Bu Mücâhedenin Sırrı Ve Pir İle Müridin Bunda Ayrılığı
Açlıktan maksat, nefsi kırmak, emri altına almak, terbiye etmek, doğru yola getirmek ve bu bağlara muhtaç etmemektir. Bunun için pir, bunların hepsini müride emreder ve kendisi yapmaz. Çünkü maksat açlık değildir. Maksat, mide ağır olacak kadar yememek ve açlık hissedecek kadar da az yememektir. Zira her ikisi de insanı meşgul eder. Burada en yüksek derece, melekler gibi olup, ne açlık sıkıntısı, ne de yemek ağırlığı çekmektir. Nefis, başlangıçta zor kullanılmazsa, bu tabii hâli bulamaz. Bu yüzden büyüklerden bir kısmı, kendilerine daima sûi zan edip zorluk gösterme yolunu Bu Mücâhedenin Sırrı Ve Pir İle Müridin Bunda Ayrılığı
tutmuşlar ve buna dikkat etmişlerdir. Daha kâmil olanlar, tabii hâlde bulunmuşlardır. Buna delil şudur ki, Resûlullah (sallâllahü aleyhi ve sellem) bazan oruç tutar ve o kadar tutardı ki, bir daha orucu açmayacağını zannederlerdi. Bazan da hiç tutmaz, bir daha oruç tutmayacağını sanırlardı. Evde bir şey yemek isterse, varsa yer, yoksa oruç tutayım derdi. Balı ve eti severdi.Bu Mücâhedenin Sırrı Ve Pir İle Müridin Bunda Ayrılığı Ma’rûfi Kerhiye leziz yemekler getirdiler. Yedi. Bişri Hâfi ise yemedi. Ma’rûf’a yemesinin sebebini sordular, «Kardeşim Bişr verâ’ ile hareket etti. Bana ise marifet açılmıştır. Ben kendi Mevlâ’mın sarayında misafirim, verirlerse yerim, vermezlerse sabrederim. Benim hiçbir tasarrufum yoktur, itirazım da yoktur», buyurdu. Buradan ahmaklar kendine pay çıkarıp, mücâhede edemedikleri zaman ben Ma’rûfi Kerhi gibi ârifim derler. İki sınıf kimseden başkası mücâhedeyi bırakamaz: Ya her işi doğru olan sıddîklar, yahut kendini iyi ve her işini doğru sanan ahmaklar. Ma’rûfi Kerhı’nin kendinde tasarrufu kalmamıştır. Eğer ona hıyanet etseler, eliyle yahut diliyle mâni olmaz, kızmazdı. Her şeyi Allahü Teâlâ’dan görürdü. Bu sözü o söylerse yakışır. Bişri Hâfı, Seriyyü’sSekâti ve Mâliki Dinâr gibi büyükler nefislerinden emin olmadıklarından, mücâhedeyi bırakmadılar. Bir kimsenin kendine bu zanda bulunması gayet zordur.

