Güzel Ahlâkın Hakikati
Güzel ahlâkın hakikati nedir ve nasıldır? Bu hususta çok sözler söylenmiştir. Herbiri karşılaştığı kadarını söyleyebilmiştir. Hepsini söylememişlerdir. Meselâ biri diyor ki: «Alnı açık olmaktır». Biri de, «İnsanların sıkıntılarına katlanmaktır», diyor. Bir başkası da «Karşılık beklememektir», diyor. Bunun gibi çok şeyler söylenmiştir. Bunların hepsi güzel ahlâkın, iyi huyun dallarıdır. Hakikati ve tamamı değildir. Biz hakikatini ve tamam olma sınırını açıklayalım:
İnsan iki şeyden yaratılmıştır: Biri vücud olup gözle görülebilir. Öteki de rûh olup, kalb gözü olmadan anlaşılamaz. Bunların her ikisinin de kötülük ve iyilikleri vardır. Birine güzel ahlâk, diğerine güzel yaratılış denir. Güzel ahlâk bâtının Irûhun ve kalbini suretinden ibarettir. Nitekim güzel yaratılış da zâhir sûretten ibarettir. Yalnız gözün veya yalnız ağzın güzel olmasiyle yüz güzel olmayıp, burun, ağız ve göz hepsinin güzel ve mütenasip olmasiyle güzel olduğu gibi, kalb de, ilim, hışm, şehvet ve adâlet kuvvetleri bir araya gelmeyince güzel olmaz.
İlim kuvveti: Bununla zekiliği demek istiyoruz. Bunun güzelliği sözlerin doğrusu ile yalanını kolayca ayırmasıdır. İşlerdeki iyiliği kötülükten, itikatta hakkı bâtıldan ayırmasıdır. Nitekim Allahü Teâlâ, «Hikmet liliml verilen kimseye, elbette çok hayır verilmiştir» C1), buyurdu.
Gazab kuvvetinin iyiliği: Şeriatin emrinde olmak, şeriatin emri ile kalkmak ve oturmaktır.
Şehvet kuvvetinin iyiliği: Serkeşlik etmemek, şeriatin ve aklın dışına taşmamaktır. Böylece şeriata uymak, akıl ve şeriatle ona kolay gelir.Güzel Ahlâkın Hakikati
Adâletin iyiliği: Gazab (kızgınlık! ve şehveti (arzularıl din ve aklın işaret ve yol göstermesi altında zaptetmektir.
Gazab av köpeği, şehvet at, akıl süvari gibidir. Zira at bazan serkeşlik, huysuzluk yapar, bazan da uslu olur. Köpek bazan alışkın olur, bazan da yaratılışı şeklinde olur. Köpek alışkın ve at terbiye edilmiş olmayınca atın üstündeki süvari, avı yakalamak ümidinde olmaz. Bilâkis köpek kendisine saldırır ve at kendisini yere atar korkusuyla helâk olacağını düşünür. İşte adâletin mânâsı bu ikisini akıl ve dine itaat ettirmektir. Bazan şehveti hışma (gazaba kızmaya) saldırtıp serkeşliklerini kırmalı, bazan hışmı şehvete mu
sallat edip arzularını frenlemelidir. Bu dört sıfat böyle olunca, dediğimiz güzel ahlâk en güzel şekilde olur. Şayet bunlardan bazısı iyi olmazsa, bu güzel ahlâk mutlak Iher bakımdan) olmaz. Nitekim bir kimsenin ağzı güzel olup, burnu güzel olmazsa, güzelliği tamam olmaz.
Bunlardan her biri kötü olunca, her birinden kötü huylar ve fena işler meydana gelir. Her birinin kötülüğü iki şekilde olur. Biri haddi aşmakla, diğeri de az, eksik olmakladır.
İlim kuvveti haddi aşarsa, ilmini kötü yolda kullanır, buna cerbeze denir. Eksik olunca da budalalık ve aptallıklar yapar. Ortada olursa, ondan iyi çareler, doğru görüşler, doğru düşünceler ve kuvvetli ferasetler meydana gelir.
