Beklenen Mucize

By | 21 Şubat 2015

beklenen-mucizeBu mucize Semud kavmine kocaman cüsseli bir dişi deve şeklinde görünmüş olacaktı. Semudlular daha önceden böyle büyük bir deve görmemiş bulunacaktı. Öyle bir deve ki göğsü sütle dolu, memeleri şişkin. Ne kadar sağılırsa sağılsın sütü hiç bir zaman tükenmeyen bir deve.
Yüce Allah’tan Salih peygambere yine bir nida geldi:
— Ey Salih! Sen kavmine iki şart koşacaksın. Birincisi: Bu deveyi her an, her saat kendi haline başı boş bırakacaksın. Ona hiç bir el, hiç bir kimse dokunmıyacaktır. Ona eziyet edilmiyecektir. İkinci şart da şudur: Bu deveye kavmin, pınarlarının suyunu bütün bir gün içi-receklerdir. Ertesi gün de kendileri içeceklerdir. Çünkü bu devenin, hepsinin içtiği su kadar su içtiğini görecekler, böyle bir mucize ile karşı karşıya kalacaklardır.
Salih peygamber Cenâb-ı Hak’tan bu mucize haberini alınca kendisine iman edenlerin yanma geldi.
— Allah’ın yardımı ile bana inanmayanlara istedikleri mucizeyi göstereceğim! dedi.
Sonra Semud kavmine:
— Ey kavmim! Şehrinizin dışında büyük bir kaya vardır. Hemen onun yanında toplanın. Orada beklediğiniz mucizeyi göreceksiniz! Orada büyük bir deve göreceksiniz. Ona kimse el dokundurmıyacaktır. Bu deve sizin hepinizin bir günde içtiği suyu o tek başına pınardan içecektir. Onun göğsü, memeleri sütle doludur.
Semud halkı:
— Peki, birlikte o bayram yerine gidelim; sen kendi Allah’ına, biz kendi putlarımıza yalvaralım. Hangimizin duası kabul olunursa ona uyalım! dediler.
Müminler Salih peygamberin haberine çok sevindiler:
— İşte Yüce Allah’ımız gerçeği açıklıkla gösterecek, gözler önüne serecek. Peygamberimizi de, biz ona iman edenleri de haklı çıkaracak! dediler.
Zalim ve kibirli Semudlular ise:
— Salih’in söylediği bu sözler ne kadar yalan! dediler. Ne kadar gerçek olmayan sözler bunlar! Salih deli mi olacak, bir deve koca bir pınarın suyunu bir günde içebilir mi? Göğsün sütü hiç eksilip tükenmez mi? Bu olur şey mi? Biz, bu adamın delirdiğini söylemiştik. İşte :sbatı meydana geldi. Bu türlü sözler ancak bir delinin ağzından çıkabilir!
Bir takım kimseler ise meraka düşerek:
— Canım, şehrin dışındaki bu kayanın yanma gidelim. Salih, balım, dediğini yapabilecek, doğruyu meydana çıkaracak mı? Yoksa yanımızda yalancı olarak mı ün salacak? İşte, bu kaya başında bir Allah’ın elçisi mi, yoksa bir deli mi olduğunu anlamış olacağız! dediler.
Halk akın akm şehir dışındaki kocaman kayanın yanına gelmeğe başladı. Hepsi burada toplandı. Herkeste bir heyecan, bir merak doğmuştu.
Salih peygamber de geldi:
— Şimdi kayanın üstüne çıktılar. Az sonra kaya bir gebe canlı hami aldı. Kayadan iniltiler, sızlamalar gelmeğe başladı. Bu sesler doğum yapan bir canlının, bir ananın sancılarına benzer hallerdendi. Ağrılar tutmuştu kayayı! Sancılar sarmıştı kayanın her tarafım!
Sonra kayanın karnı yavaş yavaş açıldı.
Semudlular dikkat içinde olana bitene bakıyorlardı.
Gözleri şaşkın şaşkın açılmıştı? Ne oluyordu kayaya böyle? Bu gerçek doğum sancıları nereden geliyordu?
Bakışlar, faltaşı gibi idi şimdi.
Yavaş yavaş açılan kayanın karnından bir dişi deve çıktı. Büyük büyük bir deveydi bu. İnsanlar önünde yürümeğe başladı.
