Ahlâkı Düzeltme Yolu (Tedavi Usûlü)

By | 4 Ağustos 2014

hac-umre-seti

güzel-ahlak3Ahlâkı Düzeltme Yolu (Tedavi Usûlü)
Bu huyu, kendinden atmak isteyen için bir yol vardır. O da o huyun yapmak istediği her şeyi yapmamak, ona muhalefet etmektir. Zira şehveti, muhalefet etmekten başkası kırmaz. Her şeyi zıddı, tersi kırar. Sıcaklıktan meydana gelen hastalığın ilâcı, soğukluktur. Hışmdan meydana gelen her hastalığın ilâcı, tevazu ve alçalmadır. Bahillikten meydana gelenin de ilâcı, mal vermektir. Bütün huylar bunun gibidir.
O hâlde iyi işleri âdet edende, iyi huylar meydana gelir. Şeriatın iyi işleri yapmayı emretmesinin sırrı da budur. Zira bu iyi amellerden maksat, kalbi çirkin sûretten, iyi sûrete çevirmektir. İnsanın zorla âdet edindiği şey, onun tabiatı olur. Bir çocuk daha başlangıçta mektepten ve ilim öğrenmekten kaçar ve ona zorla ilim okutulursa, onun tabiatı Ihuyul olur. Büyüyünce ilimden zevk ve lezzet alsa da, oturup ilim öğrenmeye sabredemez. Bunun gibi güvercinle oynayan, satranç veya kumar oynamayı âdet edenler, tabiatları I huyları 1 olduğu için, bütün dünya rahatlığını ve elinde olan her şeyi ona verirler. Bundan el çekmezler. Hattâ tabiatına uymayan şeyleri yapa yapa tabiatı şeklini alır. Hilekârlığa, dolandırıcılığa alışan, dayak da yese, eli de kesilse dayanır. Hattâ bunünla iftihar da ederler. Çöpçüler, hacamatçılar, yaptıkları işlerle âlimlerin ve sultanların birbirine övündükleri gibi övünürler. Muhannesler bile yaptıkları pis işle birbirlerine övünürler. Bütün bunlar, âdet etmenin neticesidir. Hattâ öyle insanlar vardır ki, kil yemeyi huy edinir, yemezse duramayacak hâle gelir. Hastalığı ve ölümü göze alır da yine yer.
O hâlde tabiatın zıddı ve muhalifi, adet ile Içok yapılarakl tabiatın aynı oluyorsa, yemek ve içmenin bedene uygun olması gibi tabiala uygun olan şeylerin âdet yoluyla tabiat edinilmesi daha kolay olur. Allahü Teâlâ’yı tanımak, O’na itaat etmek, şehvet ve gazabına hâkim olmak, insanın kalbinin tabiatına lyaratılışınal uygundur. Çünkü kalb, melekler cinsindendir. Meyli bunun hilâfına olan kimse, hasta olmuş, gıdası kalbini bozmuştur. Bazı hastalar, yemeği sevmez ve kendine dokunan şeyleri ister. O hâlde Allahü Teâlâ’ yı tanımaktan ve O’na itaat etmekten başkasını seven hastadır. Nitekim Allahü Teâlâ, «Kalblerinde hastalık vardır» (’), ve «Kurtuluş, Allahü Teâlâ’ya selim kalb ile gelenleredir» (2), buyuruyor. Vücudun hasta olması, bu dünyada ölüme götürdüğü gibi, kalbin hasta olması da öbür dünyada ölmeye götürür. Hastanın nefsine muhalefet edip, hekimin emri üzere acı ilâçları içmesinden başka kurtulma ümidi olmadığı gibi, kalb hastalığının tedavisi için de nefsinin isteklerine uymayıp, şeriatın sahibinin (aleyhisselem) emrini kabul lâzımdır. Çünkü insanların kalblerinin tabibi O’dur.
Bedenin ve kalbin tedavisi bir yoldadır. Sıcağı soğutmak yahut soğuğu ısıtmak gibidir. Bunun gibi kibri çok olan kimse, zorla tevazu ederse şifa bulur. Bir kimsede tevazu galib olup, zilleti haddine gelirse, uğraşarak kibirlenmekle şifa bulur.
Demek ki güzel ahlâkın üç sebebi vardır: Biri, asıl fıtrattırlyaratılıştır!. Bu ise Allahü Teâlâ’mn ihsanı ve fazlıdır. Bir kimse, aslında güzel huylu ve alçak gönüllü yaratılmış olur. Böyle insan lar çoktur. İkincisi, zorla iyi işler yaparak, onları âdet hâline getirir. Üçüncüsü, işleri ve ahlâkı iyi olan insanlan devamlı görür ve onlarla arkadaşlık eder. Bu güzel huylar kendiliğinden onun tabiatı olur. Bundan haberi bile olmaz. Yaratılışında iyi huylu olmak, iyi kimselerle arkadaşlık etmek ve iyi işleri âdet hâline getirmek şeklinde olan bu üç saâdete kavuşan, en yüksek dereceye ulaşır. Bu üçünden mahrum kalan, yâni fıtratı eksik olan, kötü kimselerle arkadaşlık eden ve kötü işleri kendine âdet eden, şakilik lâsilik veya kâfirlik! te en yüksek derecede olur. Bu ikisi arasında çok dereceler vardır. Bazılarında iyilik, bazılarında kötülük bulunur. Herkesin saâdet ve felâketi kendisindeki bu huylar ölçüsündedir. «Zerre kadar iyi amel işleyen onu görür ve zerre kadar kötülük işleyen onu görür» C1), âyeti kerimedir.