Ebu Musa (radıyallâhu anh)’dan rivayet edilmiştir:
“Biz bir seferde Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’le birlikte bulunuyorduk. Derken insanlar tekbir getirirken seslerini yükseltmeye başladılar. Bunun üzerine Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem):
– ‘Ey insanlar! Kendinize acıyın! Siz(ler), ne sağır kimseyi çağırıyorsunuz ve ne de gaip bir kimseye sesleniyorsunuz! Muhakkak ki siz, (size çok yakın) Semî’ ve Karîb olan Allah’a dua ediyorsunuz. Halbuki O, sizinle beraberdir’ buyurdu.
Ebû Musa der ki: Ben, Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in arkasmdaydım. “Lâ havle ve Iâ kuvvete illâ bi’llâh” (=Güç ve kuvvet ancak Allah’a mahsustur) diyordum. Bunun üzerine de Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem):
– ‘Ey Abdullah b. Kays! Sana cennet hâzinelerinden bir hazine göstereyim mi?’ buyurdu. Ben de:
– ‘Evet, ey Allah’ın RasulüP dedim. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem):
– ‘“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ bi’llâh” (=Güç ve kuvvet ancak Allah’a mahsustur) diye dua et’ buyurdu.”
(Burada “Abdullah b. Kays” ile kastedilen, Ebu Musa el-Eş’arî’dir.
“Havi” kelimesi; hareket ve çare anlamına gelmektedir. Bu kelimenin başka türevleri de vardır. Hepsinde güç isteyen bir hareket ve bir yer değiştirme görülmektedir. Şu halde bu cümle; “şu veya bu şey”, “şu yada bu iş” demeksizin hareket, güç, kuvvet gerektiren, her halimizde, her işimizde, yaptığımız her iyilikte, işlediğimiz her amelde muhtaç olduğumuz güç ve kuvvetin Allah’tan geldiğini ifade etmektedir.
“Hazine”nin buradaki anlamı ise, cennette biriktirilmiş olan sevaptır.)
