Cennet ehli kadınlar güzellikte o kadar ileride bulunuyorlar ki, sadece bir tek tırnağı dünyaya görünse güneşin ışığını kapatacak kadar parlaklıkta olan hurilerden daha güzel olacaklar. Bir kadının bundan daha güzel bir şey hayal etmesi mümkün müdür?
Geçici dünya hayatından sonra, mü’min için sonsuz bir saadet başlayacaktır. Orada Allah’ın rahmeti, lütuf ve ihsanı bütün haşmetiyle görünecektir.İşte bu ebedî saadetin ve sonsuz nimet ve güzelliklerin merkezi Cennettir. Cennet hem mü’min erkeklerin, hem de mü’min kadınların nimetler içinde yüzdüğü bir mekândır. Yani Cennetin nimetlerinden erkekler kadar kadınlar da istifade edecek, bütün nimet ve ihsanlar her iki cinse de verilecektir.
Cennet ve Cennetlikler en güzel ve tatlı bir şekilde Kur’ân’da anlatılır. Çoğu yerde mü’min erkeklerle birlikte, mü’min kadınlar da zikedilir. Meselâ, Tevbe Sûresinin 72. âyetinin meâli şöyledir:
“Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara devamlı kalacakları, içlerinden ırmaklar akan Cennetler, Adn Cennetlerinde hoş meskenler vaad etmiştir. Allah’ın rızası için en büyük mükâfattır. İşte büyük kurtuluş budur.”
Cennetlikler ve Cennet nimetleri Kur’ân’da anlatılırken Cennet ehli için “muttakiler (Allah’tan hakkıyla korkanlar)” ifadesi geçer. Bu kelime hem erkekler, hem de kadınlar için ortak kullanılır. Biri öbüründen ayırt edilmez, ayrı tutulmaz.
Hadis-i şeriflerde geçen ifadeler de hem erkekler, hem de kadınlar içindir. Bütün müjdeler, taltifler, nimetler, ikramlar herkese aynıdır. Bir hadisin meâli şöyle:
“Cennet ehli Cennete girdiklerinde bir vazifeli şöyle seslenir: ‘Şüphe yok ki, siz Cennette ebedî yaşayacak ve hiç ölmeyeceksiniz. Hasta¬lanmayacak ve devamlı sağlıklı bulunacaksınız. Sonsuz nimetlere mazhar olacak ve hiçbir zaman hüzün ve keder görmeyeceksiniz.”
Başka bir hadis-i şerifte de Cennet ehlinin bir hali şöyle anlatılır:
“Muhakkak, sizden biriniz Cennetin en alt derecesinde bulunsanız bile, ona Allah’ın emri ile melekler tarafından, ‘Gönlünden geçenleri iste!’ denir. O da devamlı temenni eder durur.
“Bunun üzerine ona, ‘Kalbinden geçenleri tamamen temenni ettin mi?’ diye sorulur. ‘Evet’ cevabı verince, ‘Muhakkak temenni ettiğin şeyler bir misli fazlasıyla sana verilecek’ denir.”
Esas itibariyle Cennetin nimetleri hem erkek, hem de kadın mü’- minler için ortak iken, bazı hususlarda her iki cins de birbirlerinden üstünlüklere sahiptir.Bu üstünlüklerin bir kısmı erkeklere mahsus iken, büyük bir kısmı da kadınlara mahsustur. Kur’ân’da Cennetlik kadınlar “Ezvâcün mu- tahharatün” yani “temiz kadınlar” olarak vasfedilir.Bu ifadenin içinde şu mânâlar saklıdır: Cennet kadınlara mekân ve meskendir. O kadınlar o yüksek Cennete lâyıktırlar. Aynı zamanda Cennet derecelerinin yüksekliği nisbetinde onların güzellikleri de artar. Ve Cennet onlarla güzelleşir ve süslenir.Yani Cennetlik kadınlar, Cennetin güzelliğine güzellik katar, Allah’ın ebedî yurdunu süsleyen canlı bir unsur olur. Bu “mutahhara- tün (temiz)” ifadelerinden ayrıca şu mânalar da çıkar:
“Dünya kadınları Cennete girdikten sonra kötülüklerden, kıskançlık ve benzeri çirkin huylardan arınacaklar, içleri de dışları gibi berrak ve ter temiz olacak. Güzellikte hurileri geçecekler.”
Peygamberimiz (a.s.m.) Cennetlik kadınları şöyle anlatır:
“Onların vücutlarının güzelliği ile letâfetinden dolayı her birinin baldırındaki kemiğin iliği etinin üstünden görünür. Onların aralarında ne ihtilâf vardır, ne düşmanlık, ne de çekememezlik.
Yani Cennet ehli kadınlar güzellikte o kadar ileride bulunurlar ki, sadece bir tek tırnağı dünyaya görünse güneşin ışığını kapatacak kadar parlaklıkta olan hurilerden daha güzel olacaklar. Bir kadının bundan daha güzel bir şey hayal etmesi mümkün müdür?
Cenâb-ı Hak hem erkek, hem de kadın mü’minlere kalplerinden geçenlerin bir misli fazlasını vereceğine göre nimet ve ihsanın derecesini siz düşünün.Artık bu kadar lütuf ve ikramdan sonra “Allah, Cennette bir erkeğe çok sayıda huri veriyor da, Cennet ehli kadınlara neden böyle bir imkân verilmiyor” denmez. Çünkü Cennette “yok yoktur.” Allah insanın fıtratına en uygun şekilde her türlü nimeti ve ihsanı verecek, kimseyi mahrum bırakmayacaktır.Esas mesele Allah’ın rızasına ermek, ebedî saadete liyakat kazanmaktır. Fâni dünyadan imanlı olarak ayrılıp, Cennetin kapısına ulaşabilmektir.
