Rivâyete göre adamın biri, karısının huysuzluğundan şikayet etmek üzere halife Hz. Ömer’in yanına gelir. Kapıda durur ve bakar ki, içerde Hz. Ömer’in hanımı alabildiğine Hz. Ömer’e çıkışıyor ve Hz. Ömer sesini çıkarmıyordu. Adamcağız. “Halifenin hem de Ömer gibi halifenin hanımı böyle olunca, bizimkiler de elbet öyle olur” diyerek şikayetinden vazgeçer ve geri döner. Fakat Hz. Ömer farkında olur. Kapıya çıkar ve adamın gitmekte olduğunu görünce seslenir:
– Nereye geldin, nereye gidiyorsun? der. Geri dönen adam:
– Ailemden sana şikayete geliyordum. Fakat senin hanımını benimkinden de fenâ gördüm, onun için utanarak geri döndüm, der. Hz. Ömer:
– Onun bende bir takım hakları var, onun için onun sözlerine ve hırçınlıklarına sabrediyorum, der. Adam:
– Bu haklar nelerdir, söyler misiniz? diye sorar. Hz. Ömer:
– Yemeğimi ekmeğimi pişirir, elbisemi yıkar, borcu olmadığı halde çocuğumu emzirir, beni haramdan korur. İşte bu sebeplerden dolayı onun bu dar boğazlıklarına ve hırçınlıklarına tahammül ediyorum, der. Adam:
– Benim hanım da aynı şeyleri belki daha fazlasıyla yapar, deyince, Hz. Ömer:
– O halde sen de git onun dili ile yaptığı eziyete sabret, zaten şurada ne kalmıştır? buyurur.
Bazı iyi insanların yine iyi insanlardan kardeşlikleri olur. Salihlerden birinin salihlerden bir kardeşliği varmış. Yılda bir defa ziyaretine gidermiş. Bir defasında kapıyı çalmış, içeriden:
– Kim o? diye sorar. Adam:
– Ben, kocanın kardeşliği, ziyaretine geldim, der. Kadın:
– Allah kahretsin, alçak adam, oduna gitmiştir, diye kötü kötü sözler söyler. Tam bu sırada adam arslanın sırtına odun yüklemiş olduğu halde gelir. Yükü indirir ve arslana “git” der. Aslan da çekip gider, içeri girerler. Yemeklerini yerler. Kadın durmadan kötü kötü söylenmektedir. Adam kalkar, gider. Ertesi yıl tekrar gelir ve yine eski minval kapıdan seslenir. İçeriden bir ses:
– Kim o? diye sorar. Adam:
– Ben, kocanın dostu, ziyaretine geldim, der. Kadın:
– Hoş geldin safa geldin; kocam da çok muhterem, elbette dostu ve kardeşliği de öyle. Oduna gitti, şimdi gelir, der. Tam bu sırada kocası bu defa kendi sırtında odun olduğu halde gelir. Yine oturur, yer içerler. Kadın tatlı diller döker, aşırı derecede hizmet eder. Misafir kalkıp gideceği sırada:
– Bu kadına ne oldu ki, geçen sene size bu kadar hakaretler yağdırırken bu sene aksine tatlı davranmaktadır ? Sonra geçen sene odunu arslanın sırtında getirdin, bu sene kendi sırtında taşıdın, ben bunlara bir türlü akıl erdiremedim, diye sorar. Ev sahibi:
– Geçen seneki karım öldü, bu yeni eşimdir. O kadının dar boğazlık- larına sabrettiğim için Allahu Teâlâ gördüğün arslanı emrime verdi ve gördüğün gibi odunu onun sırtında çektim. Bu sene bu kadını aldım; gördüğün gibi bu, tatlı dilli ve hürmetkar. Artık arslan gelmez oldu ve ben odunu sırtımla çekmek zorunda kaldım, dedi.
Rivayete göre Resûli Ekrem, “Kocasına itaat eden kadın için uçan kuşlar, denizde balıklar, gökteki ay, güneş ve melekler -kocası kendisinden razı olduğu sürece- istiğfar ederler. Kocasına isyan eden kadına da Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti vardır. Yüzüne karşı kocasına haşin davranan kadına -kocasını güldürüp razı edinceye kadar- Allah’ın hışmı onadır. izinsiz olarak evden dışan çıkan kadına, evine dö- nünceye kadar, melekler lanet eder” buyurmuştur.
Evlilikte, eşler arasındaki güven ve sadakat çok önemlidir.
