Beden Ve Rûhla Alâkalı Cennet Ve Cehennem

By | 24 Temmuz 2014

feraceler

Beden Ve Rûhla Alâkalı Cennet Ve CehennemBeden Ve Rûhla Alâkalı Cennet Ve Cehennem
ölümün hakikati bilinmeyince âhiretin hakikatini kimse bilemez. Hayatın hakikatini bilemeyince, ölümün hakikatini bilemez. Rûhun hakikatini bilmeyince de, hayatın hakikatini bilemez. Rû- hun hakikatini bilmek de, bir kısmını açıkladığımız kendi nefsini bilmektir.
Daha evvel söylemiştik ki, insan, biri rûh, diğeri beden olan iki asıldan meydana gelmiştir. Rûh süvari ğibi, beden de binek hayva-‘ nı gibidir.Beden Ve Rûhla Alâkalı Cennet Ve Cehennem Âhirette bu rûhun beden vasıtası ile bir hâli, bir Cenneti ve Cehennemi vardır. Kendi zâti sebebi ile, bedenin ortak olmadığı başka bir hâli de vardır. Beden sebebiyle de onun (insanini bir Cenneti veya Cehennemi, yahut saadeti veya şekaveti vardır. Araya beden girmeksizin olan kalbin nimet ve lezzetlerine, *Rû- hani Cennet», diyoruz. Yine beden araya girmeden olan sıkıntı, elem ve şakiliğine «Ruhanî Cehennem» diyoruz.
Bedenin de beraber bulunduğu Cennet ve Cehennem zaten bellidir. Orada, ağaçlar, nehirler, huriler, köşkler, yiyecekler, çiçekler ve buna benzer şeyler vardır. Her ikisinin de vasfı, Kur’ân-ı Ke- rim’de ve hadis-i şeriflerde bildirilmiştir. Herkes bunu anlayabilir. Bunu uzun olarak «İhyâu Ulıımi’d-Din» kitabımızın «Ölümü hatırlama» kısmında anlattık. Burada ise bu kadarla iktifa edip, ölümün hakikatini anlatıp, ruhani olan Cennet ve Cehenneme işaret edelim. Zira bunları herkes bilmez.
Hadis-i Kudsî’de, «İyi ameller yapan kullar için, gözlerin gör- mediği, kulakların duymadığı ve hiç kimsenin kalbinden geçmeyen şeyler hazırladım» (‘) buyurulanlar, rûhanl Cennettedir. Beden Ve Rûhla Alâkalı Cennet Ve Cehennem Kalbin içinden melekût âlemine bu mânânın aşikâr olduğunu, hiç şüpho kalmadığım gösteren bir pencere açılır. Bu yola kavuşan kimsede, âhiretin Cennet ve Cehennemine taklid ve işitme ile olmayıp parlak bir yakin hâsıl olur. Bilâkis basiret ve müşahede ile olur. Hekimin, bu dünyada bedene ait iyilik ve kötülüğü bilmesi ve buna sıhhat ve hastalık demesi; bunun sebepleri olan ilâç kullanmak ve perhiz etmek, hastalığın ise çok yemek ve perhiz etmemekten ileri geldiğini söylemesi gibi; bu müşahede ile de kalbin yâni ruhun saadet ve şekaveti; ibadet ve mârifetin bu saadetin ilâcı, cahillik ve günahın bu saadetin zehiri olduğu anlaşılır. Bu, çok kıymetli ve yüksek bir ilimdir. Birçok âlim denen kimseler, bunu bilmezler. Hattâ bunu inkâr ederler. Bedeni olan Cennet ve Cehennemden ileri geçip söz söylemezler. Âhireti bilme hususunda işitme ve tak- lidden başka bir yol bilmezler. Bizim ise bunun hakikati hakkında delilli uzun kitabımız vardır. Bu kitap Arabidir. Burada ise bu kadar anlattık. Zeki ve kalbi inad ve taklid bulaşıklığından temizlenmiş olanlar, bunu idrak ederler ve âhiret işi kalblerinde sabit ve kuvvetli olur. Bunun için birçok kimselerin âhirette imanı zayıf ve sallantıda olur.