Evlilik, temelini ilahi kaynaktan alan kutsal bir kurumdur. Bu bütünün bir yarısını erkek, bir yarısını da kadın oluşturur. Evlilik yuvasının güzelliği, hazzı, sevinci ve meyvesi de çocuklardır. Aile büyükleri olan dedeler ve nineler ise, aile yuvasının baş öğretmenleri ve bir anlamda da danışmanlarıdır.
Geleneksel Müslüman aile yapısı, belli kurallar üzerine kurulmuştur. Bu kuralları şöyle ifade etmek mümkündür:
1. Aile hayatı, Allah’ın bir emri olarak yürümelidir. Aile, yalnız bu dünyaya ait bir kurum değil, ahirette de daimî bir birliktelik şeklinde ele alınmalıdır.
2. Aile hayatında gönül ve kalp birlikteliği esas olmalı; ahlak ve inanç anlayışına öncelik verilmelidir. Çünkü çocukların ilk eğitim mekânları aile olduğu için, bu kurumun eğitimi ne kadar ahlak eksenli olursa, toplum da dürüst vatandaşlar kazanır.
3. Ailede sevgi ve güven esas alınmalıdır. Ailede sevgi ve güven anlayışı, birçok problemin çözülmesi yoluyla problemlerin asgariye inmesi demektir. Eşler arasındaki sevgi ve güvenin temel nedeni ise, birbirlerini dünya ve ahirette hayat arkadaşı olarak görmelerinde yatmaktadır. Sadece dünyaya ait birliktelik, zayıf ve geçici olur; ama ahirete ait arkadaşlık ise, sağlam ve kalıcı olur.
4. Eşler her ne şartta olursa olsun birbirlerine destek olup, birbirlerini tamamlamalıdırlar. Aile yakınlarında ve hayat mücadelesinde çiftler bir beden, bir kafa ve bir gönül olarak hareket etmelidirler. Çünkü aile yuvası bir kişinin kaldıramayacağı kadar ağır bir sorumluluk ister.
5. Aile geçiminde, birbirlerine destek olmada, hassasiyet göstermelidirler. Eşlerden ikisi de çalışıyorsa, kazançları birlikte planlamak ve birlikte harcamalıdır. Eğer yalnızca birisi çalışıyorsa, diğeri de tutumlu davranışlarıyla harcamaları asgariye indirmelidir. Çünkü ailede düzenli harcama anlayışı gelişmezse, evin ihtiyaçlarına para yetiştirmek mümkün olmayacaktır.
6. İmkânları bir araya getirip, ev almaya çalışılmalı ve kiradan kurtulunmalıdır. Kiracılık, aile huzurunu ve ekonomisini kötü etkileyen faktörlerden birisidir. “Mütevazi olsun, ama kendi evimiz olsun” anlayışı benimsenmelidir. Çünkü aile kavgalarının önemli bir kısmı kiracılıktan dolayı çıkar.
7. Ailede, aile büyüklerine ve akrabalarına karşı bir ilgi ve bir saygı oluşturulmalıdır. Aile büyükleri ve akrabalarla çok iyi geçinilmek, onların tecrübe ve desteği alınmalıdır. Bilinmelidir ki, aile büyükleri bir ömrün tecrübesi ve bilgisiyle doludur. Onlar asla kırılıp, incitilmemelidir. Yakın akrabalarla çok iyi geçinilmek, çocukların yanında akrabaların aleyhinde .ısla konuşulmamalıdır. Çocukta dost, akraba ve yakınlık ıl uygusunun gelişmesi için bu şarttır.
8. Eşler, çocuk eğitimi için çok iyi hazırlanmalıdırlar. Çocuk eğitimi el yordamı, yapboz metotlarıyla değil, bilimsel ve tecrübe ihtiva eden bir yaklaşın yapılmalıdır. Bu konuda aile büyüklerinin deneyimleri hiçbir zaman gözardı edilmemelidir.