Eşler birbirine güven vermeli ve sadık olmalıdır. Bunlar sağlandıktan sonra, eşler birbirlerine bilgi vererek sosyal hayatın gereği olan ihtiyaçları için öncelikle anne baba olmak üzere akraba ziyaretine, komşu ziyaretine veya sosyal ihtiyaçlara gidebilirler. Eşler arasında güven ve sadakat oluştuktan sonra zaten bu konular sorun oluşturmaz. Eşler güvendikleri için umumi izin verirler…
Sağlık sorunları veya diğer zaruret oluşturacak konularda izin almaya veya bilgi vermeye fırsat olmayan acil durumlarda da zaten acil ihtiyaç giderilir…
Hz. Ali anlatıyor: “Ben ve Fâtıma, Resûli Ekrem’in huzurunda girdik. Onu üzüntülü ve ağlar vaziyette bulduk. Sebebini sorduk. Resûli Ekrem:
– “Miraç gecesinde göklerde ümmetimin kadınlarının çeşitli şekilde azab olduklarını gördüm. Onların gördükleri şiddetli azâblarına dayanamayarak ben de ağladım. Onların bir kısmını saçlarından asılı beyinleri kaynarken gördüm. Bir kısmını dillerinden asılı gördüm, boğazlarından katran akıtılıyordu. Bir kısımını, elleri boynuna ve ayakları göğüslerine bağlı olarak gördüm, yılan ve akrepler onları sokup zehirliyordu. Bir kısmını memelerinden asılı gördüm. Bir kadın gördüm ki, başı dümdüz, gövdesi merkep gövdesi gibi, binbir çeşit azâb ile azab olunuyordu. Köpek süretinde de başka bir kadın gördüm, ateş ağzından giriyor, ardından çıkıyordu. Melekler, ateş tokmakları ile durmadan başına vuruyorlardı. İşte şimdi onları hatırladım ve üzüldüm,” buyurdu. Hz. Fâtıma ayağa kalkarak:
– “Ey sevgili babacığım, acaba bunlar neler yaparlardı ki, bu çeşitli cezalarla karşılaştılar?” diye sordu. Resûli Ekrem:
-“Saçlarından asılan, saçlarını erkeklerden gizlemeyen kadındır. Dilinden asılan, kocasına dili ile eziyet eden kadındır. Memesinden asılan, yatakta kocasına eziyet edendir. Ayakları göğsüne bağlı olup yılan ve akreplerle azâb olan, cünüplük ve hayızlıktan yıkanmayıp namaza ihanet eden kadınlardır. Başı domuz ve gövdesi eşşek gibi olan kadın, söz gezdirip yalan konuşanlardır. Köpek suretinde olup, ateş ağzından girip ardından çıkan, hasûd kadınlardır. Yazıklar olsun kocasına isyan eden kadına.”
Kadın erkeğine son derece itaat ve onun bütün meşrû emirlerini yerine getirip memnun etmekle mükellef olduğu gibi, erkek de kadına iyilik etmek, gönül hoşluğu ile yiyecek ve giyeceğini temin etmek, onu kırıcı olmayacak şekilde tatlı konuşmak ve onun bazı hallerine sabretmekle mükelleftir. Kadınlar erkeğin nikahına girmekle emirleri altına girmiş gibi olduklarından, onların hakkına riâyeti tavsiye eden Resûli Ekrem’in hadisi yukarıda geçmişti. Bizzat Resûli Ekrem, muhterem zevcelerine karşı son derece lütûfkâr idi. Resûli Ekrem: “Herhangi bir erkek karısının âcûzeliği- ne tahammül ederse, Allahü Tealâ Eyyûb aleyhisselâma verdiği dert karşılığındaki mükâfat gibi mükâfat da ona verir. Herhangi bir kadın da kocasının titizliğine ve sertliğine dayanırsa, ona da Fir avn’ın nikâhında bulunan Asiye’ye verdiği mükâfat gibi mükâfat verir” buyurmuştur.
“Kadın, kocasının hakkına riayet etmedikçe Rabbinin hakkını (emrini) yerine getirmiş olmaz.”
“Kocası kendisine baktığı zaman onu hoşnut eden, kendisini arzuladığı zaman kınlabileceği bir tavırla ona muhalefet etmeyen ve eli altındaki malı kocasının istemeyeceği bir şekilde harcamayan kadındır.”
Eşlerden birinin bu konuda özellikle titiz davranması, mantıksız, dini hükümlerle çelişir ve aşırı olmadığı sürece diğer tarafın isteklerine olumlu cevap vermesi ve ona itaat etmesi gerekir.
İslamın açık hükümlerine göre itaat edecek olan taraf kadındır.
Ancak kadın kayıtsız ve şartsız olarak itaatle sorumlu değildir. Genel olarak itaatin şartları şöyle sıralanabilir:
Erkek “Kadınlarla iyi geçinin” emri gereğince eşine güzel davranmalı ve eşinin itaat etme sorumluluğunu kötüye kullanarak dinen veya kanunen kadına verilmiş olan hakları yok sayacak şekilde ondan çok zor ya da imkansız olan bir şeyi istememelidir.
Her iki taraf da hak ve sorumluluklarının bilincinde olur, karşı tarafın hakları konusunda Allah’tan korkar ve sınırları gözetirse itaat etmek hanımın zorlanacağı bir şey değildir.
Hanımın kocasının meşru isteklerine itaat etmesi istenmiş, bu konuda kocasının haklarını gözetmeyip itaatsizlik konusunda ısrar etmesi halinde de bir yaptırım belirlenmiştir. O da aşağıdaki şekildedir:

