O (sav), her olaydan ders çıkarıp insanları bilgilendiren ve ibret almalarını sağlayandı. İnsanların hiç beklemedikleri bir anda, bir olaydan söz ederek sonunda onlara öğütte bulunurdu.
Ashabıyla oturuyorlardı. Yanma bir adam geldi. Elinde sarılı bir şey vardı.
– Ey Allah’ın Resûlü! dedi. Seni gördüm de yanma geleyim dedim. Gelirken bir ağaçlıktan geçiyordum. Yavru kuşların sesini duydum. Varıp onları aldım ve elbisemin içine koydum. Derken anneleri gelip başımın üzerinde uçup dönmeye başladı. Ben de yavrularını annelerine gösterdim. Kuş gelip (yavrularının) üzerine konmaz mı! Ben de elbisemi tekrar üzerlerine kapayıverdim. İşte onlar, şimdi yanımdalar.
Peygamber Efendimiz:
– Hemen onları salıver! dedi adama.
Adam da anında salıverdi. Ancak yavrular uçamadığı için, anneleri de onları terk etmedi.
Olay burada herkese göre bitmişti. Ama Peygamber Efendimiz için bitmiş değildi. O (sav), bu olaydan bir ders çıkarmıştı ve onu ashabına söylemeliydi. Önce:
– Siz, şu yavruların annesindeki şefkate şaşıyor musunuz, diye sordu.
– Evet, ey Allah’ın Resûlü! cevabını alınca da dersini verdi:
– Beni hak ile gönderen Allah’a yemin olsun! Allah’ın kullarına karşı rahmeti (şefkat ve merhameti), anne kuşun yavrularına karşı taşıdığı bu şefkatten fazladır.
Sonra da adama:
– Onları tekrar aldığın yere götür koy! Anneleri de beraber olsun, diye emretti.
Adam, emrini yerine getirdi.
Efendimiz bu olayla, hem, zavallı yavruları ve şefkatinden yavruları için canım vermeyi göze alan annelerini kurtarmıştı, hem de ashabına bununla önemli bir ders vermişti.
Bu, O’nun (sav), öğretmen ve eğitmenlik yönünün de ne denli güçlü olduğunun bir örneğidir aynı zamanda. Anında olaylardan ders çıkarıp insanların akıl, ruh, kalp ve duygularına, anlayacakları bir üslupla hitap etme yeteneği. Buna “Fetanet” denir ve sadece Peygamberlere özeldir. Peygamberler arasında da Sevgili Efendimiz bu kabiliyete Cenab-ı Hak tarafından en çok mazhar edilendir.
En güzel sözler O’nun mübarek dillerinden dökülürdü, en girift problemler, O’nun vahiy desteğinde olan aklıyla, kavrayışıyla kolayca çözülürdü.
Kendilerine arz edilip de çözülmeyen hiçbir konu yoktu bu nedenle. Herkesin akıl derecesine, anlayış gücüne ve ruh hallerine göre konuşur, daha ilk kelimesinde kimin ne istediğini bilip anlar ve ona göre cevap verirdi. Ya da sorduğu şeyin sorana faydası yoksa, sorusuyla bağlantılı, ona faydası dokunacak şeyler söylerdi.
Mesela, bir gün adamın biri gelip kıyametin ne zaman kopacağım sormuştu. Efendimize göre, bilse de bilmese de bunun adama faydası yoktu. Adama: “Herhangi bir hazırlığın var mı?” diye sorarak, asıl düşünmesi gereken şeyi hatırlatmıştı.
