Misafirin (Yolcunun) Edebleri

By | 4 Ağustos 2014

hac-umre-seti

Davete Gidildiğinde Davetsiz Bir Misafir İçin Ev Sahibinden İzin AlınmasıMisafirin (Yolcunun) Edebleri
Misafirin baştan sona kadar, zâhirde sekiz edebi gözetmesi lâzımdır.
BİRİNCİ EDEB: önce, hakları hak sahiplerine, emanetleri sahiplerine vermelidir. Bakması gerekenlere nafaka bırakması vâcib tir. Yol azığını helâlden almalıdır. Arkadaşlarına ikram edecek şekilde almalıdır. Zira yemek vermek, tatlı konuşmak ve hayvanını kiraladığı kimse ile seferde iyi olmak, güzel ahlâktandır.
İKİNCİ EDEB: Yolculukta uygun bir arkadaş seçmelidir. Din bakımından kendisine yardımcı olur. Peygamberimiz (aleyhisselâ tü vesselâm) yalnız başına yolculuğa çıkmayı yasaklamış ve «Üç kişi bir cemaattir» (*), buyurmuştur. Yine buyurdu ki: «Birini reis seçmek lâzımdır» (2). Çünkü yolculukta çeşitli düşünce ve meşakkatler meydana gelir. Bir işin son şekli bir kimseye verilmezse, yâni kalmazsa, o iş elden çıkar. Dünyanın işleri iki kimseye verilseydi bu nizam ve düzen bozulurdu. Ahlâkı iyi olan ve çok yolculuk ya^ panı reis etmelidir.
ÜÇÜNCÜ EDEB: Ayrılırken, geride kalanlara veda etmeli ve Resûlullahm (sallâllahü aleyhi ve sellem), «Senin dinini, emanetini ve işinin sonunu Allah’a ısmarladım», duâsını okumalıdır. .Yolculuğa çıkana ise, «Allahü Teâlâ takvânı artırsın, günahım afveyle sin, ‘nereye yönelirsen, sana hayırlar versin», diye söylemelidir. Mukim olanların, yolculuğa çıkanlara böyle duâ etmeleri sünnettir. Aynlacağı zaman hepsine Allah’a ısmarladık demelidir. Hazreti Ömer (radıyallahü anh) bir gün iyilikte bulunuyor, ihsan ediyordu. Çocuğu ile bir adam geldi. Hazreti Ömer (radıyallahü anh), «Sübhânâllah! Bu çocuğun sana benzediği kadar birbirine benzeyen kimse görmedim», buyurdu. Adam, «Yâ Emîre’lmü’minin, bunu sana anlatayım», dedi: «Ben bir yolculuğa çıkmıştım. Annesi hâmile idi. Bana: Beni bu hâlde nasıl bırakıyorsun? dedi. Kamında olanı Allahü Teâlâ’ya ısmarladım, dedim. Geri dönünce, annesi ölmüş idi. Bir gece konuşuyorduk, Uzakta bir ateş gördüm. Bu nedir?, dedim. Bu senin o hanımının mezarıdır, dediler. Her gece bunu görüyoruz. O namaz kılar, oruç tutardı, şimdi yeri nasıl ateş olur, dedim. Gittim ve ne oluyor diye mezarı açtım. Oraya bir mum konulmuş, bu çocuk da orada oynardı. O anda bir ses duydum. Bana, “Bu çocuğu bize ısmarladın, eğer annesini de bize ısmarlasay dın onu da sağ bulurdun”, dedi». Misafirin (Yolcunun) Edebleri
DÖRDÜNCÜ EDEB: İki namaz kılmalıdır. Birincisi, sefere lyol culuğal çıkmadan önce istihâre namazıdır. Namazı ve duâsını herkes bilir. İkincisi, evden çıkarken dört rekâttık namazdır. Hazreti Enes (radıyallahü anh) der ki, Resûlullahm (sallâllahü aleyhi ve sellem) yanına bir kimse geldi ve, «Yolculuğa çıkmayı düşünüyorum. Vasiyetimi yazdım. Babama mı, oğluma mı, kardeşime mi vereyim?» dedi. Resûlullah (aleyhisselâtü vesselâm) buyurdu ki: «Yolculuğa çıkacak kimse, Allahü Teâlâ indinde, kılacağı dört rekât namazdan daha sevgili bir halife bırakamaz. Her rekâtta Elham’ı ve Kulhüvallahii’yü okumalıdır. Sonra: “Yâ Rabbi! Kur’ânı Ke rim’in bu sûreleri ile Sana yakın olmak istiyorum. Ehlim ve malım için onları benim halifem eyle”, der. Böylece o sûreler onun halifesi olur ve evine dönünceye kadar evinin etrafında dolaşır onu korurlar» (’).
BEŞİNCİ EDEB: Kapıya gelince, «Bismillah! ve billâhi, tevekkel tü alâllahi ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh», diye okuyup, «Yâ
Rabbi I Yoldan çıkmaktan, çıkarılmaktan, zulüm etmekten, zulüm olunmaktan, cahillikten ve cahil bırakılmaktan Sana sığınırım», demelidir. Hayvana I vasıtaya 1 binince, «Sübhanellezi sehhara lenâ hâzâ ve mâ künnâ lehû mukarrenîn…», demelidir. Mümkünse yolculuğa perşembe sabahı çıkmaya gayret etmelidir. Çünkü Resûlul lah (sallâllahü aleyhi ve sellem) perşembe günü yolculuğa çıkardı. İbn Abbas (radıyallahü anhümâ) der ki: Sefere çıkmak, yahut bir kimseden bir işinin olmasını isteyen kimse sabahleyin gitmelidir. Zira Peygamberimiz (aleyhisselâtü vesselam) duâ eyledi: «Yâ Rabbi! Ümmetimden cumartesi ve perşembe günleri sabah erken kalkanlara bereket gönder» t1). O hâlde, cumartesi ve perşembe sabahları bereketlidir.
