Peygamber Efendimizin, Çevre Bilinci

By | 1 Ağustos 2019

Bugün ormanların yok olduğundan, ağaçsızlıktan, yeşil alan azlığından şikayet edip duruyor, erozyondan söz ediyor, bunun bir felaket olduğunu söylüyoruz. Bu felaketin önünü almak için kurulan vakıf ve dernekler harıl harıl çalışıyorlar. Yine de insanların kişisel menfaatleri uğruna ağaçları, yeşil alanları ve ormanları yok etme çabalarına bir türlü engel olamıyorlar. Bu çalışmaları yapanların kaç tanesi acaba Peygamber Efendimizin ağaca, yeşile verdiği önemi biliyor ve O’nun nasıl bir çevreci olduğunun farkında? O (sav), bu konuda da insanların mana dünyasını harekete geçirir ve kişisel maddi çıkarlarına karşılık manevi mükafat ve ücreti gösterir: “İslam toplumunda bir Müslüman bir ağaç diker de onun ürününden bir insan, ya da bir hayvan yerse, şüphesiz o yenilen şey, ağacı diken kimse için bir sadaka olur.” Bununla insanlara manevi mükafatı göstererek, maddi çıkarlarından uzak durmayı öğütlüyordu. Maddi menfaatten çok manevi sevaba talip olan Müslümanlar da bu sevaba ermek için tavsiyelerine uyarak ağaç dikiyorlardı.
Peygamber Efendimiz çevre bilincini oluştururken, çevrenin Allah’ın bir eseri olduğuna vurgu yapardı hep. Onu korumak, Allah’ın bir ayeti olarak onun değerini muhafaza etmektir. Siz meydana getirdiğiniz, ya da sahip olduğunuz bir eseri muhafaza etmeye çalışmaz mısınız? Örneğin, çok değerli olmasa bile kırılan bir eşyanızdan ötürü az veya çok bir üzüntü duyarsınız değil mi? Dünyamız da Yüce Allah’ın harika bir eseri. Onu kirletmemiz, onu kırıp dökmemiz, bilin ki Sahibi’ni rahatsız eder. Peygamber Efendimizin çevreye olan hassasiyeti bir anlamda da bundandı.
O (sav), bu konuda da hep Allah’ın güzel isimlerini hatırlatıyor ve o isimlerin dünyaya ve hayata yansımalarına gölge düşmemesini istiyordu. “Allah pâk ve zariftir, paklık ve nezafeti (temizliği) sever.” diyordu. Sonra da insanlara, bu isimlerin gereğini yerine getirmelerini öğütlüyordu: “Öyleyse avlularınızı ve boş alanlarınızı temiz tutun, Yahudilere benzemeyin, onlar çöplerini evlerde toplarlar.”
Bir keresinde de:
– Lanete uğramışlardan olmaktan sakının! buyurmuşlardı.
Sahabiler:
– Ey Allah’ın Resûlü! Bunlar da kim, diye sorunca:
– Halkın gelip geçtiği ana yolda, gölgelendikleri (kuytu) yerlerde abdest bozanlardır, demişti.
Evet, kainat hayat için yaratılmış. Kainat da, hayat da Yüce Rabbimizin güzel isimlerinin üzerinde göründüğü harika güzellikteki sanatlarmdandır. Hayat, O’nun “Hayy” isminin eseridir. Hayatın bir an için çekilip alındığını varsayın, kainatın bir anlamı olur mu o zaman?
Kainat ve dünyamız, sürekli işleyen bir fabrika, her an dolup boşalan bir han, bir misafirhane gibi yaratılmış. Böylesine işlek fabrika, han ve misafirhanelerde enkaz da, kir de, bulaşık da, çöp de çok olur. Ama görüyoruz ki insan elinin karışmadığı her taraf pırıl pırıl ve tertemiz. Bir ay temizlemediğimiz, çöpleri ve bulaşıkları atmadığımız zaman evimizin veya odamızın ne hale geleceğini bir düşünelim. Bir de bunca yoğun faaliyete rağmen kainat ve dünyadaki temizlik ve güzelliğe bakalım. Demek, bu fabrikalara bakan ve çalıştıran Yüce Allah, çok iyi bakıyor. Bizim için daima bu fabrikaları görevli memurlarıyla temiz tutuyor.38 O zaman bizim de Yüce Allah’ın hayatta sürdürdüğü bu temizlik kanunu doğrultusunda kendimize ve çevremize özen göstermemiz gerekmez mi? Hem kişisel hayatımızda göstereceğimiz dikkat ve özen, hem de çevremize karşı duyarlı olmamız; aynı zamanda Yüce Allah’ın güzel isimlerine karşı da sevgi ve saygımız olacaktır bir anlamda. Bizi güzel ve temiz yaratmış Allah, dünyamızı da. Öyleyse hem kendimizi, hem de dünyamızı maddi ve manevi kirlerle kirletmemeli, çirkinliklerle yaşanmaz hale getirmemeli, değil miyiz?