Gazab Kökü Kalbden Aslâ Sökülüp Atılamaz
Bil ki, gazabı insanda, kurtulmasına sebep olmak için yaratmışlardır. Böylece kendisine zarar veren şeyleri onun yardımıyla kendinden uzaklaştırır. Nitekim şehvetin [arzunun! yaratılması da, bunun vasıtasıyla insana faydalı olan şeyleri kendine çekmektir. İnsan için bu ikisi de lâzımdır. Fakat aşın giderse zarar eder. Kal, be vurulan ateş gibi olup, dumanı beyne gider, akıl ve düşünce yerini karartır ve doğru tarafı görmez. Bu ise gayet kötüdür. Bunun için buyurmuşlardır ki, kızgınlık aklı giderir. Bu gazab, çok az da olabilir. Bu da iyi değildir. Harama ve kâfirlere karşı sert olmak kızgınlık sebebi ile olur. Allahü Teâlâ Peygamberimize (sallâllahü aleyhi ve sellem), «Kâfirler ve münafıklar ile cihad et ve onlara sert davran» (2), buyuruyor. Allahü Teâlâ, Ashâbı kiramı övüyor ve «Kâfirlere gayet sert, kendi aralarında ise çok merhametlidirler» (3), buyuruyor. Bütün bunlar gazabla olur. O hâlde gazab Ikızgınlıkl, ne aşın derecede ne de yok denecek kadar az olmalıdır. Ortada olup, akıl ve dinin emrinde olmalı, onlara uygun bulunmalıdır. Gazab Kökü Kalbden Aslâ Sökülüp Atılamaz
Bazıları riyazetten maksat, gazabı söküp atmaktır sanmışlardır. Bu yanlıştır. Çünkü gazab bir silâhtır. Onsuz yaşanmaz. Gazabın aslını yok etmek, insan yaşadıkça mümkün değildir. Nitekim şehvetin, arzunun da aslı hayatta oldukça silinip atılmaz. Fakat bazı işlerde ve bazı zamanlarda öyle örtülür ki, hiç yokmuş gibi olabilir. Bunu uzun anlatırsak, şöyıe deriz ki: Gazab, bir kimsenin ihtiyacı olduğu bir şeyden meydana gelir. Fakat ihtiyacı yoksa, mesela bir kimsenin köpeği olsa, takat ona ihtiyacı olmasa, bir başkasının onu dövmesine veya öldürmesine kızmaması gerekir. Yiyecek, giyecek, ev, sıhhatli olmak ve bunun gibi şeyler her zaman lâzımdır. O hâlde bir kimseyi hasta edecek şekilde yaralasalar, yahut uyurken elbisesini ve yiyeceğini alsalar elbette kızar. Fakat ihtiyacı çok olanın, kızgınlığı daha çok olur ve o ise daha zavallı ve âciz olur. Bir kimse onu men etmekle uğraşırsa gazablamr. İhtiyacı ne kadar çok ise, o şeyi geri almak kızgınlığı da o kadar çok olur. Halbuki hürriyet ihtiyaçsızlıktadır. İhtiyacı ne kadar çok olursa, köleliğe o kadar yakın olur. Mümkündür ki, riyazetle kendini öyle yapar ki, ihtiyacı zaruret miktarma düşer. Makam, çok mal ve dünyalığını artırmak arzusu kalbinden kalkar. Bunlar kalkınca bunlara bağlı olan kızgınlık da elbette kalkar. Bu mes’elede insanlar arasındaki fark pek fazladır. Çünkü kızgınlıkların çoğu mal toplamak ve mevki sahibi olmak arzusundan doğar. Hattâ, dama, satranç, güvercin oyunu, şarap içmek ve bunun gibi aşağı işleri yapan kimseye, bir başkası iyi oynamıyor, çok şarap içmiyor dese, kızar. Şüphesiz bu kabilden olan kızgınlıklardan, riyazet ile kurtulunur. Fakat insanlık için zarurî olan yok olmaz. Zaten bunun için de fenadır, kötüdür denmez. Fakat ihtiyarının alınmaması ve şeriatin ve akim hilafı ona galip olmamak lâzımdır. Riyazetle gazab bu dereceye getirilebilir. Gazab Kökü Kalbden Aslâ Sökülüp Atılamaz Bu gazabın aslının gitmeyeceğine ve gitmesine de lüzum olmadığına delil şudur ki, Resûlullah (sallâllahü aleyhi ve sellem) Efendimizde bu var idi ve buyurdu ki: «Ben de insanım, insanlar kızdığı gibi ben de kızarım. Her kime kızarak fena söylersem veya kimi döversem, yahut lânet edersem, yâ Rabbi, ona benim vasıtamla merhamet eyle» (*), buyurdu. Abdullah ibn Amr ibn As (radıyallahü anhümâ), «Yâ Resûlallah, kızgınlıkla bile olsa, her söylediğinizi yazayım», deyince, «Yaz! Beni insanlığa gönderen Allahü Teâlâ’ya yemin ederim ki, kızsam da, dilimden doğrudan başkası çıkmaz» (2), buyurdu. Demek ki, bende kızgınlık yok buyurmadı, kızgınlık beni doğrudan dışarı çıkarmaz buyurdu. Âişe (ra dıyallahü anhâ) bir gün kızdı. Resûlullah (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: «Şeytanın geldi». «Senin şeytanın yok mu?», dedi. «Vardır: fakat Allahü Teâlâ beni ona hâkim eyledi, o benim emrim dedir; iyilikten başka söylemez» (3), buyurdu. Şeytanımda kızgınlık yoktur buyurmadı.

