İnsanı seviyordu ve onları uğraması muhtemel maddi manevi zararlardan korumaya çalışıyordu. O (sav), insanları bir ateş çukurunun kenarından kurtarmıştı görevinden gelen sevgiyle. Bu nedenle kimseyi kaybetmek istemiyordu. Tebük Seferine çıkmıştı. Her nasılsa birkaç Müslüman değişik nedenlerle orduya katılamamışlardı. Halbuki O (sav),
bu seferi çok önemsemişti ve herkesin katılmasını istemişti.
Geride kalanlardan bir de Ebu Hayseme idi. Samimi bir Müslüman’dı. Geride kalmasının önemli bir nedeni yoktu; cihadı hâşâ hafif görmek gibi bir niyeti de. Belki biraz can ağırlığı, bir de hurma toplama zamanı oluşuydu, onu geride bırakan…
Ordu Medine’den ayrılıp gözden kaybolunca, geri kalışı Ebu Hayseme’nin vicdanında müthiş bir sıkıntı meydana getirmeye başlamıştı. Akşamüstü evine geldiğinde eşinin çardağı süpürmüş, temizlemiş ve soğuk şerbetleri hazırlamış olduğunu gördü. Beyninde şimşekler çaktı, yüreğinde sızılar başladı. Çardağın kapısı önünde dikildi ve eşi tarafından kendisi için hazırlanan yiyecek ve içeceklere baktı. Sonra yüreğinde bir acı feryadın koptuğunu duyar gibi oldu: “Allah Resûlü, can yakan bu sıcakta, bu çöl deryasında silahını boynuna takıp düşmanla savaşmaya gitti. Sen ise serin gölgede, iki güzel kadın arasında yemekler yiyip, şerbetler içeceksin; bu sana yakışır mı Ebû Hayseme? Allah, yarın bunun hesabını senden sormaz mı?”
Sonra da hanımlarına döndü:
– Vallahi, gidip Allah Resûlü’ne kavuşmadıkça çardağınıza ayak basmayacağım. Derhal yol azığımı hazırlayın, gidiyorum, dedi.
Yola koyulmuş, tozu dumana katarak ordunun konakladığı yere yaklaşmıştı. O, cihadın sevabından mahrum kalmamak için sıcak kumlarda koşuyordu. Peygamber Efendimiz ise, onun cihada katılmamak gibi bir vebalin altına girmesini istemiyordu. Çünkü onu seviyordu. Toz bulutuna bakarak:
– Keşke bu gelen Ebu Hayseme olsa, buyurdu.
Evet, gelen Ebu Hayseme idi.
Ebu Hayseme huzuruna koştu; selam verip önünde diz çöktü.
– Ey Allah’ın Resûlü! Neredeyse helak oluyordum, dedi.
Yüzüne baktı gülümseyerek:
– Ebu Hayseme! (Evet) Helâke yaklaşmıştın!65 buyurdu.
Sonra da tebrik ederek gelişinden memnun olduğunu belirtti.
Sevmek buydu, sahip çıkmak buydu… İnsanların ebedi saadetlerini düşünmek buydu.
