Güvensizlik Duygusunu Yenme Duası Bize Ne Anlatır ?

By | 1 Ağustos 2019

Allah’a dayanmak ve güvenmek, içimizdeki güvensizlik probleminin en güzel ilacıdır. Canını dişine takarak gayret eden bir kişi için, “Allah’ım Sana dayanıyorum ve güveniyorum” demek, “Güç ve kuvvet ancak seninledir” (Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh) diye telkinde bulunmak, kişideki güven probleminin en güzel ilacıdır.
Kendini güven içinde hissetmenin en güçlü terapisi olan Allaha güven sırrı, tevekkül anlayışında en zirve noktasını bulur. Bu noktada “O, benim Rabbimdir. Ondan başka ibadet edilecek ilâh yoktur. Ben ancak Ona dayanıp güvendim. Dönüşüm de yalnız O’nadır” duası, tevekküllün kaynağı ve merkezidir. Bu manada tevekkül, Allahu Teâlâ’ya sımsıkı sarılmak ve Ona güvenmektir. Yine tevekkül, Allahu Teâlanın kulun kendisinin vekili olduğuna gönül hoşluğuyla rıza gösterdiği zaman gerçekleşir.Demek ki tevekkül, Allaha güven ve itimat duygusunu kendi yetenek, kapasite ve üstünlüklerine güvenerek yönlendirebilen bir kişi için başarının, manevî terapi ve sağlığın ön şartıdır.
Çalışıp, mücadele ve gayret ettikten sonra Rabbine güvenen bir kişinin iki büyük avantajı vardır. Bu avantajlar şunlardır: Allaha güvenmek, gelecek kaygımızı yenmemizde bize yardımcı olur. Yine Allaha dayanma ve güvenme hâzinesi, geçmişteki başarılarımızı bugüne taşıyarak, Rabbimizin kudret ve ikramlarını hatırlayarak yeni başarıların geleceğine inanmamızı sağlar.
Kalbimize ve beynimize bulunduğumuz telkin önemlidir:
“Geçmişte biz gayret ettik, Rabbimiz de ikram etti. Geçmişte bu güzel başarı ve ikramları bizim gayretlerimiz vesilesiyle ikram eden Allah, daha güzellerini bize ikram edecektir.”
Bu tarz düşünceler, bizi çalışmaya ve üretmeye yönlendirecektir. Sonuç itibarıyla yine bu tarz telkinler, Rabbimizin ikramlarını gören ve takdir eden bir kalple kendi yetenek, zekâ, çaba ve çalışmalarımızda gayretli olmamıza, onları asla yabana atmamamıza, vesveselere kulak asmamamıza neden olur. Rabbimiz Duhâ sûresinde, “Rabbin seni yetim bulup da barındırmadı mı? Seni yolunu kaybetmiş olarak bulup da doğru yola iletmedi mi? Seni ihtiyaç içinde bulup da zengin etmedi mi? Öyleyse sakın yetimi ezme, sakın isteyeni azarlama. Rabbinin nimetlerini anlat” diyerek Efendimize, geçmiş durumuyla, gelecek durumunu kıyas ederek Rabbinin kendisi üzerindeki nimetlerini hatırlayıp, anlatmasını emrediyor.
Rabbimizin üzerimizdeki nimetlerini hatırlamak; yeni nimetlerin gelişini izleme müjdesidir. Bu müjde; Rabbimize güvenirken, kendi yetenek, zekâ, çaba ve çalışmalarımıza değer vermemizi; böylece kendimizi güven içinde hissederek, huzurla hareket etmemizi sağlayacaktır.
Yeteneklerimizin gelişiminde iki önemli hâzinemiz vardır: tevekkül ve teslimiyet. İnsan bir iş ve çabada her türlü tedbir ve sebebe sarılır. Son noktaya kadar gayret ve mücadele eder. Tabii ki sonuçta, başarı ve ulaşılmak istenen amaçlar, kişiye gelir. Bu noktada biz, tevekkül ile Allah’a güvenir, Ona itimat eder ve Ona sarılırız. Ancak hakiki tevekkül ile Allah’a teslim oluruz. Böylece teslimiyet ve tevekkülle ne arzu, istek ve heveslerimizi ilâhlaştırırız, ne de sarıldığımız tedbir, sebep ve kazandığımız başarıyı ilâhlaştırıp kibir ve gurura kapılırız. Başarıyı ilâhlaştırmak ve başarıyı da kendinden bilip kendini de ilâhlaştırmak yerine, çok büyük bir nimet ve başarıyla karşılaştığımızda “Rabbimizi hamd ile teşbih edip, Ondan bağışlanma dilememiz” emredilmiştir.
Rabbimizi övgü ve minnet, şükür ve takdir içerisinde teşbih etmek, nimetin gerçek sahibi olan Rabbimize güven ve sevgimizi arttırır. Böylece kişinin içinde hissettiği güvensizlik hissi de bir kez daha ilacına kavuşur.
Allah’tan bağışlanma dilememiz ise, istiğfarla içimizdeki başarı hırsına, başarıyı ve hedeflerimizi ilâhlaştırmamıza engel olur. Allah’a güven duyma ve istiğfar ile hem aşağılık kompleksine, hem de içimizdeki başarı hırsının tahripkâr etkilerine engel olmuş oluruz.
İçimizdeki başarı hırsının tahripkâr etkilerine engel olduktan sonra, “O, benim Rabbimdir. Ondan başka ibadet edilecek ilâh yoktur. Ben ancak O’na dayanıp güvendim. Dönüşüm de yalnız O’nadır” duası ve “Yalnız Sana ibadet ederiz ve yalnız
Senden yardım dileriz” niyazı ile de kişi; Allaha, insanlara; özellikle de kendi benliğine, yeteneklerine, kapasitesine ve varoluşuna karşı güven ve sevgi duyularının gelişmesine katkıda bulunacaktır. Yani bu niyazlarla, Allah’ın kendisine duyduğu övgü, takdir, saygı ve sevgiyi idrak eden birey, kendi benliğine, yeteneklerine, kapasitesine, eşsiz varoluşuna karşı da güven duymayı öğrenecek; bu durum bireyin güven bilincini yükseltecektir.
Güveni yüksek bireyler, yeteneklerinin birer tecelli olduğunu kabul edip, kendilerini muhteşem bir şekilde yaratan Yaratıcılarının huzurunda görerek, benliklerine saygı duyarlar. Kendi yeteneklerinin ve üstünlüklerinin sahibinin ve ikram edicisinin Allah olduğunu hissederek, Ona şükran duyarlar. Böylece o yeteneklerin sahibi ve ikram edicisi olan Allahu Teâlâ’ya güven duyarak güven duygularını geliştirirler. Bu da gerek kendilerini tanımalarında, gerekse hedef belirlemelerinde daha başarılı olmalarını sağlar. Böylesi kişiler aynı zamanda hem kendileri, hem de diğer insanlar hakkında olumlu düşünceler beslerler.
Öyleyse biz de diyoruz ki; “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir, O ne güzel dosttur, O ne güzel yardımcıdır.”