İçimizdeki Korkuları Yenme Duası Bize Ne Anlatıyor?

By | 1 Ağustos 2019

İçimizdeki kaygı ve korkuların merkezinde, Allah’tan kopuş ile başlayan bir dünya telaşının izleri bulunmaktadır. Böylece insan gün geçtikçe, telaşlarının ve korkularının içerisinde yalnızlaşmaktadır. Halbuki kaygıyı aşacağımız dualar, yalnızlaşan insanın Rabbiyle bütünleşme dilekçesi ve provasıdır. Dualarımız kadar ezelî yalnızlıklarımızdan, İlâhî bütünleşmeye yelken açarak kaygı ve korkularımızdan özgürleşiriz. Zaten Allaha kul olarak yaşamanın dışında kendimizi köle ettiğimiz dünya telaşı, sıkıntıları ve dertlerimizin çokluğu, çokluk yarışımız Tekâsûr sûresinde çok güzel anlatılır:
“Kabirlere girinceye kadar çokluk yarışı, sizi oyaladı.” Sûre de bu âyette bahsedilen çokluk yarışından alır ismini; tekâsûr, ‘mal ve evlât çoğaltma yarışı’ demektir. İnsanların mal ve evlât çokluğuna düşkünlüğünün kendilerini felakete sürüklediğini anlatan âyetler, bize dünya hırslarının mutluluk ve huzuru getirmediğini ortaya koymaktadır. Dünya telaşı ve sıkıntıları, zannedilenin aksine içimizdeki kaygı ve korkuları arttırır. Bu sebeple bu sûreyi iyi anlayıp dünya emellerinin, istek ve hırslarının artmasından da Allah’a sığınmalıyız.
Dünya sıkıntıları ile Rabbimizden uzaklaştıracak bütün yaratılmışların kötülüklerinden Allah’ın tam ve eksiksiz kelimelerine sığınmalıyız. Allah’ın koruyuculuğunu ve kuşatıcılığının hissettiğimiz âyetlerle, bizi Rabbimizden uzaklaştıran bütün korku ve kaygıları etkisiz hale getirmeliyiz. Dünya istekleri ve hırsları peşinde koştukça, aynı zamanda çokluk yarışının kölesi oldukça; korku ve kaygılarımız, hırs ve emellerimiz beklenti ve isteklerine cevap veremeyeceğimiz düşmanlarımız haline dönüşür. Dünyevî istek ve hırslarımız; beklentilerine
karşılık veremediğimiz kaygı ve korkularımız haline gelir.
Dünyevî kaygı ve korkularımızı, içimizdeki sıkıntılarımızı en aza indirecek, tedavi edecek hazine, kulun fakirliğini ve acizliğini bilmesidir. Yani kulun fakrını ve haddini fark etmesidir. Kulun fakrını ve aczini bilmesi, elindekini kaybetmemek için elinde olmayanı istememesidir. Aynı zamanda kulun fakr halinde olması, elinde olan ve olmayan bütün nimetlerin sahibinin Allah olduğunu görmesidir.
Allah dostları, bütün nimetlerin gerçek sahibi olan Allah’ı görerek, “Fakirlik ve sabır, bu ikisi benim elbisem” derler. Onlar, Allah’ı tanıyarak ve O’nun isim ve sıfatlarıyla bütünleşerek, O’nun kudreti karşısındaki acziyetleri ve sabırlarıyla zenginleşirler. Bu nedenle Allah’ın kudretine yönelik duydukları acziyet, onların gerçek güçleridir. Bu güçleriyle övünç duyarlar ve bu güçleriyle kaygı ve korkularını yenerek hadlerini bilirler. Zaten edep dedikleri erdem de böylesine bir had bilmenin neticesidir. Bu noktada kaygı ve korkuları en aza indiren bu dualar, bize manevî gücün, edebin, had bilmenin ve sevmenin sırlarını yaşatır.
Dünyevî kaygı ve korkularımızı, içimizdeki sıkıntıları en aza indirecek, tedavi edecek hazine, kulun fakrını fark etmesiyle beraber Rabbiyle ünsiyet; yani yakınlık kurmasıdır. Bu yakınlık, tıpkı “Sevgilisinin yanında sevenin rahat ve samimi olması”gibidir. Bu üns sayesinde, dünyevî kaygı ve korkularımız esnasında sevgilimiz olan Rabbimizi yanımızda hissederiz ve gönlümüz bayram eder, ruhumuz rahat ve samimi olur.
Rabbimizi yanımızda hissettiğimiz her ânda kaygı ve korkularımız dağılır. Aksi olduğunda; kalp Rabbiyle yakınlık kuramadığı ân, kendinden sıkılır.İnsan kaygı ve korku üretmeye meyillidir. Ama Rabbimize duyduğumuz bu yakınlık, kaygı ve korkuyu yok eder. Rabbimize içimizi döktüğümüz an rahatlarız. Huzuru yakalarız, nefsin daraltıcı isteklerinden özgürleşiriz. Bu nedenle kaygı ve korkuyu azaltan bu dualar, manevî yakınlığın, ruhun ve samimi bir yüreğin rahatlığının ve kendi ürettiğimiz kaygıların son bulmasının bir anahtarıdır.