Ölümün Hakikati
Eğer ölümün hakikatinden bir nebzecik bilmek istersen, bilmelisin ki, insanın iki ruhu vardır. Biri, hayvanlara mahsus rûh cin sindendir ve biz ona «Hayvani rûh» diyoruz. Diğeri ise, meleklere mahsus rûh cinsinden olup, ona «İnsani rûh» diyoruz. Bu hayvani rûh, canlılarda sol tarafta bulunan yürek denilen et parçasında olup, kalbin menba’ıdır. O ise, hayvanın bâtın mizaçlarından buhar gibi, lâtiftir. Mûtedil bir mizacı vardır ve ltalbden atardamar ları vasıtası ile hareket eder. Beyne ve bütün uzuvlara ulaşır. Bu rûh, his ve hareketleri taşımaktadır. Beyne ulaşınca, harareti azalır, mûtedil olur. Göz ondan görme kuvveti, kulak ondan işitme kuvveti ve diğer âzalar da kendi hassa ve kuvvetlerini alırlar. Bu, içerisi tozlu olan bir odadaki kandile benzer. Kandilin ışığı tozlardan geçip, duvarın üzerine düşer. Orayı aydınlatır. Kandilin aydınlığı duvarın üzerinde zâhir olduğu gibi, Allahü Teâlâ’nın kudretiyle görme, işitme ve diğer hislerdeki kuvvetler bu ruhtan diğer âza larda meydana geliyor. Eğer bazı damarlarda tıkanma olursa, ondan sonra gelen uzuv hareketsiz kalıp felç olur. Onda his ve hareket kuvveti olmaz. Hekim, bu tıkanıklığı gidermeye uğraşır.
Bu rûh, kandilin alevi gibidir. Kalb ise fitili gibidir. Gıdalar da yağı gibidir. Kandilde işamdandal yağ bitince kandil söner. Ölümün Hakikati Yağ olup, fakat fitil çok yağ çekse, bozulup artık yağ çekmez olduğu gibi; kalb de çok zaman geçince gıda almaz olur. Yağ ve fitil yerinde olduğu hâlde, kandilin üzerine bir şey koyduğun zaman söndüğü gibi, bir canlıya da büyük bir yara ve zorluk gelince ölür.
Mizacı mutedil olduğu müddetçe —ki bu şarttır— bu rûh his ve hareket kuvveti gibi, Allahü Teâlâ’nın izni ile gökteki meleklerin nurlarından da lâtif mânâları alır. Hararetin veya soğukluğun çokluğundan veya başka sebeple mizacı bozulursa, o eserleri almaya lâyık olmaz. Bir aynanın yüzü düzgün ve parlak olursa, karşısındaki şeylerin suretini gösterir. Ama ayna iyi olmaz, yahut pas tutarsa o sûretleri göstermez. Bu sûretlerin yok olması veya kayıp olmasından değil, karşısındaki suretleri gösterecek hususiyetin aynada kalmamasındandır. Bunun gibi, hayvani rûh dediğimiz, bu lâtif buhar mutedil Idoğru sağlanıl olunca, buna elverişli olur. İtidâli gidince de artık almaz olur. His ve hareket kuvvetlerini almaz olunca, âzalar onun nurlarının ihsanından mahrum kalır. Hissiz ve hareketsiz olur. Bu zaman «öldü» derler.
Hayvanı ruhun ölmesinin mânâsı budur. Ölümün Hakikati Bu mizacın itidâlden düşmesi için olan sebepleri bir araya getiren, Allahü Teâlâ’nın mahlûklarından bir mahlûktur. Ona «Melekü’lmevt». denir. İnsanlar onun yalnız ismini bilirler. Onun hakikatini bilmek ise uzun sürer.
Bu şekildeki ölüm, hayvanın ölümüdür. İnsanın ölümü ise, daha başkadır. Çünkü onda bu hayvani rûh bulunduğu gibi, geçmiş fasıllarda insanın rûhu, yahut kalb ismini verdiğimiz başka bir rûhu daha vardır. Bu diğer ruha benzemez. Çünkü o, çözülmüş hava, imbiklenmiş buhar gibi gayet lâtif bir cisimdir. Fakat bu insan rûhu, cisim değildir. Çünkü bölünme kabul etmez. Allahü Teâlâ’nın tanınması, bilinmesi onda olur. Allahü Teâlâ bölünme kabul etmediği ve bir olduğu gibi, bir olanın bilineceği yer de, bir ve bölünme kabul etmez olmalıdır. O hâlde bu mârifet bölünebilen hiçbir şeyde olmaz. Bilâkis ancak bölünmeyen tek bir şeyde olur.
Fitili, kandilin alevini ve ışığını düşün: Fitil, yürek gibi, kandilin alevi hayvani rûh gibi, kandilin ışığı da insan rûhu gibidir. Kandilin ışığı, kandilden daha lâtif olduğu bir şeye benzetilmediği gibi, insanın rûhu da hayvani rûha nisbetle lâtiftir ve bir şeye ben zetilemez. Lâtiflik tarafından bakılırsa, bu benzetme doğrudur. Fakat bir başka şekilde doğru değildir. Çünkü, kandilin ışığı kandile tâbi olup, asıl olan kandildir. Kandil olmazsa, ışık da olmaz. İnsan ruhu ise, hayvani rûha tâbi değildir. Hattâ asıl kendisidir. Hayvani rûha halel gelmekle, buna bir şey olmaz. Belki tam misâlini istersen, kandilden daha lâtif bir ışık farz et, kandil onunla var olsun, o kandille değil. Ancak misâlimiz böylece doğru olur!.
O hâlde hayvani rûh bir cihetten insan ruhunun binek hayvanı, bir cihetten de bir âlet hükmündedir. Bu hayvani rûhun mizacı ise, kendi yerinde kalır. Fakat aletsiz ve merkebsiz kalır. Merkebin 1 binek hayvanının 1 ölümü ve âletin zâyi olması, süvarinin de zayi ve yok olmasına sebep olmaz. Fakat aletsiz kalır.
Bu âlet kendisine, Allahü Teâlâ’nın mârifet ve muhabbetini avlamak, elde etmek için verildi. Eğer maksadına kavuştuysa, âletin helâk olması, aradan çekilmesi onun için daha iyidir. Çünkü maksada kavuşmuşken, âlet yük olur, ağırlık verir. Peygamber Efendimiz (sallâllalıü aleyhi ve sellem) in «Ölüm, mü’mine hediye ve tuh fedir», buyurması, av için tuzak kuran ve tuzağın yükünü çeken içindir. Avını elde edince tuzağın helâki onun için ganimettir. Yok. eğer —Allah korusun— avı elde etmeden önce bu tuzak çalışmaz olursa, onun ayrılık acısı ve musibetinin sonu olmaz. Bu acının ve elemin başlangıcı kabir âzabıdır. Allahü Teâlâ bizi ondan korusun!

