Bu soruya en güzel cevabı Bediüzzaman Said Nursî vermektedir:
“Nev-i beşerin hayat-ı dünyeviyesinde (insanların dünya hayatlarında) en cemiyetli merkez ve en esaslı zemberek ve dünyevî saadet için bir cennet, bir melce, bir tahassüngah ise; aile hayatıdır ve herkesin hanesi küçük bir dünyasıdır. Ve o hane ve aile hayatının hayatı ve saadeti ise, samimi ve ciddi ve vefadarane hürmet ve hakiki şefkatli ve fedakârane merhamet ile olabilir. Ve bu hakiki hürmet ve samimi merhamet ise, ebedî bir arkadaşlık ve daimî bir refakat ve sermedi bir beraberlik ve hadsiz bir zamanda ve hudutsuz bir hayatta birbirleriyle pederane, ferzandane, kardeşane, arkadaşane münasebetlerin bulunmak fikriyle, akidesiyle olabilir. Mesela der: ‘Bu haremim ebedî bir âlemde ebedî bir hayatta daimî bir refika-i hayatimdir. Hayat arkadaşım şimdilik ihtiyar ve çirkin olmuş ise de zararı yok. Çünkü ebedî bir güzelliği var, gelecek ve daimî bir arkadaşlığın hatırı için her bir fedakârlığı ve merhameti yaparım’ diyerek o ihtiyar karısına güzel bir huri gibi muhabbetle mukabele edebilir. Yoksa kısacık bir iki saat sûri bir refakatten sonra ebedî bir firak ve müfarakate (ayrılığa) uğrayan arkadaşlık, elbette gayet sûri ve muvakkat ve esassız hayvan gibi bir rikkat-i cinsiye manasında ve mecazî merhamet ve sunî bir hürmet verebilir. Ve hayvanatta olduğu gibi, başka menfaatler ve sair galip hisler o hürmet ve muhabbeti mağlup edip o dünya cennetini cehenneme çevirir.
Sevgilerini ebedî arkadaşlık esası üzerine devam ettirenler, birbirlerinin haklarını gözeteceklerdir. Ebedî arkadaşlığın hatırı için her fedakârlığa katlanacaklardır. Dünyevî zevk ve lezzet peşinde koşmak yerine, fani dakikalarını sonsuzlaştırmaya çalışacaklardır. O zaman da aile, cennetten bir köşe olacaktır.
Ne zaman geçici sevgi yerini sonsuz sevgiye bırakırsa, o zaman ailede huzur ve saadet elde edilir. Çünkü birbirlerini Cenab-ı Hakkın lâtif bir hediyesi olarak kabul eden ve Onun namıyla, ismiyle seven karı-koca, evliliklerini, ebedî bir arkadaşlık üzerine bina ederler.
Evlilikler ancak ebedî arkadaşlık üzerine kurulursa sağlam olur. Ebedî hayatta da bir ve beraber olmak düşüncesiyle hareket edenler sevgilerini sadece dünya güzelliklerine bağlı bırakmazlar.
Bediüzzaman Said Nursî’nin şu tespiti, bu konuya farklı bir yorum getirmektedir:
“Refika-i hayatını (hayat arkadaşını) Rahmet-i İlahîyenin munis, lâtif bir hediyesi cihetiyle sev ve muhabbet et. Fakat bozulan hüsn-ü suretine (dış güzelliğine) muhabbetini bağlama. Belki kadının en cazibedar ve tatlı güzelliği kadınlığa mahsus bir letafet ve nezaket içindeki hüsn-ü siretidir (iç güzelliğidir). Ve en şirin cemali ise, ulvî, ciddi, samimî, nuranî şefkatidir. Şu cemal-i şefkat ve hüsn-ü siret âhir hayata kadar devam eder, ziyadeleşir. Ve o zaife, lâtife mahlûkun hukuk-u hürmeti, o muhabbetle muhafaza edilir. Yoksa hüsn-ü surelin zevaliyle, en muhtaç olduğu bir zamanda, biçare hakkını kaybeder.”
Eşler, birbirlerini sadece dünyada kalacak bir arkadaş olarak sever ve bağlanırlarsa sevgileri geçici olur. Sadece gençlik ve güzellik yönüne bağlı kalır. Beraberlikleri kısacık dünya hayatıyla sınırlanır. Eşler, birbirlerine gerçek bir sevgi ve merhametle bağlanamazlarsa, maddî güzellikler kaybolmaya haşladıkça sevgiler de gittikçe azalmaya yüz tutar. Gençlik yılları geçtikçe batan bir güneş gibi, o yuva da karanlığın ve huzursuzluğun çukuruna yuvarlanır. Geçici ve sınırlı bir hayat için sarf edilen sevgi, nice ailelerin yıkılmasına sebep olmakladır.