9. Ailede meşru zevkler ve hazların önü açılmalı, bu konudaki engeller kaldırılmalıdır. Uygun bir çiftin ilişkisinde, cinsel ihtiyaçların ifade edilmesine ve tatminine öncelik verilmelidir. Çözülmemiş gizli problemler varsa, bunlar çoğu zaman cinsel uyumu bozar ve cinsel hayata zarar verir. Araştırmalara göre psikoseksüel sorunların yüzde altmışının evlilikteki sıkıntılardan ve eşlerin kendilerine olan güven eksikliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Cinsel sorunların ortadan kaldırılması, bu sorunların çözülmesine bağlıdır. Çoğu zaman bu sorunların çözümüyle cinsel problemler kendiliğinden ortadan kalkar.
Mutlu ve uyumlu bir evlilikte, her iki eşin de cinsel açıdan memnun ve tatmin olmuş olmaları gerekir.
10. Ailede açık ve şeffaf olunmalıdır. Çiftler birbirlerinden hiçbir şey gizlememelidir. Başka bir ifadeyle, iletişim düzenli yürütülmelidir. Aile fertlerinin fikir ve duygu alışverişinde bulunmaları, birbirlerini anlamaları ve problemlerini, üzüntü ve sevinçlerini birbirleriyle paylaşmaları büyük önem taşır. Suskunluk, saldırganlık, yönlendirme, içine kapanma, ihtiyaçlarını ifade edememe gibi davranışların hepsi eşlerin ve ilişkilerin mutluluğunu etkiler. Aile fertlerinin ihtiyaçlarının giderilmesi için, direkt ve açık bir iletişim şarttır.
11. Ailede moral değerlerin yaşamasına özen gösterilmelidir. Çocukların hayata manevî boyut katmaları çok önemlidir. Bu yüzden birlikte yapılan ibadetler, dualar; bayram ve kandillerin kutlanması, ihmal edilmemesi gereken fırsatlardır. Gerçekten ailenin her ferdinin aynı manevî duygu ve düşünceleri paylaşması, dinî önemi haiz günlerde evde, bir coşkunluk ve neşenin olması ailenin birliğini ve bağlılığını arttırır.
12. Aile üyeleri zaman zaman geziye, pikniğe çıkmalı, konferans ve sinema gibi sosyal ve sanatsal etkinliklere katılmalıdır. Eşler, sosyal hayatı ne kadar çok paylaşırlarsa, aralarındaki yakınlık, arkadaşlık ve dostluğun derecesi de o kadar yüksek olur. Bir çift birlikte birçok şey yapabilir. Toplantı ve konferanslara katılabilir, alışverişe gidebilir, yürüyüş yapabilir, nişan ve düğünlere iştirak edebilirler. Dışarıda yemek yiyebilir, film ve gösterilere gidebilirler. Festivallere katılabilir, şenlikleri seyredebilirler. Sürekli eve kapanan ailelerin buna ihtiyacı vardır. Özellikle çocuklar için ailece yapılan dış faaliyetler önem taşır. Çocuklar genellikle anne ve babalarıyla birlikte yaptıkları tatiller, birlikte gidilen maçlar, filmler, müzeler ve birlikte seyredilen okul oyunlarıyla övünürler.
13. Aile hayatında eşler, birbirlerine güvenmeli ve birbirlerini rahat bırakmalıdırlar. Çiftler kendi alanlarında ve kendi hayatlarında rahat hareket etmelidirler. Birbirlerini gölge gibi takip etmek, bazı sıkıntılara ve tartışmalara sebep olur. Çiftler, sorumluluklarını ve görevlerini unutmamak kaydıyla, belli ölçüde bağımsız olmalıdır. Böyle olmazsa yeteneklerini sergileyip, yükselme şansı elde edemezler.
14. Aile fertleri, ev işlerinde de sorumluluk almalıdır. Ev işlerinde ebeveynlerin birbirlerine destek olmaları ne kadar gerekliyse, çocuklara da belli bir sorumluluk vermek o kadar gereklidir.
Çocuklara evle ilgili sorumluluklar ne kadar erken verilirse, sorumluluk duygusu o kadar erken gelişir. Çocuklara masasını düzeltme, yatağını toplama masada yiyip-içme, ekmek aldırma gibi görevler verilerek, sorumluluğa alıştırmalı, yaşları ilerledikçe bu sorumluluk arttırılmalıdır. Aile hayatında ne kadar düzenli kurallar oluşturulup uygulanırsa, ailede o ölçüde düzenli bir hayat ve uyum oluşur.
