Hz. Âdem İki Oğlunu Arıyor

By | 3 Mart 2015

hz-adem-iki-oglunu-ariyorVakit ilerlediği halde bir oğlunun sürülerinin başından, bir oğlunun tarlalardan dönmediğini gören Hz. Adem, onları aramaya çıktı. İşte Kâbil uzaktaydı. Fakat Hâbil hangi koyunlarının, hangi sürüsünün başındaydı acaba?

Kâbil, babasının uzaktan:
— Kâbil diye bağırdığını ve kendisine doğru gelmekte olduğunu gördü. Yüreğini bir korku sardı. Yaptığı suçu söylemeli miydi acaba?
— Baba, bağışla beni! Şöyle bir suç işledim! demeli miydi?

Fakat bunu yapamıyacağım anladı. En iyisi babasından uzaklaşmaktı. Hemen tabanlarını kaldırarak kaçmağa koyuldu. Babasını gözden kaybedinceye kadar koştu.

Hz. Adem, oğlunun kendisinden kaçmakta olduğunu görünce şaşırdı.
— Niye kaçıyor benden bu oğul? diye mırıldandı. Niye kaçıyor benden? Yoksa bir günah mı işledi?
Etrafına bakındı. Kâbil’in Hâbil’i gömdüğü yere geldi. Toprakta kanlar vardı. Damla damla kızıl kanlar!

Yüreği birdenbire yandı… İçi içine sığmaz oldu. Tıkanacaktı sanki!..
— Demek bir günah işlemiş Kâbil! dedi. Bunun için kaçtı. Hâbil ortalarda yok. Onu öldürmüş olacak!
Üzgün bir hal içinde gözlerinin yaşla dolduğunu ve bu yaşların sonra yanaklarından seller gibi aktığını hissetti. Hemen Kâbil’in kaçtığı tarafa doğru koşmaya başladı. Onu gördüğü bir tepeye gelince ona:

— Kâbil! Kâbil! Kardeşini mi öldürdün? diye bağırdı. Birdenbire dağlar da bağırmaya başladı:
— Kâbil! Kâbil! Kardeşini mi öldürdün?
Kâbil, hâlâ kaçıyordu. Bu sesleri duymamak için kulaklarını tıkadı. Fakat şimdi orman hayvanları, orman kuşları, dağ yırtıcıları da sanki ona:

— Kâbil! Kâbil! Kardeşini öldürdün mü? diye bağırıyor gibi geldi.
Kâbil koşa koşa bir yarın başına vardı… Adem ona beddua okumaya başladı:
— Kâbil! Katil oğul! Kardeş katili! Bundan sonra rahat yüzü görme sen! Önüne felâketin kapılarını ardına kadar açtın.
Sen de ölünceye kadar rahat yüzü görme. Gördüğün her yaratık, dağlar, dereler, çağlayanlar sana:
— Katil! Katil! diye haykırsın, dursun!

Babasını yeniden gözden kaybetmeden Kâbil, soluk soluğa durdu. Yine yüreğini bir öfke sarmıştı. Kendisine «Katil!» diyen bütün tabiata, bütün canlılara, rüzgâra, ağaçlara kızıyordu.

Durunca, bu dakikada Yüce Allah’tan, tâ… göklerden bir ses geldi.
Allah ona sordu:
— Kardeşin Hâbil nerede?
Kâbil:

— Bilmiyorum! diye cevap verdi bu soruya! Kardeşimin bekçisi miyim ben?
Yüce Allah’ın nidası yeniden duyuldu:

— Sen ne iş işledin ki, kardeşinin kanı bana toprakların içinden sesleniyor? İşte sen şimdi toprak tarafından lanetlendin. O toprak ki. kardeşinin kanını senin elinden almak için ağzını açmıştı. Artık o toprağı ekip biçtiğin zaman o sana bol bereketini vermiyecektir. Bundan sonra da bir kaçak, başıboş kimse olacaksın! Ağzını açmış olan. kardeşini yutan yer sana lanet ediyor.
Kâbil, nedamet içinde:
— Yüce Rabbim! dedi. Biliyorum, günahım büyüktür. Hem de bağışlanamayacak kadar büyük! Bugün beni yeryüzünden kovdun. Yüce huzurunda gizlenmiş olarak yeryüzünden bir kaçak, bir başıboş insan olacağım. Belki de beni her kim görürse, bulursa öldürecektir.
Hak Teâlâ:
— Her kim Kâbil’i öldürürse ondan yedi kat öç alınacaktır! diye buyurdu ve: «Her kim Kâbil’i bulup vurmasın!» diye de Kâbil’in üzerine bir nişan koydu.

Yüce Rabbin bu buyruğunda elbette bir hikmet vardı!