Hocanın Nitelikleri “Alan Bilgisi”

By | 1 Ağustos 2019

İbn Cemaa’ya göre hoca, her şeyden önce, başkalarına an­latacağı veya öğreteceği konu yahut konuları iyi bilen ehliyet­li kişidir.

İbn Cemaa, hocanın, anlatacağı veya ders vereceği konu­ya tam hakim olmasını zorunlu saymaktadır. Ona göre hoca, en iyi bildiği konuda ders vermelidir. O, bir kimsenin yeterli düzeyde, alan bilgisi kazanıp uzmanlaşamadığı bir konuda ho­calık görevini üstlenme ye kalkışmasını, günahkarlık ve fasıklık olarak nitelendirmektedir. Bir hocanın, iyi bilmediği bir ko­nuda öğretime kalkışması, dinle oynamaktır diyor.

Dahası, bu tip hoca, insanlar arasında aşağılanacak, onuru­nu yitirecektir. İbn Cemaa, bu görüşünü, olduğundan fazla görünmeye çalışanı yeren hadisi ve önceki bilginlerin sözlerini naklederek desteklemeye çalışıyor.

Ehliyetsiz bir hocanın eline öğretimi vermek, eğitim-öğretime, ilme ve çocuklara ihanettir.

Hoca ilme öylesine düşkün olmalı ki, birçok yönden ken­disinden daha aşağıda olanlardan bile, bilmediklerini iştiyakla öğrenebilmelidir. Şartlar ne olursa olsun, ilimle ilgili faydaların­dan uzak durmayı göze almamalıdır. Said b. Cubeyr’in şu sözü­nü öncelikle naklediyor: “Kişi, öğrenmeyi sürdürdüğü müddetçe âlimdir; öğrenmeyi bıraktığı, kendisini müstağni (doygun) sa­nıp sahip olduklarıyla yetindiği an, olabilecek en cahil biridir”

İbn Cemaa, hocanın, önce yazılmış olanlarla yetinmemesi­ni, sürekli kendini yenileyen birisi olarak onları aşmasını; onla­ra yenilerini eklemesini istiyor. Dolayısıyla ona göre hoca, aynı zamanda bilgi üreticisi de olmalıdır. Kitaba bağlı eğitim-öğretimin yapıldığı o dönemler için bu düşünce oldukça dikkat çe­kicidir. Bu görüşüyle İbn. Cemaa, bir bakıma skolastik öğrenim anlayışını evetlemediğini de ortaya koymuş oluyor.

Hocanın, bilgilerini kaleme alarak onları ebedileştirmesini de özellikle isteyen İbn Cemaa’ya göre yazma, hocanın o konu çevresinde daha fazla düşünme, araştırma ve çeşitli kaynakları inceleme ihtiyacı hissetmesine neden olacak; dolayısıyla o saha­nın gerçeklerini bütün incelikleriyle kavramasını sağlayacaktır. Yazma, diğer faydalan yanında, yazarın dilini de geliştirecektir.

Ne var ki, onun istediği, “yazmış olmak için yazmak” değil, bu konuda belli ilkelerin göz önünde bulundurulmasını, özgün işlevinin olmasını istiyor. Sözgelişi, daha önce yazılmış olanla­rı tekrara kalkışılmamak. O ana kadar yazılmamış, en iyi, da­ha çok faydalı, ihtiyaçlara cevap verecek olan hususlar ele alı­nıp yazılmalıdır. Ayrıca, okutulan kitaplara notlar düşülerek ek­sikleri tamamlanmalı, açıklamalar yapılmalı, onlara yeni bilgi­ler eklenmelidir.

İbn Cemaa, kitap yazmayı hoş karşılamayan çağdaşı bil­ginlerin görüşlerine katılmamakla birlikte, ehliyetsiz insanların yazmasına karşı çıkmaktadır. Hocanın yazmasını isterken onun daha fazla çalışarak buna tam ehliyetli olmasını; yazmak sure­tiyle de çalışmalarını ve araştırmalarını sürdürmesini istemek­tedir. Bütün bunlarla onun gözettiği önemli bir amaç var; ho­canın ideal ölçüde bilgilenmesi, yetişmesi.

Hocanın araştırmalarını sürdürerek bilgi hâzinesini zengin­leştirmesini isteyen İbn Cemaa, bunların birbirinden kopuk bil­gi yığınları olmasını düşünmüyor. Aksine, onların özümlenme­sini, aralarında bağ kurularak sistemleştirilmesini arzu ediyor. Bu nedenle o, kitap sayfalarından bilgi toplamakla yetinen ho­cayı benimsemiyor. Ona göre hoca, topladığı bu bilgileri, çağı­nın ileri gelen bilgin-hocalarıyla tartışmalı, sık sık bu tür top­lantılara katılarak onları iyice hazmetmelidir.

Ayrıca, İbn Cemaa, hocanın kendisine özgü fikirlerinin ol­masını, farklı görüşleri nakletmekle yetinmeyip kendisini de or­taya koymasını zorunlu görmekte, onun bir kitaba veya bir ilim adamına bağlı kalmamasını istemektedir. İşte sözü edilen bu tartışmalar, sohbetler ve farklı görüşleri değerlendirerek kişisel kanaate ulaşma çabası, hocanın kendi dalının yetkili uzmanı olmasına büyük katkıda bulunacaktır.

Burada, İbn Cemaa’nın özellikle vurguladığı ilim ahlakıy­la ilgili bir konuyu da belirtmekte yarar var. Hoca, iyi bilmediği konularda ders vermeyeceği gibi, öğrettiği konuyla dolaylı ilin­tisi bulunan ve kendisinin iyi bilmediği hususlar olursa onları öğretmeye de kalkışmamalıdır. Aynı şekilde, kendisine bilmediği bir şey sorulunca da, hiç çekinmeden, “bilmiyorum” de­meli; şüpheli veya yanlış bilgi vermemelidir.