildad’a şu cevabı verdi:
— Ben böyle olduğunu gerçekten bilirim. İnsan Allah’ın önünde nasıl haklı çıkabilir. Allah’ın hikmeti derin ve kuvveti uludur. O’na karşı durmaya kim cesaret eder de selâmet bulur?.. Dağları yeniden kaldıran O’dur. Ve dağlar bunu bilmez. Allah, gazabiyle onları alt üst eder.
Hz. Eyyüb üç arkadaşiyle uzun uzun görüştükten sonra ellerim gökyüzüne açtı dedi ki:
— Ey Yüce Rabbim! Seni bilirim ki herşeyi yapmaya kadirsin. Hiçbir muradın alıkonulmaz.
Kur’an-ı Kerîm şöyle buyurur:
«Kulumuz Eyyüb’ü de an! O Babbine şöyle nidada bulundu:
— “Şeytan bana gerçekten dert ve elem eriştirdi.”» (Sâd sûresi, âyet: 41)
Hz. Eyyüb’ün bu nidasına şu cevap geldi:
«Ayağınla yere vur! (Vurarak yürü) varacağın yer, hem yıkanacağın, hem içeceğin serin sudur.» (Sâd sûresi, âyet: 42)
Hazret-i Eyyüb Allah’ın ihsan ettiği su ile yıkandı. Sabrı imtihan edilmeden önceki kılık ve güzelliğine büründü. Yedi yıllık bir ıstıraptan sonra Allah’ın lütfuna uğradı. Başına gelen yedi yıllık cefâ ve sıkıntı bağışlandı. Allah ona önceki bütün varlığının iki mislini ihsan etti. Kardeşleri, kızkardeşleri tekrar yanına geldiler. Ev halkı da onunla birlikte bir misli lütfa uğradı. Allah’ın rahmeti bu kadar büyük olmuştu. Bütün akraba ve onu bilenlerin hepsi ekmek yediler.
— Rabbin verdiği bütün belâlar için geçmiş olsun! dediler. Sonra gelen konuklar, Hz. Eyyüb’e birer gümüş ve birer altın halka hediye ettiler. Onun bundan sonraki hayatı daha bereketli ve kutlu oldu. Öyle ki on dört bin koyunu, altı bin devesi, bin çift öküzü, bin tane dişi eşeği oldu. Yedi oğlu ile üç kızı yeniden dünyaya geldi. Bu kızlar o kadar güzelleşmişti ki bütün memlekette onlar kadar güzel kadın bulunmazdı. Hz. Eyyüb, bu kızlara da erkek kardeşleri gibi miras ayırdı, 90 yaşına gelmiş olan Hz. Eyyüb, bundan sonra daha yüz kırk yıl yaşadı. Kocadığı zaman günlerine artık doymuştu.
Kuran-ı Kerim bu lütuf hakkında şöyle buyurur:
«Biz, tarafımızdan bir rahmet ve akıl sahipleri için bir ibret olarak Eyyüb’e bu ehlini ve yanlarında daha bir mislini bağışladık.» (Sâd sûresi, âyet: 43)
Yüce Allah Kur’an-ı Kerîm’inde Eyyüb için şöyle buyurur:
— «Biz Eyyüb’ü, sabırlı bulduk. O, ne güzel, ne şerefli bir kuldur ki daima Allah’a döner, daima O’na sığınırdı.» (Sâd sûresi, âyet: 44)
Nihayet o da gözlerini dünyaya kapadı. Dünyada kazandığı maddi ve manevî mükâfat onun felâket ve belâlara karşı gösterdiği sabırdan ileri gelmişti. Ama Eyyüb sabrı her kula müyesser değildir.
Kur’an-ı Kerîm, Hazret-i Eyyüb’ün karıcığına yüz sopa atacağı hakkında şöyle buyurur:
Allah ona:
«Yüz (başaklı) bir demet sap al. Onunla (karma) vur. Yeminini yerine getir. Biz, gerçekten onu (Eyyüb’ü) sabırlı bulduk. O ne iyi kul idi. O, Allah’tan yanaydı.» (Sâd sûresi, âyet: 44) Eyyüb Peygamber öldükten sonra Hak Teâlâ onun yerine oğlu Biss’i Peygamber olarak kavmine yolladı. Adı Zülkifl olmuştu. Zülkifle Allah’ın Birliğini halkına öğretti. Bütün ömrünü Şam’da geçirdi. O da yetmişbeş yaşında öldü. Şuayb Peygamber de o öldükten sonra gelmiştir.
