Gaflet, isteksizlik ve tembellikten ciddi bir zaman ve çalışma disiplini; yerleşmiş bir sorumluluk bilinciyle kurtulabiliriz. Zamanı değerlendirmek, bizi gafletten kurtaran en önemli ilaçtır. Zaten konunun önemine binaen, pek çok kez bunu dile getirdik. Geçen geçmiştir, geçmiş için üzülmenin bir faydası yoktur, gelecek ise henüz gelmemiştir. Gelip gelmeyeceği ise, henüz belli değildir. Gelmeyen ve gelip gelmeyeceği henüz belli olmayan gelecek için endişeye düşmenin bir manası yoktur.
Bizim manevî tembellik, gaflet ve isteksizlikten kurtulmamızın en güzel yolu, nefes aldığımız ânı en güzel şekilde değerlendirmektir. Geçmişi çok fazla kafaya takmak, bizi isteksizliğe ve gaflete sürükler. Gelecek için çok fazla endişe içerisinde olmak ise bizi kaygı, gaflet ve karamsarlık merkezli tembelliğe sürükler. Olması gereken zamanda, olması gereken işi yapmak, sorumluluk bilincini geliştirir. Sorumluluk bilincimiz ne kadar gelişirse manevî tembellik, isteksizlik ve gafletten o kadar hızlı kurtuluruz. Sorumluluklarımızın farkında
oldukça ve zamanı değerlendirme alışkanlığı kazandıkça, bizi tembellik ve boşluk duygusu çok rahatsız edecektir.
Manevî gaflet ve tembelliklerimizin en önemli sebebi ise, nefis ve şeytanın sesini taşıyan vesveselerimizdir. Bizi tembelliğe ve gaflete sürükleyen her durum ve şart için Rabbimize güvenirsek, bütün bu olumsuz hallerden kurtuluruz. “Biz yalnız Sana ibadet ederiz ve yalnız Senden yardım dileriz”244 diyerek güvenimizi Rabbimize sunarız; sadece Rabbimize güvenme ve bütün güvenimizi Ona sunma hissiyatı, bizi manevî gaflet, tembellik ve isteksizliklerimizden kurtarır.
Rabbine güvenerek işe sarılan, gayrete gelen ve aşkla çalışmaya bağlanan bir kişi; manevî tembellik, gaflet ve isteksizliğin başım güven ve muhabbet kılıcıyla keser. Ancak Allah’a güven duygusu; bizi, işlerimizi ve ibadetlerimizi “Sonra yaparım” hastalığından da kurtarmalıdır. Çünkü “Sonra yaparım” düşüncesi, manevî tembelliği teşvik eder. İşlerin öncelik ve sonralık sırasını bilememek de, manevî gaflet ve isteksizliğe neden olur. Yapmamız gereken işleri hep ertelemek ve “Gelecekte nasıl olsa yaparım” demek, gaflet ve isteksizliğimizi yoğunlaştırır. Halbuki işlerimizi yapılması gereken en elverişli zamanda yaparsak, isteksizlik ve manevî tembellik halimiz ortadan kalkar.
Allah’a güven ve muhabbet duyduktan sonra, insanın haramlardan korunması, gaflet ve isteksizliğe en güzel ilaçtır. Haramlardan korunmak aynı zamanda, hafızanın da ilacıdır. Haramlar zihni daraltır, hafızayı köreltir. Hafıza kaybı, haramlarla kirlenen bir zihnin bizden intikam alışıdır. Çok uyumak, çok yemek, çok konuşmak, az zikir, az tefekkür, az şükür; gaflet ve isteksizliğin en büyük sebeplerindendir. Zaten İslâm’ın manevî yaşantı tarzı olan tasavvuf üç şey üzerine kurulmuştur: zaruret olmadıkça yememek, uykuya mağlup olmamak, mecburiyet olmadan konuşmamak.
Bu sebeple, “Allah’ım Seni zikretmem, Sana şükretmem, Sana en güzel şekilde ibadet etmem hususunda bana yardım et” duasıyla gafletten ve tembellikten kurtuluruz. Paslı demirin pasından arınması gibi, manevî ve psikolojik rahatsızlık ve hastalıklardan arınırız. Bu noktada, Bursevî Hazretlerinin şu öğüdünü de dile getirmeden geçemeyiz:
“Paslı demir olan nefsanî sıfatlarını ve beşerî vasıflarını silip gönlünü temizle. Sonunda maksadının sureti ve sırrı aynanda tecelli edip görünsün. Bazen ayna, bazen de aynada görünen olasın.”
İşte; hem İlâhî isim ve sıfatların aynası olmak, hem de o aynadan yansıyan insan-ı kâmilin aynası olmak için bu duadaki manevî terapiye insanın şiddetle ihtiyacı bulunmaktadır.