ALTINCI EDEB: Hayvana çok yük vurmamalıdır. Hayvanın
sırtına binip uyumamalı, sopa ile hayvanı dövmemelidir. Sabahleyin ve akşamleyin bir saat yaya yürüyüp, ayakları açılmalı ve hayvanı hafifletmelidir. Hayvan sahibinin gönlünü etmelidir. Büyükler hiç inmemek şartı ile hayvan kiralar ve arasıra sadaka olsun diye de inerlerdi. Sebepsiz yere hayvanı döven, yahut fazla yük vuran, kıyamet günü sıkıştırılır. Ebü’dDerdâ (radıyallahü anh) bir deve kiraladı ve «Ey deve! Beni Allahü Teâlâ’ya şikâyet eyleme. Zira biliyorsun ki, sırtına taşıyacağın kadar yük vurdum», dedi. Hayvana yükleyeceği yükü, hayvanın sahibine göstermeli ve şarta katmalıdır. Onun rızasını ancak öyle alır. Şart ettiğinden fazlasını yükletmek câiz değildir. Abdullah ibn Mübârek (rahmetullahi aleyh) bir hayvanın sırtında gidiyordu. Bir kimse, şu mektubu al, filân yere götür, dedi. Buyurdu ki: «Hayvanın sahibi ile olan şartımıza, mektubunuz dahil değildir», dedi ve almadı. Fakihlerin müsamaha yolunu değil verâı tercih etti.Misafirin (Yolcunun) Edebleri 
YEDİNCİ EDEB: Hazreti Aişe (radıyallahü anhâ) buyuruyor ki: «Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) ne zaman yolculuğa çıksa, tarağını, aynasını, misvakını, sürmedânım yanında bulundururdu». Sofiler buna ip ve kovayı da ilâve ettiler. Bu ise geçmiş büyüklerin âdeti değil idi. Çünkü nereye gitseler, teyemmüm ederler ve istincâ da taş ile yetinirlerdi. Necis olduğunu bilmedikleri sudan abdest alırlardı. Âdet olmasa da, onlar hakkında, bu iyi idi. Çünkü onlar yolculukta böyle ihtiyatlara bakmazlardı. Evet, ihtiyatlı olmak iyidir; ama o büyüklerin seferi, gazâ, cihad ve büyük işler için olurdu. Böyle ihtiyatlarla uğraşmazlardı.
SEKİZİNCİ EDEB: Resûlullah (aleyhisselâtü vesselâm) sefer
den dönüp, mübarek gözü Medinei Münevvere’yi alınca, «Yâ Rabbi! Bizi onda bulundur ve bize iyi rızık gönder», buyurdu. Bir kimseyi önden gönderdi. Habersiz eve girmelerini yasakladı. İki kişi sözünü dinlemedi. Her ikisi de evlerine gidince çok üzücü hâllerle karşılaştılar. Seferden dönünce önce mescide girer ve iki rekât namaz kılardı. Evine girince, «Rabbime tevbe ediyorum ve ona sığınıyorum, öyle ki, bir kusurum kalmasın», derdi. Seferden dönerken evdekilere hediye getirmek, sünneti müekkededir. Hattâ rivayet olunur ki, hiçbir şey getirmezse heybesinde bir taş getirmelidir. Bu, sünnete uymaya teşvik içindir. Yolculuğun zâhirî edebleri bunlardır.
Ama Allahü Teâlâ’nm seçkin kullarının seferdeki kalbe ait edebleri şöyledir: Sefer dinî bakımdan kendisini ilerletmeyecekse, sefe çıkmamalı, yolda kalbinde bir eksik hissetse, geri dönmeli, hangi şehre girse oradaki âlimleri arayıp, hepsinden faydalanmayı düşünmelidir. Ben nice âlimler gördüm, demek için değil, âlimlerden öğrendiğini yapmaya niyet etmelidir. Hiçbir şehirde on günden fazla kalmamalı; ancak bir üstad kalmasını isterse kalmalıdır.
Din kardeşlerini ziyarete giderse üç gün kalmalıdır. Misafirliğin hududu bu kadardır. Fakat fazla kalmadığı takdirde, din kardeşinin üzüleceğini biliyorsa daha fazla kalabilir. Misafirlik maksadıyla bir pirin huzuruna giderse, bir gün bir geceden çok kalmamalıdır. Sadece selâm vermeye giderse, kapıyı çalmayıp, çıkıncaya kadar beklemelidir. Ziyaretini yapmâdan bir şey yapmamalıdır. O sormayınca yanında konuşmamalı, sorunca lüzumu kadar cevap vermelidir. Sual sormak isterse önce izin istemelidir. O şehirde eğlence ile meşgul olmamalıdır. Çünkü ziyaretin ihlâsını götürür. Yolda kimsenin duymayacağı şekilde gizlice zikir, teşbih ve Kur’ânı Kerîm okumakla meşgul olmalıdır. Bir kimse kendisine bir şey sorarsa, ona cevap vermeyi teşbihten mühim tutmalıdır. Memleketinde bir şey ile uğraşıyorsa ve bu meşguliyeti kolay ise sefere gitmemeli, küfrânı ni’met etmemelidir.