Rızanın faziletini ayet-i kerime şöyle açıklıyor:
“Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razıdırlar!” (Bey- yine/8) Diğer ayette şöyle buyrulmaktadır:
“İyiliğin mükâfatı, ancak iyilikle verilir!” (Rahman/60) “İyiliğin-ihsanın” sonu, Allah’ın kulundan hoşnut olmasıdır. Allah’ın kulundan hoşnut olması, kulun seve seve Allah’tan hoşnut olmasını ifade eder. İşte böyle insanların mükâfatını Kur’an şöyle açıklıyor:
“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar için Allah Adn cennetinde güzel, süslü konaklar hazırlamıştır. Allah’ın hoşnutluğu bütün mükâfatlardan üstündür.” (Tevbe/72)
Allah’ın hoşnutluğu, Adn cennetinden, üstün olduğu gibi, zikri de en büyük ibadet olarak namazdan bile üstün kabul edilmiştir.
Allah-u Tehalâ şöyle buyuruyor:
“Namaz bütün kötülüklerden alıkoyar. Allah’ı zikretmek en büyük ibadettir.” (Ankebut/45)
Allah’ı müşahade, ibadet olarak namazdan nasıl üstünse, cennetlerin sahibi Allah’ın rızasını kazanmakta, mükâfatların en yücesidir. Hatta, cen- nettekilerin son gayeleri Allah’ın kendilerinden razı olmalarını bildirmesini beklemektir.
Rasûlüllah (s.a.v.) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır:
Allah-u Teâlâ mü’minlere tecelli ederek şöyle seslenir:
“— Benden ne dilerseniz dileyiniz!” Mü’minler “senin rızanı diliyoruz” derler.
Mü’minlerin, Allah’ı müşahade ettikten sonra ondan, rızalarını dilemeleri, onların son gayeleri olmasından ötürüdür.
Kulun Allah’dan razı olmasını ileride anlatacağız. Allah’ın kuldan razı olması ise daha farklıdır. “Allah’ın kulundan razı olması “Allah’ın kulunu sevmeyle ilgili söylenenlere yakındır. Zira genellikle insanlar bunu tam idrak edemiyor, bunu tam anlamakta zorluk çekiyorlar. Ancak insanlar kabiliyetleri nisbetince anlıyabilirler.
Bu meselede özetle şöyle diyebiliriz: “Allah’ı görmeden daha üstün bir mükâfat yoktur. Ancak hadiste geçtiği gibi, mü’minlerin Allah’ı gördükten sonra-Allah’ın benden ne isterseniz dileyin” demesine ‘hoşnutluğunu diliyoruz’ demelerinin manası şudur:
Allah’ın rızasını kazanmak, devamlı olarak onu müşahadeye sebep olur. Sanki onlar Allah’ı gördükleri zaman, maksatları ve son beklentileri bitmiş oluyor, onlar böyle zannederken isteyiniz denilmesi, rızanı istiyoruz, yani devamlı olarak seni görmek istiyoruz” manasındadır. Zira biliyoruz ki, Allah’ın hoşnut oması, perdenin devamlı kalkmasına sebeptir.
Ayette şöyle buyurulmakta:
“Katımızda ‘onlar için’ daha fazlası da vardır.” (Kaf/35)
Bazı müfessirler bu ayeti şöyle açıklamışlardır:
“— Cennet ehline Allah tarafından üç fazla’mükâfat verilir.
1- Allah öyle bir mükâfatta bulunur ki, cennet ehlinde ona benzer mükâfat yoktur. Aşağıdaki ayet buna delil olarak gösterilmektedir:
“Onlara göremeyecekleri ve bilemeyecekleri, nice mükâ-fatlar hazırlanmıştır.” (Secde/17)
2- Birinci mükâfatın yanında, fazlalık olarak Allah’ın selamı verilmiştir. Bunun delili de şu ayettir:
“Bağışlayan rablerinin selamıdır.” (Yasin/58)
3- Bir ve İkincilere ek ve en faziletli mükâfat, ki bu da Allah’ın hoşnutluğudur. Bunu şu ayette, şöyle açıklıyor:
“Allah’ın hoşnutluğu, her şeyden daha üstündür.” (Tevbe/72)
Bu ayeti şöyle açıkladılar:
Allah’ın rızası, bütün nimetlerden üstündür. Bu da kulun hoşnutluğunun mahsûlüdür. Rıza’nın faziletini bildiren birçok hadisi şerif vardır. Onlardan bazıları şunlardır:
Rivayet edildiğine göre:
Peygamber (s.a.v.) ashabından bir topluluğa şöyle sordu:
“Siz kimsiniz?”
Onlar şöyle cevap verdiler:
“— Sana iman eden mü’minleriz!”
Peygamber;
“— İmanınızın alâmeti nedir?” diye sordu. Ashap şöyle cevap verdi:
“— Musibetlere sabreder, nimetlere şükreder, başımıza gelenlere rıza gösteririz.”
Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdular:
“— Kâbe’nin Rabbine yemin olsun ki sizler mu minsiniz!”
Başka rivayette şöyle anlatılmaktadır:
“İslâm ile şereflenip müslüman olan ve takdire rıza gösterenlere ne mutlu!”
Rasûlüllah (s.a.v.) buyurdu ki:
“— Kim Allah’ın verdiği az rızıktan razı olursa, Allah’ta onun az amelinden razı olur.”
Allah bir kulunu sevdiği zaman onun başına belalar verir. Onlara karşı sabrederse, onu seçer, razı olursa, Allah onu iyi kulları arasına katar.
“Kıyamet günü Allah-u Teâlâ bir kısım insan için konutlar yaratır. Onlar kabirlerden cennete uçarlar. Onlar istedikleri gibi eğlenir, neşelenir ve sevinirler. Melekler onlara:
“— Hesap verdiniz mi?” diye sorarlar.
Onlar:
“— Biz hesap vermedik.”
Melekler:
“— Sırat söpriisünden geçtinizmi?” diye sorarlar.
Onlar:
“— Biz sırat köprüsünü görmedik.”
Melekler tekrar sorarlar:
“— Cehennemi gördünüz mü?”
Onlar:
“— Biz cehennemi germedik.”
Melekler:
“— Siz hangi peygambere tabi olan ümmetsiniz.”
Onlar:
“— Hz. Muhammed (s.a.v.) ümmetiyiz.
Melekler:
“— Allah aşkına dünyada ne yaptınız da böyle mükâfatlara nail oldunuz?”
Onlar:
“— Bizi bu mertebeye çıkartan iki halimiz vardı.”
Melekler:
“- Nedir onlar?”
Onlar:
“— Tenhalarda dahi olsak, Allah’ın emirlerine isyan etmekten korkar ve Allah’ın bizim için dilediği her şeye razı olurduk.”
Melekler:
“— Öyleyse siz buraya (cenneıe) layıksınız.”
Rasûlüllah (s.a.v.) buyurdu ki:
“Ey yoksullar grubu, Allah’ın size verdiklerine kalben razı olunuz. Zira bunun mükâfatıyla, zafere kavuşacaksınız. Şayet Allah’ın verdiğinde hoşnut olmazsanız zafere kavuşamazsınız!”

