Bir gün Dâvûd (A.S.) mescide girdi. Ama yolda gururla, fahirle yürüyordu. Hak Teâlâ:
Ey Dâvûd, dedi. Bu türlü salma salma kulunun evine mi gidiyorsun?
Dâvûd (A.S.), Cenab-ı Hakkın ululuğundan korkarak âsasına yanıştı, tuttu.
İbni Abbas (R. Anh) Hazretleri der ki:
Dâvûd (A.S.): — “Yâ İlâhi! dedi. Senin evinde oturanlar kimlerdir?”
Hak Celle ve Alâ Hazretleri:
Yâ Dâvûd! dedi. Onlar o kimselerdir ki ululuğum, azametim için halka alçak gönüllülük gösterirler, onurlanmazlar. Şehvetlerini benim için terkederler. Açları benim için doyururlar. Çıplak kimselere elbise giydirirler. Garipleri hoş tutarlar. Belâlara uğramış kimseleri esirgerler. Yâ Dâvûd! Sen benden dünyanın sarhoş ettiği şu bilgin kişiyi isteme!
Dâvûd (A.S.):
— “Her padişahın hâzinesi vardır. Senin hâzinen nasıl bir hazinedir, nasıl bir nesnedir?” diye sordu.
Hak Teâlâ Hazretleri:
— “Benim hâzinem, Arş’dan yüce, Kürsî’den daha geniştir, göklerden de daha süslüdür. Onlar Uçmak nimetleridir” dedi.
Dâvûd (A.S.):
— “Yârabbi, o hâzinen nerededir?” diye sordu.
Hak Teâlâ Hazretleri:
— “Yâ Dâvûd! dedi. Benim hâzinem sınık, kırık, yaralı gönüllerde ve hüzünlü yüreklerdedir. Ey Dâvûd, kendi nefsine düşman ol. Sonra benimle dostluk eyle! Yâ Dâvûd, iyi bil ki benim iyi kullarımın şavkı, gönül meyilleri bana çok uzandı, ben de onlara çok müştakım. Yâ Dâvûd! Benimle ferahlı ol. Benim zikrimle nimetlen. Yâ Dâvûd! Amelsiz duanın misli, benzeri, yağmursuz olan şu buluta benzer. Yâ Dâvûd! Bir kişinin dört saat ömrü olsa bir saat dua ve münacaatta
bulunması gerekir. Bir saat da kendi nefsini ıslâh etmeli, bir saat dostlarını görmeğe gitmeli, bir saat da helâlden kazanıp nafaka edinmeli.” Dâvûd (A.S.):
— “İlâhî Mizân’ı bana göster!” dedi. Mizân’ı gördü. O anda da aklı gitti. O zaman:
— “Yâ İlâhi, bunu doldurmağa kimin gücü yeter?” diye sordu. Allahü Zülcelâl Hazretleri:
— “Yâ Dâvûd! dedi. Ben bir kulumdan razı olsam o teraziyi bir hurma ile doldururum.”
Dâvûd (A.S.):
— “İlâhî, dilerim ki Sırat Köprüsünü göreyim!..” Hak Teâlâ Hazretleri ona Sırat’ı gösterdi. O da:
— “Yâ İlâhî, Sırat’ı geçmeğe kimin gücü yeter?” diye sordu.
Hak Teâlâ Hazretleri:
«Lâ ilahe illallahü Muhammedün Resûlullah Allah’tan başka İlâh yoktur. Muhammed Onun Resûlüdür.» dese, Sırat’ı çakan, kayan bir şimşek gibi geçer. Yâ Dâvûd! Her kim bir kaçak kulumu katıma getirse ben onu âlimler arasına kor, yazarım. Ona azap etmem! diye buyurdu.
Nakledilmiştir ki, İsrailoğullarmdan bir bilgin kişi vardı. Seksen sandık kitap bilgisini bellemişti. Hak Teâlâ Hazretleri Dâvûd (A. S.)’a:
— O âlime söyle diye buyurdu. Eğer bir o kadar daha ilim toplasa şu üç şeyi yerine getirmezse ona fayda vermez. İlki, dünyaya ve ehline kapılmasın.
İkincisi budur: Şeytana uymasın. Şeytan müminlerin yoldaşı değildir. Üçüncüsü de şudur: Kimseyi incitmesin. Bir gönlü incitmek müminlerin işi değildir.
