Dört Teşbihin Manasını Bilmek

By | 24 Temmuz 2014

kuran

Kendi Hareket Ve Durumunu KontrolDört Teşbihin Manasını Bilmek
Şimdi şu dört muhtasar kelimenin mânâsını bilmeye sıra geldi. Bunlar Allahü Teâlâ’yı tanımaya kâfidir. «Sübhânallahi ve’I – hamdülillâhi ve lâ ilâhe illâllahü vallahü ekber».
Kendi tenzihinden onun tenzihini bilince, Sübhânallah’ı an mıŞ oldun.
Kendi padişahlığından, hâkimiyetinden, onun hâkimiyetini, il dişahlığının tafsilini, bütün sebep ve vasıtaların, kâtibin elind^a” kalem gibi onun emrinde olduğunu anlayınca, Elhamdülillah^ ^ mânâsını bilirsin. Bilirsin ki, ondan başka nimet veren yoktur. dan başkasına hamd ve şükür olmaz. V3n‘
Hiç kimsenin kendi başına buyruk olmadığını anlayınca, K ilahe illâllah’m mânâsını bilirsin.
Şimdi Allahü Ekber’in mânâsım anlamana sıra geldi. Bil bütün bunları öğrendin ve Allahü Teâlâ’dan hiçbir şey bilemedik. ‘ Zira Allahü Ekber’in mânâsı görünüşte, Allahü Teâlâ daha büyvSf demektir. Hakikatta, insanların kendi kıyasları ile anlamalarınd daha büyüktür. Bunun mânâsı bir başkasından daha büyüktürmek değildir. Dört Teşbihin Manasını Bilmek Çünkü, Ondan başka bir şey yoktur kİ, Allahü Te^ı& ondan daha büyük olsunl Bütün var olanlar O’nun vücûdunun r^ıû- rundandır. Güneşin ziyası, güneşten başka değildir ki, güneş rundan, ziyasından daha büyüktür denilebilsin., Allahü Ekber-’jn mânâsı, insanların kendi akıllanmh ölçüsü ile onu tanıyabilmelerzln- den çok büyük ve yüksek demektir. Onun takdis ve tenzihinin, rin- sanın takdis ve tenzihi gibi olmasını söylemekten Allahü Teâlâ”ya sığınırız. Hattâ, bütün yarattıklarına benzemekten beri ve uzakAır. Nerede kaldı ki, insana benzesin! Onun hâkimiyetinin insanın kendi bedenindeki hâkimiyeti gibi olduğunu, yahut O’nun ilim, Kud^ei ve diğer sıfatlarının insanın sıfatları gibi olduğunu söylemekti® yine Allahü Teâlâ’ya sığınırız. Belki bunların hepsi, Allahü TeâlW*’ nın cemâlinden bir şeyin insanlığın âczine göre, insanda hâsıl o1* ması için birer nümûnedirler.
Bu nümûne şuna benzer. Eğer bir çocuk bize, «Başkanlığın, 9** tanatın ve memleketi elinde bulundurmanın zevki, lezzeti naldır?» diye sorsa, ona deriz ki: Cirit atmak ve top oynamak lezz^ gibidir. Çünkü o, bundan başka lezzet bilmez. Kendisinde olmayf^n lan, kendinden olanlara benzeterek bilebilir. Dört Teşbihin Manasını Bilmek Halbuki padişahlı^^ lezzetinin, cirit atmakla hiç alâkası olmadığını herkes bilir. Fak**- lezzet ve zevk her ikisi içinde kullanılmış oldu. Kelimelere tap olmak bakımından ikisi de aynıdır. Bu sebeple mârifetin r mûnesi, çocuklarda bulunur. Bu nümûne ve benzetme işlerini . bu kabilden bil. O hâlde: Allahü Teâlâ’nm kemâl ve hakikatini kr dinden başkası bilemez ki, bu onda meydana gelen bir sevdadır. Sevda Merih ile aralarında beğenilmeyen bir uygunluğun vâki olduğu Utarit yıldızından zâhir olur. Utarit, Zühre ile Müşteri’nin yanına gelmeyince, yahut aralarında üç burç uzaklık olan iki yıldız bir araya gelmeyince bu hâl iyi olmaz. Hepsi doğru söylüyorlar. Fakat, «Bu onlann kavuştukları ilmin miktanncadır»
Allahü Teâlâ’nm huzurunda saadetinde karar verilen kimse için, Utarit ve Merih denen iki usta ve işgüzâr nakibi, bu piyadelerden biri olan havaya kuruluk kemendini atmak, onun başına ve beynine düşürmek ve yüzünü bütün dünya lezzetlerinden çevirmek, korku ve elem kamçısı ve irâde ve istek dizginleri ile onu Allahü Teâlâ’nın huzuruna dâvet için gönderirler. Bu ne tıb ilminde, ne tabiat bilgisinde, ne de astronomi Ifelekiyyâtl bilgilerinde bulunur. Bilâkis bu, memleketin her tarafını kuşatan, O hazretin âmil, nakib hizmetçilerini içine alan, her birinin ne iş yaptığım ve hangi emirle hareket ettiğini; insanları nereye çağırıp, neden menettiğini bilen peygamberlik makamına mahsus ilim denizinden çıkmaktadır.
O hâlde hepsinin söylediği doğrudur. Fakat memleketin padişahının ve kumandanlarının sırrından haberi yoktur. Allahü Teâlâ bu yolla; belâ, hastalık, sevdâ ve mihnet ile; halkı kendisine çağırıyor ve diyor ki: «Bu hastalık değildir. Bizim lutûf kemendimizdir. Sevdiğim kullarımı bununla kendime çağırırım. Belâ önce peygamberlere, sonra evliyâya ve sonra da herkesin fazilet ve derecesine göredir» (2). Onlara hasta gözüyle bakmayın ki, onlar bizden- dir. «Hasta oldum bana bakmaya gelmedin» (3) (kudsi hadîs) onlar hakkında bildirilmektedir.
O hâlde evvelki misâl, kendi bedeni içinde insanın padişahlığı-nın, bu misâl de, bedenin dışındaki memleketin doğru yolda oldu-ğunu göstermektedir. Bu yüzden bu bilgi de, kendini bilmekten meydana gelir. Bunun için kendini tanımayı kitabın birinci ünvam eyledik.