Salih peygamber:
— Bu hayvan Allahü Teâlâ’nın devesidir! dedi. İşte sizin için, istediğiniz bir işaret, bir delildir. Ona dokunmayınız. Onu kendi haline bırakınız, o Yüce Allah’ın yarattığı topraklar üzerinde dolaşsın, kendi kendisine otlasın, yesin. Eğer ona dokunur, ona el uzatırsanız siz şiddetli cezaya uğrayacaksınız… Dikkat edin bu deveye. Su içmek için belirli bir günde pınarınızın başına gelecektir. Yine belirli bu¬günde siz su almak için pınara gideceksiniz.
Dişi deve şimdi böğürerek Semud kavminin önünde yürüyordu. Böyle bol sütlü deveyi gören kadınlar, ellerindeki bakraçlarla süt sağmak için deveye doğru ilerlediler. Salih peygamberin (bu deveye kimse el değdirmesin diyen) sözlerini unuttular. Devenin sütünü sağmaya başladılar. Çömlek ve bakraçlarını doldurdular.
Fakat şaşılacak şey: Devenin göğüslerindeki süt eksilmiyor, memeleri dolu dolu sarkıyordu.
Semudlular, sonra devenin pınar başına doğru gittiğini gördüler. Koskoca bir gölün içine başını soktu. Suları içmeğe başladı. İçiyor, içiyor, doymak bilmiyor, sularsa gittikçe azalıyordu. Nihayet pınarda sudan hiç eser kalmadı. Deve bütün suları içmişti.
Salih peygamberin doğru söylediği de meydana çıkmıştı.
Semud halkı bu mucizeyi yine şaşkınlık içinde seyrettiler. Birçoğu korku ve dehşet duydular. Birçokları:
— İşte Salih’in gerçeği söylediği meydana çıktı. O, bize Allah’ın gönderdiği bir elçidir. Bu deve de istediğimiz Allah mucizesidir. Salih de onun peygamberi!
Fakat zalimler bu sözlere karşı büyük bir öfke duydular. Bu gerçek karşısında ne yapabilirlerdi? Homurdana homurdana taş oyuklarında yapmış oldukları sapasağlam evlerine döndüler.
Günler böyle geçip gitti.
Yaratıklar üstü deve Semud kavminin arasında bu pınar başında yaşamaya başladı. Bir gün pınarın suyuna başını uzatarak bitirinceye kadar içiyor, ertesi gün de bütün bir şehir halkı onun içtiği kadarını taşıyıp içiyordu.
Amma devenin şişkin memelerinden bütün memedeki çocuklara süt sağıyorlar, içiriyorlar, süt ise hiç eksilmiyordu.
Yaz mevsimi gelince deve Semud halkının sıcak vadisinin arka, serin tarafında, bol otlu yere geçerdi. Onların hayvanları ise sıcak vadinin ortasında kalıp otsuz yerde yeşillik arardı. Bu hal onlara Allah’tan gelen ilk felâketti.
Salih peygamber Yüce Yaratanın kendisine ettiği bu yardımdan sevinç duymaktaydı. Halka yine:
— Bu. dişi deve Hak Peygamberi olduğumu size ispatlayan bir delildir.Allah’ın size gösterdiği büyük bir delil! Onu kendi haline bırakın.Sonra başınıza gelecek azabı düşünün.
FakatAllah’ın birliğine ve varlığına inanmayanlar ve bilhassa Semudun ileri geleni Zevvab bin Amr ve put sahiplerinden Habbab, kâhinlerinden Rübâb imana gelenleri Hak dinden döndürmek istediler, Ve:
— Bu deveyi ortadan kaldıralım! dediler.
O gece,bir yerde toplandılar. Şarapları getirdiler. Kase kase içtiler sarhoş olarak kendilerinden geçtiler ve:
— Artık Salih’i de, suya doymak bilmeyen devesini de sağ bırakamayız.Artık, bu deveden de bıktık. Yarın bizi susuz da bırakabilir. Yapacağımız en iyi iş deveyi öldürmek, ortadan kaldırmaktır. Arkadan peygamberlik iddia eden Salih’i de, yakınlarını da öldürür, onun belasından kurtulmuş oluruz.
Topluluktan bir ihtiyar:
— İyi güzel amma, biz Salih’i öldürürsek onun da yakınları bizden öç almak ister. Aramıza kan düşer! dedi.
İçlerinden birisi:
— Ben şöyle düşünüyorum! dedi. Gecenin karanlığı basınca bu doymak bilmeyen deveyi de, peygamberlik iddia eden Salih’i de en yakınlarını da birden öldürelim. Bizi gece karanlığında kimse göremeyeceği için Salih’in sağ kalan yakınları bize soru sorsa da: «Biz de Salih’i, ne de onun akrabasını gördük deriz. Hem, yalancı da olmayız. O karanlıklar içinde zaten biz kimseyi görmüş olmayacağız! Kimse de Salih’i kimin öldürmüş olduğunu bilemez.”
