1- İnsanoğlunun neslini şerefi ile mütenasip bir biçimde devam ettirmesidir.
Şöyle ki:
Beşer türünün varlığını devam ettirmesi erkeklerle kadınların evlilik sistemi olmaksızın birleşme yolu ile de mümkündür. Nitekim hayvanlar alemi bu tür üreme ile varlıklarını sürdürürler. Ancak böyle bir yolla üreme işi insan haysiyeti ve izzeti ile bağdaşmaz. Bundan dolayı Allah Teala bir çok yaratıktan üstün kıldığı, sayısız nimetlerle taltif buyurduğu insanlık aleminin varlığı onuru ile mütenasip yöntemle devam ettirmesi için nezih olan evlenme nizamını koymuştur. Bu ilk insanlar Hz. Adem ve Hz. Havva’nın evlenmesi ile başlayıp bütün semavi dinlerde devam edegelmiştir. Usulüne uygun biçimde gerçekleştirilen evlenme akdi sonucunda birleşen erkek ile kadın meşru çerçevede birbirlerinden yararlanma hakkını kazanmış olur ve temiz bir biçimde çocuk sahibi olurlar. Bu hak ve menfaat onlara özgüdür. Kadın yalnız eşine helaldir, iffetli bir anne olmaya namzettir. İffet ve namusu her türlü tecavüzden masumdur. Başkasının onun kadınlığından yararlanması ve ondan çocuk edinmesi söz konusu değildir. Erkekte başka kadınların iffet ve namusunu kendi hanımının iffet ve namusu kadar muhterem ve dokunulmaz görür.
Kur’an’ı Kerim’de bu hikmete işeret edilerek şöyle buyuruluyor:
“Ey insanlar! Sizi tek bir nefis ( Adem ) den yaratan ondanda eşini yaratan ve ikisinden bir çok erkekler ve ka- dmlar üretip, yayan Rabbiniz’den korkun. Adını anarak birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının.” (Nisa 1)
“Allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı ve sizi temiz gıdalarla rızıklandırdı.” (Nahl 72)
2- Soy ve neseplerin korunması:
Evladın babalarına intisap etmesi, temiz soyluluğu ile iftihar etmelerinin tek yolu Allah Teala’nın meşru kıldığı nikah müessesesi ve karı ve kocanın ortaklaşa kurdukları aile ocağıdır. İnsanoğlunun yaşadığı toplum içinde şahsiyetli, itibarlı, şerefli, haysiyetli ve onurlu bir hayat sürdürmesi ve kendisini mutlu sayması için gerekli temel şartlardan biri, hatta birincisi meşru bir evlat olması, kendisini öyle bilmesi ve toplum- ca da öyle tanınmasıdır. Aksi takdirde gayri meşru veya soysuzluk gibi çirkin bir damgaya maruz kalmanın ezikliğinden korunması veya kurtulması herhalde kolay değildir.
Şayet evlilik müessesesi olmazsa, erkeklerle kadınların gayri meşru biçimde birleşmeleri sonucunda üreyen insanlardan oluşan bir toplulukta ne soy sop ne de asalet ve neca- bet bulunur.
“Andolsun ki senden öncede peygamberler gönderdik ve onlara da eşler ve çocuklar verdik.” (Rad, 38)
“Aranızdan bekarları, kölelerinizden ve cariyeleriniz- den iyi davranışlı olanları evlendirin.” (Nur, 32)
“Kaynaşmanız için size kendinizden eşler yaratıp da aranızda sevgi ve merhameti peyda etmesi O’nun varlığının delillerindendir. Doğrusu bunda iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.” (Rum 21)
Üç kişinin olayıyla ilgili olarak, Enes -Allah ondan razı olsun- anlatıyor:
“Onlardan biri, ben geceleri sürekli namaz kılacağım dedi. Diğeri ben her zaman oruç tutacağım, oruçsuz gün geçirmeyeceğim, dedi. Diğeri, ben bekar kalacağım ve hiç evlenmeyeceğim, dedi. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem geldi ve: “Şöyle şöyle diyenler siz misiniz? Allah’a yemin ederim ki ben aranızda Allah’tan en fazla korkan ve en fazla takvalı olanmızım. Buna rağmen ben bazen oruç tutuyor, bazen tutmuyorum. Gecenin bir kısmında namaz kılıyor bir kısmında uyuyorum ve kadınlarla evleniyorum. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.” buyurdu. (Buhari 5063. Müsliml401)
Makil bin Yesar -Allah ondan razı olsun- anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “(Eşlerini) çok seven ve doğurgan olan kadınlarla evleniniz; kuşkusuz ben (kıyamet günü) sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere övünürüm.” (Ebu Davud 2050. Nesai 6/65)
