Nemrud, bir zamanlar doğan çocukları öldürtmek istemişti. Şimdi gözlerimizi Hazret-i İbrahim’in doğumundan önceki günlere çevirelim.
Nuh’dan sonra Hûd ve Salih peygamberlerden sonra Hz. İbrahim’in peygamber olarak gönderilme zamanı yaklaştığı zaman Nemrud korkulu bir rüya gördü. Bu rüyasında başı üstünde bir yıldız parlamaktaydı.
Ama parlak mı parlak bir yıldızdı bu O kadar ki, Ay ile Güneşin aydınlıklarını bile görünmez etmişti.
Nemrud, birdenbire rüyasından uyandı.
— Bu rüyayı tâbir ettirmeliyim! dedi. El çırptı. Saray adamları geldiler. Onlara:
— Çabuk, gidiniz. Bana sihirbaz, kâhin, falcıları çağırınız! diye haykırdı.
Saray adamları hemen şehirde ne kadar büyücü, falcı, yıldızbakıcı varsa getirdiler. Nemrud onlara:
— Bu gece bir rüya gördüm. Başımda büyük bir yıldız parlıyor ve Ay’ın da, Güneşin de aydınlığını silip süpürüyordu. Bu rüyayı bana yorunuz! dedi. Bu olayın içyüzü nedir, söyleyiniz bana!
Kâhinler:
— Senin gölgende şu köyde, şu ayın şu yılında İbrahim adında bir çocuk dünyaya gelecektir. O senin ortadan kalkmana ve saltanatının yıkılmasına sebep olacaktır. Bu çocuk senin kavmini atalarının dininden ayıracaktır. Bir gün de putları kırıp onları yok edecektir.
Kâhinler, bu yorumu yaptıktan sonra Nemrud’un yanından ayrıldılar.
Nemrud’un başkenti bu sırada Bâbil’deydi. Kâhinlerden bu haberi alınca:
— Ben burada kalmayayım. Başka bir yere göçeyim! dedi.
Bir köyü kendisine başkent yaptı. Köyde ne kadar erkek varsa hepsini çıkartıp yalnız kadınlarını bıraktırdı.
Falcı, kâhin ve yıldız bakanların söylediği yılı beklemeye başladı. O yıl gelip çatında korkulu rüyalar da görmeye başladı. Hemen ihamlarını çağırttı:
— Kûşâ köyüne gidiniz. Orada ne kadar gebe kadın varsa hepsini huzuruma getiriniz! diye kükredi.
Saray adamları Kûşâ köyüne geldiler. Karnı şişkin gebe kadınları topladılar. Nemrud’un huzuruna getirdiler. O da hepsini muayene ettirerek gebe olanları sarayının mahpushanesine kapattırdı. Hepsini göz altına aldı. Getirilen gebe kadınlar arasında Hz. İbrahim’in annesi Uşâ da vardı. O da muayene edildi. Henüz doğum sancıları çekmediği için Uşâ’nın ne âhı, ne ofu vardı. Kendisi muayene edilirken karnının sağ tarafı ellense çocuk sol tarafa kayıyor, sol tarafı tutsalar çocuk sağ tarafa kaçıyordu. Nemrud da bu kadının gebe olmadığı kanaatine varınca:
— Bu kadını serbest bırakınız! diye emir verdi. Uşâ da evine döndü.
Sonra o yılın müneccimleri tarafından söylenen ay içinde Nemrud mahpusta gebe kadınların doğurduğu bütün çocuklar için:
— Onları öldürün! emrini verdi.
Saray muhafızları o ay içinde ne kadar çocuk doğdu ise hepsini birer birer kılıçtan geçirdiler.
Fakat öte yanda serbest bırakılan İbrahim’in annesi de o ay içinde doğum sancıları çekmeye başlamıştı. Gece, karanlıklar çökerken evinden çıktı. Bir mağaranın yanına geldi, içeri girdi.
Şimdi sancılar daha çok artmıştı. Az sonra bir oğlan çocuğu dünyaya getirdi. Göbeğini kendi eliyle kopardı. Yeni doğan bir çocuk için, ne yapmak lâzım geliyorsa onları yaptı. Gençti. Güçlüydü. Yalnız başına çocuk doğurmak ona bir zarar vermemişti. Ama bunda da onun bilmediği Allah’ın bir hikmeti vardı. Bu çocuk insanları doğru yola çağıracak, bir peygamber olarak Allah’a giden doğru yolu gösterecekti. Bürgüsüne çocuğu kundaklayan ana onu burada bırakarak yavaşça mağaradan çıktı. Mağara deliğini taşlarla kapattı. Bu yeri kimse görmemeli idi. Sonra gizli yollardan evine döndü.
Hz. İbrahim’in annesi o gece kimse görmeden yine mağaraya geldi. Delikteki taşı çekti. Sevgili çocuğunu emzirdi. Onu temizledi, öptü, okşadı. Sonra yine bir kenara koyarak yavaşça mağaradan çıktı. Yine mağara deliğini taşlarla kapattı. Evine doğru yollandı.
Artık genç emzikli her gece bu mağaraya geliyor, çocuğu yokluyordu. Sevgili İbrahim’ini parmağını emerken buluyordu. Anası bilmiyordu ama Yüce Allah ilerde insanlara peygamber olarak göndereceği bu çocuğu parmaklarını emdirerek besliyordu.
Genç kadının kocası Âzer karısının hâlâ bir çocuk dünyaya getirmediğini görünce ona:
— Gebeliğin ne oldu? Hâlâ bir çocuk doğurmıyacak mısın? diye sordu.
Genç anne:
— Ey kocam Âzer! Ey Târih! dedi. Ben bir erkek çocuğu doğurmuştum. Ama yaşamadı öldü.
Âzer, Uşa’nın bu sözlerine inandı. Bir rivayete göre de çocuğu görmüş, İbrahim’i öldürmek maksadiyle gelen saray adamlarına kendi hizmetçisinin oğlunu İbrahim diye teslim etmiştir.
Mağarada kalan İbrahim büyümeğe başlamıştı. Bir günde başka çocukların bir ayda, hatta bir yılda büyüdükleri kadar büyümüş, gürbüzleşmişti. İbrahim bu mağarada onbeş ay kaldı. Onbeş yaşında bir çocuk kadar irileşmişti.
Bir gün anasına:
— Beni bu mağaradan çıkar! Etrafa bakayım! dedi. Anası Uşâ da:
— Sen artık büyüdün. Ben de seni zaten dışarı çıkarmak istiyorum. Karanlık iyice basınca birlikte buradan çıkarız! dedi. O gece birlikte mağaradan ayrıldılar. Eve geldiler.
İşte o günden sonra genç İbrahim, Yüce Allah’ı aramaya başlamış ve halkını uyarma yoluna düşmüştü.
