Allah’a Dua Etmek İnsanı Rahatlatır

By | 1 Ağustos 2019

Ruh sağlığımızı korumak için duanın manevî enerjisinden yararlanmamız gerekir. Çünkü insanda akıl ve duygusal istekler arasında bir çatışma meydana gelebilir. Bu çatışma, ilk yaratılışla başlamıştır ve insanın kaderidir. İşte bu düşünceden hareketle tasavvuf, gaye olarak benimsediği en yüksek mutluluğa; yani Allah’ı bilme ve tanımanın sırrına ulaşmak için güçlü bir irade eğitimini öngörür. Bu bağlamda dua; manevî enerjisiyle, güçlü bir irade eğitimine kişiyi motive eder. Böylesine güçlü bir motivasyon, kişide Allah’ın İlâhî isim ve sıfatlarındaki tecellilerini idrak etme ile sonuçlanabilir. İlâhî isim ve sıfatlardaki manevî yansımaları fark edebilme hem ahlakî gelişimin, hem de manevî tedavinin ön koşuludur.
Allah’ı yüceltme ve Ondan bağışlanma dileme; suçluluk ve günahkârlık duygusuna karşı alınmış en güçlü manevî ve psikolojik önlemdir. İnsan; tevbe talebi, bağışlanma arzusu ve yakınlık duygusu ile suçluluk ve günahkârlık duygusuna karşı en güçlü darbeyi vurur. Namaz esnasında, “Rabbimiz herkesin hesaba çekileceği günde beni, anne-babamı ve bütün inananları bağışla” duası ve Hz. Peygamberin “Allah’ım beni bağışla, bana merhamet et, bana afiyet ver, bana hidayet ver ve beni rızıklandır” niyazı ile, insan nevrotik suçluluk duygusunun üstesinden gelebilir.
Kişi, bu dualarla hatalarını itiraf etmiş ve Rabbinden bağışlanma dilemiş; buna mukabil Rabbi tarafından tekrar bağışlanacağına ümit etmiştir. Bu süreç sonunda günahkârlık duygusu ile beraber nevrotik kişilik bozukluğu da tedavi ve terapi edilebilir. Bu manada nevrotik suçluluk; kaygıya; öz saygının kaybedilmesine ve çatışmalara yol açan gerçek veya hayalî bir ihlalden kaynaklanan bir suçluluk duygusudur. Böylece kişi, Allah’tan bağışlanma dileme vasıtasıyla kaygılarını en aza indirebilir; Allah’a ve kendisine olan saygısını yükseltebilir; suçluluk duygusundan kaynaklanan günahkârlık duygusuna mâni olabilir.
İnsan sorumluluklarının bilincinde Allah’ın ve kullarının hakkına riayetkâr yaşarken, aynı zamanda Ondan bağışlanma dileyerek günahkârlık duygusunun kıskacına yakalanmadan suçluluk duygusunun yıkıcı etkilerinden kurtulabilir. Kendini suçlu hisseden ve günahkârlık duygusu içerisinde kendini kıskaca alan insanlarda; onaylanma ihtiyacı, sıkıntı, acı, endişe ve bazen sebebi belirsiz bir şekilde kendini tedirgin ve suçlu hissetme hali ağır basar. Bu insanlar başkaları tarafından onaylanma, benimsenme ve destek görme ihtiyacı ile hareket ederler. Yine böyle insanlarda hastalıklı bir yalnız kalma korkusu veya kendinden korkma hastalığı ortaya çıkar.100 Bu hastalık aslında en uç noktada kendinden nefret, kendini anti-patik görmek, kendinden kaçmak ve kendine öfkelenmek süreçlerini kapsar.Halbuki insan, bağışlanma dualarıyla suçluluk ve günahkârlık duygusunun kıskacından kurtulurken, hatalarına rağmen Allah tarafından onaylanma, benimsenme ve yüceltilme ihtiyacını da karşılar.
Allah’tan af dileyen, bağışlandığını hisseden ve ruhen Rabbine layık olduğunun farkına varan bir insan; hatalarından dolayı kendinden kaçan, kendine nefret ve öfke duyan bir halden kurtulabilir. Öfke ve nefretini kendisine yansıtan insan; kendi özüyle karşılaşır ve barışır. Artık içinde yalnızlık duygusunun yakıcılığını hissetmeden Rabbiyle beraber olarak ezelî yalnızlığından kurtulur.