Semudluların bu kararını o anda Yüce Allah Salih’e bildirerek dedi ki :
— Ey Salih! Senin kavmin yakın bir zamanda deveyi keseceklerdir. Salih peygamber ertesi sabah Semud halkına:
— Ne o, dedi, deveyi kesmeğe mi karar verdiniz? Onlar:
— Yoo! dediler. Biz senin deveni kesecek değiliz ki!
Salih peygamber:
— Mademki, siz kesmiyeceksiniz, fakat gelecek günlerin birinde deveyi öldürecek biri dünyaya gelebilir. Ananın biri böyle bir kişiyi doğurabilir!Onu öldürmeksiniz.
Semud kavmi:
— Ey Salih! dediler. Doğacak böyle bir çocuğun bize işaretlerini söyle. Ant içeriz ki, onu bulunca ortadan yok ederiz.
Salih peygamber, onlara bu çocuğu şöyle tarif etti:
— Deveyi öldürecek çocuk kumral olacaktır. Veya gök veya al veya koyu kırmızı renkte olabilir.
Halk, böyle bir çocuğun doğmasını beklediler.
Bu zamanlarda bu şehirde iki sözü geçer ihtiyar kadın yaşamaktaydı. Birisine Anize derlerdi. Yaşlı bir acuzeydi. Bunun çok güzel kızları vardı. Çok da davarı bulunuyordu. Öteki kadının da adı Saddûf’tu. Güzel, varlıklıydı. Onun da bir çok davar sürüsü vardı. İkisi de Salih peygamberi sevmezlerdi. Güzel ve zengin olan Saddûf, amcasının oğlu Musadda’a:
— Bu deveyi ortadan kaldırırsan kendimi sana teslim ederim! dedi. Anize’nin de Kaddar adında babası belli olmayan (piç) bir oğlu vardı.
Bu kadın, oğluna göre bir kızı Semudlular arasında bir türlü bulamamıştı.
Bir gündü. Bu iki sözü geçer, varlıklı kadın bir toplantıya çağırılmışlardı. İkisi de yan yana geldiler. Biri ötekine:
— Ey kardeş! Oğlunu neden evlendirmiyorsun? diye sordu.Öteki ihtiyar:
— Neden olacak dedi, çünkü oğluma denk bir kız bulamıyorum. Şöyle, soylu, soplu birisinin kızını arıyorum.
Kızın anası:
— Benim bir kızım var. Senin oğluna uygun bir kızdır. Onu oğlunla evlendirebilirim! dedi. Ama bir şartım var! Öteki kadın:
— Nedir o? diye sordu. Saddûf da:
— Salih’in devesini öldürürse oğluna ancak kızlarımdan birini veririm.
Böylece iki Semudlu Musadda ile Kaddar sözleşti. İkisi de kendi kötü ahlâkından olan yedi şakiyi de seçti. Onlara baş oldu. Deve pınar başına su içmeğe giderken gizlendiler ve devenin yolunu kestiler. Salih peygamberin devesi su içmeğe giderken gizlendikleri yerden çıktılar. Kılıçlarını havada parlattılar ve deveyi boynundan kestiler. Şehir halkı hemen devenin etini üleştiler. Kazanlarda pişirip yediler. Devenin arkasından gelen yavrusu anasının bu halini görünce ürktü. Karşıda ulu bir dağa doğru kaçmağa başladı.
Semud halkı bu haberi öğrenince Salih (A.S.)’a koşup geldiler.
— Ey Allah’ın nebisi! dediler. Deveyi öldürenler Musadda ile Kaddar’dır Bizim bu işte hiçbir günahımız yoktur! Sizden özür dileriz!
Salih peygamber de:
— Eğer onun dağa kaçan yavrusuna erişebilirseniz üstünüzden kalkabilir! dedi.
Onlar da hemen deve yavrusunu yakalamak için ardına düştüler. Yavru karşıki dağ tepesine çıkmıştı bile. Onlar geldikçe, Yüce Allah’ın buyruğu ile dağ yükseliyordu. Öyle ki ona ok ermez, kuş kanat açamaz oldu. Deve yavrusu dağ tepesinden Salih peygamberi görünce uzun uzun üç kez bağırdı. Dağı, taşı inletti. Sonra da büyük bir kaya parçası yarıldı, ikiye ayrıldı. Deve yavrusu o kayanın içine girdi.