İsa (A.S.)’a gelince:
İlâhî ve Kevnî mertebeler kâmil bir hale gelince, İlâhî emir, bundan sonra ölüleri dirilten ve bunun alâmetlerini izhar eden, bir Peygamber gelmesini gerektirdi. Böylece akıllı geçinenler insanın da ölüleri dirilttiğini anlamalı, Hak Teâlâ’nın ise ölüleri dirilttiğini inkâr etmemeliydiler. Nitekim Hak Celle ve Alâ Hazretleri şöyle buyurur:
«Allah, böylece ölüleri diriltir.» (Bakara sûresi, âyet: 73)
Îsâ (A.S.) böylece dünyaya geldi. Hakikati ve ruhu Allahü Teâlâ’nın Zat isimlerinin EL AHAD (tek) nurundandır. Çünkü babasız dünyaya gelmişti. Bu isim Allah’ın BİR’liğine delâlet etmeliydi.
Hazret-i İsa’nın aklı ve kalbi, Hak Teâlâ’nın sıfat isimlerinden ikisinin, VÂHİD ve HABÎR nurundandır. Vâhid olmasının sebebi gerek ruhanî, gerek cismânî âlemde TEK’liğinden ötürüdür. HABİR olduğu da, açık ve gizli ilimlerde bilgiç, âlim olmasıydı. Nitekim Allahü Teâlâ Hazretleri şöyle buyurur:
«Hani sana yazı yazmayı, hikmeti, Tevrat ve Incil’i öğretmiştim.» (Mâide sûresi, âyet: 110)
Tevrat’tan murat zahir ilmidir. İncil’den murat bâtın ilmidir.
Hazret-i İsa’nın nefsi Hak Teâlâ’mn fiil İsimlerinin MUHYÎ (hayat veren) MÜMİYT (öldüren) ve HALİK (yaratan) gibi üçünün nurundandır. Muhyiliğe mazhar olduğu Allah’ın izni ile ölüleri diriltmesindendir. Mümiyt olması, birçok kâfirleri öldürmesindendir. Hâlık olması da bir yarasa düzmüş ve ona üflemiş, yine Allah’ın izni ile canlanmış ve havaya uçurmuştu.
Böylece İLÂHİ KEMALÂT insanlık hakikatinde, gaybın mânâsında ve varlığın yüzünde tamam bir hale gelince, İlâhî emir bunlardan sonra bir peygamber gelmesini gerektirdi. Öyle bir peygamber ki bütün kemalâtı üstünde toplamalıydı. Bütün âyetler onda toplu bulunmalıydı. O da Hazret-i Muhammed Mustafa Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’dir ki; Allah’ın habibidir. Suret ve mânâ âlemlerinde bütün mertebelerini topluca veya ayn ayrı kendisinde cem etmiştir. Nitekim kendi hakikati ile bütün hakikatleri üzerinde toplamıştır. Nitekim Mülk âleminde peygamberdir, onun gibi Melekût va Ruhlar âleminde de peygamberdir.
İsâ (A.S.)’m işi tamam olunca, o tarihten altı yüz yirmi iki yıl geçti. Ve Hâtemün Nebiyyin (Nebileri hitama erdiren) Seyyidül Mürselîn (gönderilen peygamberlerin seyyidi) Peygamberimiz (S.A.V.) dünyaya geldi. Nitekim Hak Teâlâ şöyle buyurur:
«İşte size Allah’tan bir nur (Hz. Muhammed)’e, bir ulu kitab (KuPan) geldi. Allahü Teâlâ, rızasına uyanları selâmete iletir. İradesiyle karanlıklardan nura çıkarır.» (Mâide sûresi, âyet: 15- 16
Muhammed Mustafa (S.A.V.) Hazretleri nur olduğu zaman Hak Teâlâ Hazretleri katında mertebesi öyle yüce oldu. Kendisinin hakikati, gerçeklerin gerçeğidir ve bütün semavî mertebelerin sıfatî aşikârlıklarım yüce isminde toplamıştır. Ruhu, Hak Teâlâ’nın Zatî nurundan ve aklı yine Hak Teâlâ’nın Zatî isimlerinin nurundan ve kalbi Hak Teâlâ’nın bütün sıfat isimlerinin nurundandır. Nefsi de Hak Teâlâ’nın bütün fiilî isimlerinin nurlarmdandır. Kendisini, gönderilen peygamberlerin seyyidi yaptı. Ve Hak Teâlâ O’nu âlemlere rahmet olsun diye göndermişti. Nitekim Hak Teâlâ Hazretleri şöyle buyurur:
«Seni de ancak âlemlere rahmet için gönderdik.» (Enbiyâ sûresi, âyet: 107)
Hak Teâlâ Hazretleri, peygamberlere ait kıssaları O’na haber verdi. Ondan sonra Hak Teâlâ Hazretleri O’na:
— Sabreyle! Uluların sabrı gibi sabreyle! dedi. Nitekim Hak Teâlâ şöyle buyurur:
«Öyleyse Sen de, azimli peygamberler nasıl sabretmişlerse öylece sabret.» (Ahkaf sûresi, âyet: 35)
Âyet-i kerimedeki Ulûlazim’den murat bazı ulu Enbiyâdır. Yâni Nuh (A.S.) kavminin ezalarına sabreyledi, İbrahim (A.S.) Nemrud’un od’una, ateşine ve İsmail (A.S.) da kurban olmaya sabır gösterdi. Yakûb (A.S.), Yusuf (A.S.)’m ayrılığına ve onun derdinden gözsüz kaldığına sabırlı oldu.
