Hz. Muhammed (sav) ‘in Bilgiye Verdiği Önem

By | 1 Ağustos 2019

Peygamber Efendimiz, beraberinde bir terbiye ve ahlak mesajı ile gelmişti. Bu ahlak ve terbiye mesajı, insan yaratılışıyla denk düşen bir mesajdı. İnsanı yaratandan gelen bir mesajdı. Bunun için “Ben, güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurmuştu.
Peygamber Efendimizin: “Allah, Ben’i bir muallim (öğretmen) olarak gönderdi.” buyurması da oldukça dikkat çekicidir.
O (sav), yeni bir toplum meydana getireceğinden, insan hayatını ilgilendiren her konuda öğretmenlik yapıyor, eğitiyor ve yaşatıyordu. Bir insana Allah’ın varlık ve birliği gibi yüce bir inancı da anlatıyordu; suyu nasıl içeceğini, nasıl yatıp kalkacağını da gösteriyordu.
Öğretmek, bilgilendirmek için ilme, bilgiye ihtiyaç vardı. Okur yazar değildi, ama O’na her bilgi Allah’tan geliyordu. İnsanlara hem bunları ulaştırıyordu, hem de onları ilme, bilgiye yönlendiriyordu. O’na gelen ilk emir “Oku” idi zira. Bir başka ayette ise, “Kalem’e ve (kalem tutanların) yazdıklarına and olsun ki!” denilerek kaleme yemin ediliyordu. O da “Allah’ın ilk yarattığı şey, kalem olmuştu” buyurur.
Cenab-ı Hak, O’na verdiği dersle: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” derken O da bu doğrultuda bilgiyi ve bilgilendirmeyi son derece önemseyerek, inanan insanlara “Erkek, kadın her Müslüman üzerine ilim tahsil etmek bir vazifedir” diyordu.
Peygamber Efendimiz, çok farklı bir anlayışla eğitim ve öğretime de manevi bir boyut getirmişti. Biz, bir meslek sahibi olsun diye çocuklarımızı okutuyoruz. Bütün dünyada bu böyledir. Ama O (sav), ilim ve yararlı bilgi elde etmenin insanın maneviyatına ve ahiret hayatına da katkısı olacağı anlayışını ortaya koymuştur. “İlim peşinde koşan kimsenin yolu üzerinde meleklerin kanat gereceğini” söylemişlerdir. Öldükten sonra amelleri (amel defterleri) kapanmayanlar arasında bir de insanlara faydalı bir ilmi, bilgiyi geride bırakanı sayar. “Göklerdekiler, yeryüzündekiler ve sudaki balıklar bile ilim (yararlı bilgi) tahsil edenin günahının affı için yalvarırlar. ” Buyurur. “Peygamberler, ne dinarı, ne de dirhemi miras bırakmışlardır. Onların mirası ilimdir.” Ve “Şüphesiz alimler, peygamberlerin mirasçılarıdırlar” sözleri ilme manevi sevap boyutunu da kazandırdığını gösteren sözlerinden sadece bir kaçıdır.
Bu nedenle döneminden başlayarak ilim, Müslüman toplumlar arasında süratle yayılmıştır. Din ve fen ilimlerinde yüzlerce, binlerce alim, insanlık tarlasında birer çiçek gibi açıvermişler ve insanlığa ilim, irfan dersi vermişlerdir.
Bedir savaşında esir alınan düşman askerleri içinde okuma yazma bilenlerden, kurtulmaları için tespit edilen parayı almayıp her birini Medineli Müslümanların 10’ar çocuğuna okuma yazma öğretmelerini şart koşması da okuma ve yazmaya, bilgiye verdiği önemi gösteren önemli bir olaydır. Bu olay aynı zamanda bilgiyi almada öğretmenin din farkına bakılmayacağını da ortaya koyan önemli bir kanıt olarak kabul edilmiştir, “ilim, müminin yitik malıdır; nerede bulursa onu alır” sözleri de bunu açık olarak destekler.
Bu anlayışı Müslümanların akıl ve ruhlarına yayıp sindirdiği içindir ki, ebedi aleme göç ettiğinde, büluğ çağına ermiş insanlardan, en yaşlısına kadar okuma yazma bilmeyen hemen hemen hiç kimse kalmamıştı. Günümüzde bunca geniş imkanlarla verilen çabalara rağmen ülkemizde hâlâ okuma yazma bilmeyenlerin nüfusumuza oranının %15’lerde (10 milyon) olmasını düşünürsek Peygamber Efendimizin bu konudaki başarısını çok daha iyi anlarız.
Peygamber Efendimizin yegane gayesi, insanları dünya ve ahiretleri için eğitmekti. Bir taraftan nasıl yiyip içmeleri gerektiğini anlatacak kadar dünyaları ile ilgili ayrıntı sayılabilecek konuları anlatıyordu; diğer taraftan ebedi hayatta ebedi saadete kavuşmaları için yol gösteriyor, görevlerini hatırlatıyor ve hatırlatmakla da kalmayıp bizzat yaşayarak örnek oluyordu.