Medine demek Mescid-i Nebevi ve Ravza-yı Mutahhara demektir. İnsanların hayatları hep bu mübarek mescit etrafında geçiyor. İnsanlar mescide her uğradıklarında Rasulullah’ın (sas) huzuruna gidiyor ve selam veriyorlar. Cennet bahçesinde boş bir yer bulanlar, bir köşesine çöküyor ve vakitlerini değerlendirmeye çalışıyorlar. Bizler de Mescid-i Nebeviye sıklıkla gidiyoruz ama bu arada çevremizdeki birtakım tarih! güzellikleri de incelemeden yapamıyoruz. Bakarken doyamadığımız şeylerden birisi de mescidin kıble duvarını saran ve Sultan Abdülmecid Han’ın emriyle yapılan duvar tezyinatları.
Peygamber sevgisiyle dolu bir kalbe sahip olan Abdülmecid Han, İstanbul’da bir hat yarışması düzenler. Medine’de yeniden inşa etmiş gibi tamir ettirdiği Peygamber mescidini en güzel hat yazılarıyla donatmak ister. Yarışmayı Abdullah Zühdi kazanır. İstanbul’dan Medine’ye gelen Abdullah Zühdi çalışmalarına başlar ve kısa sürede mescidin tavanını kaplayan kubbelerin tamamını ve kıble duvarını o muhteşem hatlarla süsler. Ayrıca bu Osmanlı kubbelerinin her bir tarafına binlerce gül çizilir. Çünkü Peygamber Efendimiz’in(sas)güldür. 0’nun(sas) mescidini süsleyecek en güzel şey de gül olmalıdır. Yine aynı kubbelerin içi, bugün kapatılmış olan, Peygamber Efendimiz’in(sas) şefaatini talep eden şiirlerle donatılır.O dönemden kalma duvar süsleri ve uzun ayet kuşaklan arasında kırmızı bir şerit halinde yazılmış birtakım isimler görüyoruz.Eskilerde şöyle bir âdet varmış, insanlar bu mübarek mescidi ziyaret ettiklerinde vukûfiyetleri varsa bir şeyler karalar ve mescidin duvarlarına asarlarmış. Evliya Çelebi Seyahatname’sinde bu konudan şöyle bahseder: “Ben hakirin dahi kendi elinden çıkma bir mescidin duvarında asılı durmaktadır.”Sultan Abdülmecid Han dönemine ait bu inşaat aşaması, Topkapı Sarayı Hırka-yı Saadet Dairesi’nde bulunan bir maketi akla getiriyor.Sultan Abdülmecid Han, Mescid-i Nebevî’yi mükemmel bir şekilde tamir ettirmiştir ama diğer Osmanlı padişahları gibi ona da buralara gelmek nasip olmamıştır.Bununla beraber yaptırdığı mescidi görmek için de yanıp tutuşmaktadır.O dönemde fotoğraf makinesi yoktur ki bir fotoğrafı çekilsin ve kendisine gösterilsin. Bunun üzerine Medine’de bir Mescid-i Nebevi maketi hazırlanır ve padişaha sunulur. Sultan Abdülmecid de bu maketi öpe koklaya saklar ve oralara bir nebze yakın olmaya çalışır. Bu maket öyle enteresandır ki Efendimiz’in türbesinin kubbesi altından binası çıkarıldığında Efendimiz’in sandukası görülebilmektedir.Duvarlardaki yazı kuşaklarını okurken, “Süleyman Mihrabı” denilen Hanefi Mihrabı’nın yanma kadar geldik. Burada Hanefi mezhebinden olanlar namazlarını cemaatle kılarmış. Kanun! Sultan Süleyman tarafından restore ettirildiği için bugün “Süleyman Mihrabı” diye adlandırılıyor. Bu mihrabın sol tarafındaki mihrap ise Efendimiz’in(sas) mihrabıdır. Tarih boyunca birçok kez restore edilmiş ve günümüze son derece müzeyyen bir şekilde ulaşmış durumda. Bu mihrabı en son restore ettirenlerden biri de Kanun! Sultan Süleyman’dır. Hatta bu restorasyonda Kanunî, Efendimiz’in(sasl mihrabının içini biraz doldurtmuştur. Çünkü normalde burada namaz kılan kişi, Efendimiz’in(sas) namaz kıldırdığı yere basmakta ve alnını da aynı yere koymaktadır. Fakat bu değişiklikten sonra namaz kılan kişinin alm, Efendimiz’in(sas) ayağını koyduğu yere gelecektir.
Bu konularda ecdadımızın ortaya koyduğu incelikler bizi hayran bırakıyor. Kubbelere, duvarlara baka baka Ashab-ı Suffa’nm olduğu mekâna kadar geliyoruz. Burası Peygamber Efendimiz’in(sas) türbesinin hemen arkasında bulunan bir sekiden ibaret. Zamanında küçük bir hurma gölgeliği olan bu yerde, içlerinde Ebu Hureyre’nin de bulunduğu nice sahabe yetişmiş.
Ashâb-ı Suffa’nın hemen solunda Mescid-i Nebevî’nin iki önemli kapısı bulunuyor: Cebrail ve Nisâ kapılan. Bu gösterişli kapıların her birinin kapı tokmağında Ömer Abdülmecid bin Mahmud yazıyor. “Kim bu Ömer Abdülmecid?” diye düşünüp, tamamen gümüşle kaplanan kapının üzerindeki yazılan okuyunca bir Osmanlı yadigârı ile daha karşı karşıya olduğumu fark ettim. Kapıyı yaptıran kişi Sultan Abdülmecid Han imiş. Padişahın ilk adının Ömer olduğunu oradaki yazıdan öğreniyoruz. Bu kapılar hem çok harika bir şekilde süslenmiş, hem de üzerine çok güzel yazılar yazılmış. Kapının bir kanadında, “Ey kapılar açan Rabbim” yazıyor, diğer kanatta ise, “Bize en hayırlı kapıyı aç” ibaresi yer alıyor.