Yusuf (A.S.) kuyuya ve zindana sabır gösterdi. Eyyûb (A.S.) da _r.u türlü belâlara sabretti. Mûsâ (A.S.) ise kavminin ezasına sabır gösterdi. Ve Dâvûd (A.S.) yaptığı hata için kırk yıl ağlamaya sabır gösterdi. Yunus (A.S.) balık karnında kalmasına sabreyledi. Zekeriyâ A S. bıçkı ile biçilmeye sabır gösterdi. Ve Yahya (A.S.) Allah yolunla şehid olmaya sabretti. îsâ (A.S.) bir kerpici bir kerpiç üzerine koyamamaya sabreyledi:
İnned dünyâ ma’beretün fai’bürûhâ velâ ta’mürûhâ = Dünya bir köprüdür, onun üstünden geçin, onarmayın.» dedi.
Eğer sorulursa ki: — «Bütün mertebelerde Enbiyâ (A.S.) Cenab-ı Hakkı müşahede ettilerse halkı Hakka nasıl davet edebilirler?» diye, O’nun cevabı şudur:
Hak Teâlâ Hazretleri kendisiyle peygamberleri arasına nuranî bir çerde koydu. O perdeler sebebiyle halkı davet ederdi. Bazıları derler ki:
— Hak Celle ve Alâ Hazretleri, Enbiyâ’ya ruhlar âleminde şu sözlerle vasiyet etti:
«Ben, sizi ecsam (cisimler) âleminde kullarına peygamber olarak gönderdim. Onlara birçok şeyler isnat ederek onları kırmayasınız, öfkelendirmeyiniz. Benden daima bir perde arkasında kalınız. Bana isnat ettikleri bazı şeylere de rıza göstermeyiniz. Onlarla aranızda mânevi bir perde bulunsun. Size halkla HAKK’ı ve HAK’ta HALK’ı görmeyi sağlık veririm, tavsiye ederim.»
Ey İlâhi sırları öğrenmek isteyen! Bil ki Enbiyâ (A.S.)ların hallerini ve sırlarını kimse anlıyamaz ve onlardan haberdar olamaz. Yalnız Allahü Teâlâ (Azze Sultanühü ve Celle Bürhanühü) Hazretleri agâh olur.
Sana baştan sonuna kadar itibar nazarıyla ve doğru yoldan sapmayarak inkâr edilmeyecek surette beyan ettiğim şu yazılara nazar kıl. Sonunda belki açık ve parlak hikmet üzerine anlamış olmak ve sonların sonunda marifet şarabını içmek gerektir. Çünkü Enbiyâ A.S.ların şeriatlarını, tahkikatını ve temsilâtını size beyan ettim. Güzelce itibar edip ibret almak gerektir.
«Peygamberlerin kıssalarında akılları tam olanlar için hisseler, ibretler vardır.» (Yusuf sûresi, âyet: 111)
Bundan sonra bilgimizi tamamlamaya, şeriatı ve hakikatları tekmil etmeye ve Hazret-i Muhammed (S.A.V.) Hazretlerinin faziletlerini beyan etmeye meşgul oluruz. İnşallahü Teâlâ.
