Heyecanı Yenme Duası Bize Ne Anlatıyor?

By | 1 Ağustos 2019

Bu dua, önemli bir işe başlarken veya sınava girerken salât u selam okumanın üstünlüğü ve faziletini bize göstermektedir. Peygamber Efendimize salât u selam okumak, onun için dua etmektir. Onun şahsında bütün peygamberlere, peygamber ailelerine ve dostlarına da dua edildiğinde, onların bereket, feyiz ve duaları bizim üzerimize olmaktadır. Önemli bir iş, sınav ve durum öncesi Peygamberimiz, bütün peygamberler ve peygamber aileleri için dua etmemiz; işimizin veya sınavımızın rast gitmesine vesile olacaktır. Peygamber Efendimize salât u selam getirirken şöyle dua ediyoruz:
“Yâ Rabbi! Hz. İbrahim ve Hz. Muhammed’in şahsında bütün peygamberleri, Hz. İbrahim ve Hz. Muhammed’i, onların ailelerini, yakınlarını ve ümmetlerini eksik ve kusurlardan temizle, onlara rahmet et; meleklerin dua ve istiğfarlarını onlara bol et, sonsuz nimetlerini onlara ihsan et!”
Yine bu dua, önemli bir işe veya sınava girerken tevbe edip günahlarımızın bağışlanması için niyaz ettikten sonra, Rabbimizden lütuf, ikram ve rahmet kapılarını dilemenin önemini hissettirir. Allah dostları, Allah’tan sadece tevbeyi değil; tevbe etme arzusunu ve şevkini dilemişlerdir. Tevbe, Allah hariç her şeyden dönmek ve yüz çevirmektir. Bu manada günahtan tevbe eden tevbekâr ile, gafletten tevbe eden tevbekâr arasında ne kadar büyük fark vardır, denilmiştir.
Sufılerin bazısına göre tevbe, günahı unutmaktır. Diğer bir kısmına göre de günahı unutmamaktır. Tevbe tevbeden, tevbe etmektir. Rabiatü’l-Adeviyye ‘“Allah’tan af dilerim’ sözündeki samimiyetimin azlığından istiğfar ederim, Allah’tan af dilerim” demiştir. Tevbe, Allah’tan başkasını zikretmekten tevbe etmektir. Arif, Allah’tan başkası aklına geldiği için tevbe eder. Bu manada tevbe içimizdeki büyüklenme duygusuna hâkim olarak hatalarımızın farkına varmayı ve heyecanlarımızı dengede tutmayı sağlayabilir. Çünkü tevbe etmeyi unutan insan, haddini aşan ve heyecanlarına yenilen insandır.
İnsan tevbe atma binerse, muhakkak Allah’ın bağışlayıcılık kapısından içeri girer. Bu manada Rabiatü’l-Adeviyye tevbe edip ağlayan bir kadına, “Rabbim seni affetmeyecek olsa, kapısında bu kadar tevbe ettirir mi?” demiştir. Allah’ın kuluna tevbe ettirmesi, kulunun gönlünde tevbe etmek isteği ve şevki uyandırmasıdır.
Sufîlerin “Tevbe günahı unutmandır veya günahını unutmamandır” sözü hakkında ise şunları söyleyebiliriz: İnsanın günahını unutması, günaha tekrar dönmeyi unutmasıdır. Günahını unutmaması ise hatasının acısını gönlünden çıkarmayıp hep tevbeye yönelmesidir. Bu nedenle günahı unutmak da, unutmamak da tevbedir. Tevbe ise, duyguları ve heyecanı dengede tutmanın terapisidir.
Bir iş veya sınava girerken de, Rabbimizin bize çok büyük nimetler ikram ettiğini gördüğümüzde de Allah’tan hatalarımız için bağışlanma dilememiz emredilmiştir. Çünkü tevbe ve istiğfar, “Ben başardım…” cümlesiyle başlayan insanın içindeki başarı hırsına ve her şeyi sahiplenme meyline engel olur, insanın bütün başarı ve zaferleri kendinden bilerek Allah’ı devreden çıkarma durumunu ortadan kaldırır. Lütuf ve rahmet kapılarının açılmasıyla İlâhî lütuf ve ikramlar beklenmelidir. Böylece iş ve sınav kısmeti, bir müjde olarak gözlenmelidir.
Tevbe ve istiğfarın, heyecanı dengelemek için bir ilaç olduğunu ifade ettikten sonra, şunu da belirtmeliyiz ki, heyecanı dizginlemek için odaklanmak âdeta zorunludur. Heyecanı kontrol altına alarak odaklanmayı sağlamak için, etkin ve düşünsel dikkat türlerine özellikle ihtiyacın olduğunu söylemeliyiz. Hayırlı bir işe başlarken heyecanımızı “Beni affet ve rahmet kapıları aç” duası ile dizginleyebiliriz. Bu dua, etkin ve zihinsel dikkatin manevî bir ön koşuludur. Bu bağlamda etkin dikkat, kişinin iradesinin yoğun bir şekilde etkin olduğu, ciddi bir çaba ürünü olan dikkat türüdür. Bu dikkat türü, algıda seçiciliği mecbur kılar. Pek çok uyaran içerisinde heyecanı kontrol altına almak sebebiyle dikkati toplamak gerekmektedir.
Heyecanı kontrol altına almak için kişiye gerekli olan en önemli dikkat türü, odaklanmış dikkattir. Yani işitsel, görsel ve dokunsal uyaranların tamamına özel olarak yanıt veren en üst düzeyde tecrübe edilen duyusal ve duygusal dikkattir. Demek ki heyecanı kontrol altına almak için kişi hem duyusal ve duygusal, hem de zihinsel ve etkin bir dikkate ihtiyaç duyar. Böylesine güçlü bir dikkat odaklanması, kişinin heyecanını kontrol altında tutarak, onu yaptığı işe hem zihinsel, hem de duygusal ve ruhsal anlamda bağlar. Böylece kişi, girdiği ve sonuçlandırdığı her işte; gerek manevî, gerekse maddî başarı kazanmış olur.