Hışm Igazab kızgınlık! kuvveti haddi aşarsa, ona tehevvür (korkusuzluk) denir. Az ve eksik olursa, yüreksiz ve cesaretsiz derler. Ortada olursa, yâni, ne az ne de çok olursa, buna cesaret denir. Cesaretten, kerem, yüksek himmet, yürekli olma, hilm, soğukkanlılık, acelesizlik ile hışmını yenmek ve buna benzer ahlâklar doğar. Korkusuzluktan ise, herkese bağırmak, kendini beğenmek, büyük görmek, sert davranmak, kendini tehlikeye atmak ve bunun gibi huylar ortaya çıkar. Az olursa, kendini aşağı görmek, zavallı, biçare, alçak himmetli ve zelil olmak sıfatları doğar.
Şehvet kuvveti çok fazla olursa, buna hırs denir. O zaman o kimseden hayâsızlık, rezillik, mürüvvetsizlik, namussuzluk, hased, zenginlerden sıkılmak, fakirleri beğenmemek ve bunun gibi huylar ortaya çıkar. Eksik olursa, gevşeklik, nâmertlik, hissizlik, ihmalkârlık gibi huylar doğar. Ortada olunca, iffet denir. Ondan hayâ, kanaat, cömertlik, sabır, zerâfet ve uygunluk huyları görünür.
Bunların her birinin iki ucu vardır. Her iki ucu da kötü ve çirkindir. İkisi arasında iyi, güzel ve beğenilen vardır. İki uç arasındaki bu orta yer, kıldan daha incedir. Sırâtı müstakim Idoğru yol) bu ortadır. İncelikte de âhiretteki sırât gibidir. Bu sırât üzerinde doğru yürüyen, yarın Sırât köprüsü üzerinde korkusuz olarak yürür. Bunun için Allahü Teâlâ her ahlâk ve huyda ortayı emretti ve iki ucundan men ve zecr eyledi, şöyle buyurdu: «Onlar ki harcadıkları vakit ne israf, ne de sıkılık yaparlar, (harcamaları) ikisi arası ortalama olur» (’). Allahü Teâlâ, Peygamberimize (sallâllahü aleyhi ve sellem) «Elini hiç vermeyecekmiş gibi bağlama ve hepsini verip yanında bir şey kalmayacak kadar da açma» (2), buyuruyor.
O hâlde, bilmiş ol ki, en güzel ahlâklı, tam mânâsiyle, bu söylediklerimizi her iki uçtan uzak ve doğru olarak bulundurandır.
Tıpkı güzel yüzde, her yerin düzgün, doğru, mütenasip ve iyi olması gibidir. İnsanlar burada dört kısma ayrılmışlardır:
Birincisi, bütün bu sıfatların en olgun hâli kendilerinde bulunandır. Aynı zamanda güzel ahlâkı da en yüksek derecededir. Bütün insanlar ona uymalıdır. Bu ise yalnız Muhammed aleyhisselâm da vardı. Nitekim mutlak Iher bakımdanl güzel yüz Yûsuf aleyhis selâmda idi. Güzel Ahlâkın Hakikati
İkincisi, bütün bu sıfatların en kötü şekilde bulunduğu kimselerdir. Bu ise mutlak kötü ahlâktır. Onu, insanların arasından uzaklaştırmak vâcıbdir. Çünkü o şeytan şekline yakındır. Şeytan çok çirkin, pek kötüdür. Şeytanın çirkinliği rûhunun, sıfatlarının ve ahlâkının çirkinliğidir.
Üçüncüsü, bu iki derece arasında olup, iyi ahlâka daha yakın olandır.
Dördüncüsü, yine ikisi arasında olup, kötülüğe daha yakın olandır. Görünen zâhiri güzellikte en güzel ile en çirkin çok az ve çoğu ikisi arasında bulunduğu gibi, iyi ahlâk da böyledir. O hâlde herkesin gayret etmesi, en yüksek dereceye kavuşmasa da, yaklaşması lâzımdır. Bütün huyları güzel olmasa bile hiç olmazsa bir kısmı, yahut kısmı âzami Içoğul iyi olsun. Güzel yüzle çirkin yüzdeki farklann sonsuz olması gibi, ahlâkta da böyledir.
Güzel ahlâkın açık olarak mânâsı budur. Bu ise, ne bir, ne on, ne yüz şey değil, çoktur. Fakat esası, ilim, gazab, şehvet ve adâlet kuvvetleri iledir. Bunlardan başkalan bunların dallarıdır.

