İnsan, en değerli ve yaratılış itibarıyla en mükemmel varlık olmasına rağmen onun fıtratını bozan iki ağır rahatsızlık ve ruhunu zehirleyen iki zehir bulunmaktadır. Bu iki zehir; haset ve kıskaçlıktır. Haset ve kıskançlık, insanların başka insanlara zehirlerini kusmak için onları tetikleyen en zehirli iki duygudur. Ancak Kur’ân-ı Kerîm’de bu zehrin panzehiri en güçlü şekilde bulunmaktadır. “Yoksa Allah’ın lütfundan ve sonsuz ikramlarından insanlara verdikleri yüzünden onlara haset mi ediyorlar” âyet-i kerîmesinde dikkat çekilen kıskançlık duygusunun beslendiği haset canavarı, insanların başka insanlar üzerindeki olumsuz bakış, söz ve enerjisini tetikler. Özellikle bir insanın olumsuz bakış, söz ve enerjisinden rahatsız olduğumuzda Felâk sûresindeki âyetlerle Rabbimize sığınmalıyız.
Felâk sûresiyle, “Yarattığı şeylerin şerrinden, ortalığı kaplayan karanlığın şerrinden, düğümlere üfleyen nefeslerin şerrinden, haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım” diyerek Rabbimize sığınırız. Bu sûrede dikkat çekildiği üzere insanların olumsuz bakış, söz ve enerjisini insanın üzerine çekebilen kötülükler; haset duygusu, nazar ve büyüdür.
“Haset ettiği zaman, hasetçinin şerrinden tan yerini ağartan Rabbe sığınırız” âyetinde işaret edilen, insanların olumsuz söz ve enerjisinin başlangıç noktası, negatif enerji veren bakıştır ki, biz buna nazar’ deriz. “Yarattığı şeylerin şerrinden Allah’a sığınırız” âyetiyle de Rabbimize sığındığımız zaman, Rabbimizin muhafazası ve şifası bizimle beraber olacaktır. İnsanların olumsuz bakış, söz ve enerjisinin en tahripkâr olanlarından biri de, büyüdür. “Düğümlere üfleyen nefeslerin şerrinden Rabbimize sığınırız” âyeti de büyüye karşı alınmış,
manevî bir tedbirdir. Büyünün en etkili manevî tedbirlerinden biri de, Enam sûresidir.
Nâs sûresiyle de bir insanın olumsuz söz, fiil, bakış ve enerjisinden Rabbimize sığınırız. Bu sûrede de beyan edildiği gibi vesvese; olumsuz sesi, enerjisi ve fiilleriyle bizi rahatsız eden, olumsuz hal ve fiillere yönlendiren bir sestir. Bu bağlamda Allah’a sığınılması gereken bir düşmandır.
Sadece vesvese değil; haset, sabit fikirlilik ve nazar, insanların olumsuz söz, bakış ve enerjisine sebep olan duygulardır. Bu duyguların ilacı ise Kalem sûresiyle gösterilmektedir:
“O inkâr edenler zikri (Kuranı) işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi. Ve ‘O, mecnundur’ diyorlardı. Halbuki o, âlemler için uyarıdan başka bir şey değildir.” Kur an-ı Kerîm’in uyarılarına gönül verir, onlara itaat edersek ancak; haset, kıskançlık, sabit fikirlilik ve nazardan korunabiliriz.
Haset, nazarı da etkileyen bir tehlikedir. Bir insanın olumsuz bakışını ifade eden nazar da; bir insanın elindeki bütün güzellik ve üstünlüklerin elinden gitmesi ve o güzelliklere, üstünlüklere göz diken insana gelmesini fısıldayan kötü ses ve fiiller bütünü olan haset de, ancak Kur’ân-ı Kerîm’in manevî terbiyesi ile tedavi edilir. Haset, kıskançlık, nazar, kin ve sabit fikirlilik, insanı dünyada da ahirette de iflasa sürükleyen kötü duygulardır. İnsan bu duygularla sürekli iflas halinde olduğunu kendine hatırlatmalı ve telkin etmelidir. Zaten haset duygusu, haset edilenden önce haset edeni mahveder. Hasetçi ne kendisi rahat eder, ne de başkasına huzur verir. “Hasetçinin alâmeti, yanındaki kimseye yaltaklanmak, ayrıldığı zaman ona gıybet etmek ve felakete uğradığı vakit şamata ve sevinç gösterileri yapmaktır.”
Bu nedenle hasetçi, kinci ve nazarıyla yıkan kişiden Allah’a sığmılmalıdır. Aynı zamanda hasedi, riya teşvik eder. Hasetçi, herhangi bir kimsenin kendisinden üst bir makama çıkmasını, kimsenin daha çok övülmesini istemez. Bu bağlamda haset, insanın samimiyetsizce hareket etmesine ve başkasından önce kendisine zarar vermesine neden olur. Bu nedenle haset başta gelmek üzere sığınma ve korunma duaları, kişiliği bölen ve karakteri zafiyete uğratan her türlü zehirli duyguya terapi etkisi yapar.
