Ebü’d-Derdâ’dan (radıyallâhu ‘anh) Resûlullah’ın (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğu rivayet edilir Ta iyiliği emreder ve kötülükten sakındırırsınmız,ya da Allah(celle celâiüh) büyüklerinizi saymayan, küçüklerinize de merhamet etmeyen bir hükümdarı başınıza musallat eder. Bundan sonra iyileriniz dua etse kabul görmez, Allah’tan yardım dilese imdat edilmez ve istiğfar etse bağışlanmaz.”
Huzeyfe’nin (radıyallâhu ‘anh) rivayet ettiği hadisi şerifte Nebi (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah’a yeminle söylüyorum ki, ya iyiliği emreder ve kötülükten sakındırırsınız, ya da pek yakında Allah’ın cezasına uğrarsınız. Bundan sonra dua etseniz de dualarınız kabul görmez.”
Hz. Ali’nin rivayet ettiği hadis-i şerifte Resûlullah (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) buyurur ki:
“Ümmetim bir zalime, ‘Sen zalimsin’demeye korktukları zaman onları terk et, aralarında bulunma.”
Başka bir hadisinde Resûlullah (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:
“Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu sonuncusu imanın en zayıf derecesidir.”
Yani, ehl-i iman içinde imanı en zayıf olanların yaptığı iş kalple buğzetmektir.
Bazı âlimler der ki: El ile düzeltmek yöneticilerin, dil ile düzeltmek âlimlerin ve kalp ile buğzetmek halkın görevidir.
Bazı âlimler de şöyle der: Kötülük ile karşılaşan kişi kim olursa olsun, bu üç yoldan hangisine gücü yetiyorsa onu yerine getirmekle yükümlüdür.
“İyiliği emretme vazifesinde bulunan kişi, bu işi yaparken öncelikle dinin izzetini ve Allah’ın rızasını gözeterek işe başlamalıdır. Yoksa nefsini tatmin için değil…
Allah’ın rızası gözetilerek ve dinin izzeti hedeflenerek başlanan bu görevde Allah’ın yardımı olur. Allah, o kişiyi başanlı kılar. Fakat bu vazife nefsin bazı arzularını tatmin için yapılırsa, Allah o kimseyi rezil rüsva eder. Nitekim İkrime’den (radıyallâhu ‘anh) bize ulaşan bir hikâye şöyledir:
Hikâye
“Bir gün adamın biri, insanlann ilah diye tapındıkları bir ağaca rastladı. Allah için bu duruma çok ama çok öfkelendi.
– Bu bir ağaç! İnsanlar ise Allah’ı bırakıp da buna ilâh diye tapmıyorlar! diye söylendi. Sonra baltasını almak üzere evine döndü. Baltasını aldı, eşeğine bindi ve ağacı kesmek üzere yola koyuldu. Yolda İblis bir insan suretinde onu karşıladı. Kendisine,
– Yolculuk nereye? diye sordu. Adam,
– İnsanların, Allah’ı bırakıp da ilah diye tapındıkları bir ağaç gördüm. Buna çok öfkelendim ve, “Baltamı alayım, eşeğime bineyim, gidip ağacı kökünden keseyim” diye Allah için kendime söz verdim, dedi. İblis,
– Onlann yaptıklarından sana ne! Bırak isteyen istediğine tapınsın; Allah onlan dilediği gibi yapsın, diye adamı kandırmaya çalıştı. Fakat adam geri dönmedi. Bunun üzerine İblis,
– Bak! Sen geri dön; buna mukabil ben her gün sana dört dirhem vereceğim. Her sabah kalkıp yatağının ucunu kaldırdığında bu dört dirhemi orada göreceksin, dedi. Adam,
– Bunu yapacağına dair söz verir misin? diye sordu. İblis,
– Evet, bunu her gün yapacağıma dair sana söz veririm, dedi. Adam bunun üzerine geri döndü. İki ya da çok değil üç sabah kalkıp yatağının ucunu kaldırdığında adamın söz verdiği dirhemleri buldu. Bundan sonraki günlerde ise yatağının altında hiç para bulamadı. Bir müddet bekledi ama aradan geçen günlere rağmen yatağının altına para konulmaz olmuştu. Bunun üzerine baltasını aldı, eşeğine bindi ve ağacın bulunduğu yere doğru yola koyuldu. İblis yine ona insan suretinde göründü.
– Nereye gidiyorsun? diye sordu. Adam,
– İnsanların Allah’ı bırakıp da ilah diye tapındıkları bir ağaç vardır; işte onu kesmeye gidiyorum, dedi. İblis,
– Sen artık bunu yapamazsın! Çünkü ilk sefer yola çıktığında maksadın Allah rızası içindi. Allah için öfkelenmiştin. O zaman yer ve gök ehli seni engellemek için bir araya toplansaydı buna güç yetiremezlerdi. Ancak senin şimdiki gelişin nefsin içindir. Şayet bir adım daha ileriye geçmeye kalkarsan senin boynunu vururuz, dedi. Bunu üzerine adam ağacı kesmekten vazgeçip evine geri döndü.

